24 November 2012

Telesekretere konuşamayan..







4 Ağustos 2011: Teoman müziği bıraktı.

23 Kasım 2012: Teoman müziğe döndü.

Ve bir gün sonra ben, 'Sebep?' sorusuna cevap arıyorum.

GQ Türkiye'nin Mayıs/2012 sayısı kapağında yazlık elbiseleriyle Teoman var. Elleri ceplerinde, yüzü gülüyor, mutlu, rahatlamış. En azından, bir fotoğraftan çıkarabilecekleriniz bunlarla sınırlı. Dergi elimde ve biraz daha ipucu için iç sayfalara doğru ilerliyorum. Ebru Çapa'ya konuşmuş, içindekileri anlatmış; neden bıraktığını, dönüp dönmeyeceğini, mevcut ruh halini falan. Birkaç pasajla durumu özetleyeyim:


“Teoman tatilde; bundan böyle hakikaten öyle. Ben bazı şeyleri kaybetmişim ya... Böyle sayfalar dolusu anlatırım ama bir arkadaşım daha güzel özetledi: Eskiden inanıyordun, artık inanmıyorsun, dedi... Şarkı yazmakta zorlanıyordum. Eski yaptıklarım da başıma bela olmuş. Eski şarkılar, yeni şarkılarımı dövüyor; öyle bir şey de vardı, ondan da rahatsızdım.”

“Yıllarca kendime 'Ben kreatif birisiyim, hayatım boyunca da kreatif olacağım' demişim. O da biraz stres yaratıyormuş bende meğerse. 'Ben bir bok yapmayacağım' dediğim zaman, birden çok rahatladım. Müziği bırakınca şöyle bir 'Ben kimim?' dedim, hüzünlendim, sevdiğim bir şeyi terk ediyorum gibi geldi. Ama şu anda geçti o.”


(Ebru Çapa'nın notu: “Habire bir dönecek mi, dönecekse ne zaman dönecek sorusu. İşbu metin ve elinizde tuttuğunuz dergi de aksi bir örnek teşkil etmiyor malum. Önümüzdeki yıl için kendine çizdiği, yazın Londra'dan başlayıp Yunan Adaları'na, oradan Antalya'ya, sonra Hırvatistan'a, sonra belki Güney Amerika'ya, Goa'ya falan uzanacak olan, Türkiye'ye kış geldiğinde de onun dünyanın bir yerlerinde yaz kovalayacağı tatil güzergahını anlatırken, laf dönüp dolaşıp 'gitmek mi zor, kalmak mı zor'dan çıkıp, dönmek mevzusuna bağlanıyor.”)

“Bakalım hayat ne gösterecek, temkinli temkinli durduğum yerde onu bekliyorum. Ama benzeri şeyler yapmak istemiyorum. Çok yazma, üretme motivasyonu olan insanlar var, ben onlardan değilmişim. Bak, Leonard Cohen 78 yaşında yeni albümünü çıkardı, fıstık gibi de albüm yapmış. Gerçi onun da bir 10-15 senelik ayrılığı var. Öyle şeyler de oluyor, inşallah geri gelir benim hevesim de.”

Ebru Çapa: Ben bu konuda dönen iddialarda parasını döneceğin üzerine yatıranlardanım.
Teoman: Öyle mi diyorsun; başka arkadaşlarım da öyle söylüyorlar.

Yukarıdakiler, birebir Teoman'ın ağzından dökülenler. Açık bir kapı her zaman bırakıyor ama dönesi de yok, yılgınlığını, bıkkınlığını anlatıyor. Sancılı bir dönemi geride bıraktığını hayattan keyif almak istediğini söylüyor, hatta uzun vadeli planlar bile yapıyor. Pek de dönmeyi düşünen biri gibi değil anlayacağınız. Bunu bir kenara koyalım ve esas soruyu soralım; kim, gerçekten Teoman'ın müziğe dönmeyeceğine inanıyordu? Kendisinin etrafındakileri bilmem ama benim etrafımda böyle biri yoktu mesela, sadece dönüş tarihiyle ilgili tahminler değişiyordu. Ben de Ebru Çapa gibi, bir bahis varsa döneceğine oynuyordum ama bu kadar çabuk olacağına inanmıyordum. Daha doğrusu, bu kadar çabuk olmasını istemiyordum.

Benim için çok sevilecek bir figür olmadı hiçbir zaman ama şarkılarını sevdim, özellikle sözlerini. Malum; bu topraklarda nadir bulunan şeyler bunlar. Tekerlemeden öte; hissi, anlamı, derdi olan sözler. Saygım büyüktü anlayacağınız. Ama “Gidiyorum” dedikten sonra, keşke gerçekten gitseydi. Sözlerindeki o samimiyeti, burada sürdürseydi. Ya da hiç “Gidiyorum” demeseydi ki en güzeli de bu olurdu sanki.

Hoş; şarkılarında yalanları sevdiğini söylüyordu, bugün itiraz edenlere “Ben demiştim” diyebilecek kadar tekrar etmişti bunu;

Bazı yalanlar güzel...”

"Çok sevdiğim bir yalandın...”

Yalancıyımdır biraz ama bana inan...”

Hep bir yalana övgü vardı sözlerinde, söylemeyi de duymayı da sevdiğini söylüyordu. Ne kadar geçerli bir kaçış noktası bilmem ama bugün için elinde bir kozdur, orası kesin. Ama dedim ya; bugün için. Bundan sonra söyleyecekleri ve yazacakları hep bir soru işaretiyle başlayacak. 4 Ağustos 2011'le 23 Kasım 2012 arasındaki uçurum, bundan sonrakilere de yansıyacak. Ve o uçurumu aşmak o kadar kolay olmayacak.

Peki, bundan sonra ne yapacak? Yine aynı röportajın satır aralarında bunun da cevabı var.

Bunca hevesimle bir şey yaparken, sürekli kendimi tekrar edip kendi kendimin karikatürü olmaktan da korkar olmuştum. Müzik zevkim hakikaten soft'laşmış. Eric Satie, Leonard Cohen, Tom Waits falan dinliyorum. Müzikal zevkim değiştiği için, eğer ileride dönersem, müzik tarzımın değişmesi zorunlu. Hard rock falan, artık kafamı şişiriyor benim. Soft bir herifim yani. Farklı müzikleri ararken çok vakit kaybettim ben. Baştan başlasam, şimdiki zevkimle, çok daha akustik tınılı, çok daha klasik bir repertuar yapardım. Şarkıları yine aynı şekilde yazardım da onların aranjmanlarıyla ilgili kararlarım farklı olurdu. Belki modern olmayan ama hiçbir zaman da demode olmayacak şeylerin peşine düşerdim.”

Eh, neyin peşine düşeceği ortada en azından. Ortada olan tek şey hatta.

Zira dönüş notunda, şimdilik sadece sahneyi özlediğinden bahsetmiş. Üretme konusunu ise zamana bırakmış. Ama gel gör, o konu da biraz muamma;

Bir arkadaşım var, arada ona soruyorum; 'Beni 50 yaşında nasıl görmek istiyorsun?' diye. Bana şu anda çok uzak ama, 'Kayığını zımparalarken' dedi. Sahne gerilimine gereksinim duyacağıma, kayığı zımparalamak fena fikir değil.”

Röportajda sahneye gereksinim duymaktansa kayığını zımparalamayı tercih eden Teoman, dönüş notunda üretmekten öte sahneyi özlediğini söylüyor. Al sana bir çelişki daha.

Tamam, “Senin fikirlerin, hayallerin hiç değişmedi mi?” diyen çıkabilir ve cevabım samimiyetle “Evet, değişti, hem de çok kez” olur. Ama zaten bu da bir yargılama değil. Notların üzerinden geçmek sadece.

Bırakmıştım uzun zamandır
Ama ihtiyacım var şu anda"

Bir içki şişesine bunları söyleyen ve onu yaşam destek ünitesine dönüştüren adam, bugün de “İhtiyacım var, döndüm, kime ne?” diyebilir elbet. Ama dedim ya; biraz karışığım.

Yazın Londra'dan başlayıp Yunan Adaları'na, oradan Antalya'ya, sonra Hırvatistan'a, sonra belki Güney Amerika'ya, Goa'ya falan uzanacak olan, Türkiye'ye kış geldiğinde de dünyanın bir yerlerinde yaz kovalayacağın tatil güzergahı iyiymiş be abi, keşke hiç bozmasaydın” diyesim geliyor.

Neyse...



No comments: