14 November 2012

blackout


















(Dün, saat 21 suları)

Dünyanın en güzel insanlarından biriyle karşılaştım. Yanına gidip "Beraber bi' fotoğrafımız olsun isterim, sorun olur mu?" dedim, "Ne demek" diye karşılık verdi. Onu bulmuşken, yanımdaki Ahmed'i kaybetmişim. "Ee fotoğrafı kim çekecek şimdi?" kaygılı monologumu, "Sorun değil; sen arkadaşını bul, ben şurada duruyorum" diyerek göğsünde yumuşattı. Ahmed'i buldum, durduğu yere döndüm. "Hah, geldin mi?" dedi, sırtımızı duvara verip objektife döndük. Fotoğraftan sonra teşekkür edip uzaklaştım.

(İki saat sonra)

Yine karşılaştık. İki saat önceki muhabbetten doğan hukukuma sığınıp gülümsedim, selamlaştık. "Nasıl gidiyor?", "İyi, hoş" falan derken ayak üstü beş dakika konuştuk. 'hiç' paylaşmıştı; 29 Kasım'da İKSV'de söyleşisi var, onu hatırlattım. "Gelecek misin?" diye sordu, "Tabii, iki sene önce falandı sanırım; Karga'da Etgar Keret'le bi' söyleşiniz vardı, ona da gelmiştim" dedim. Sevindiğini söyleyip teşekkür etti. Daha fazla kitlememek için "Görüşmek üzere" deyip uzaklaşıyordum ki geri döndüm:

- Son bi' şey daha, yakalamışken sormam lazım. 'Ziyan'ın sonunda neden 'Blackout' var?
+ Neden? O, düşen bir adamın hikayesi çünkü. Yarım saniyelik bir 'an' sadece, yere düşmeden, toprağa çarpmadan önce geçen yarım saniye. O 'an'ı anlatmak için en uygunu buydu.
- Anladım, görüşmek üzere.
+ Çok sağol, görüşürüz.

_________________________________________________

"bir sigara daha.. bir şarkı daha.. son bir şarkı.. muse, blackout.” / Ziyan - Hakan Günday




don't kid yourself
and don't fool yourself
this love's too good to last
and I'm too old to dream

don't grow up too fast
and don't embrace the past
this life's too good to last
and I'm too young to care

don't kid yourself
and don't fool yourself
this life could be the last
and we're too young to see.



1 comment:

tierra said...

şanslı adamsın vesselam