25 November 2012

Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde...



































Melisa Kesmez, Radikal'deki incelemesinde "İnsan sevdiği şeyleri yazamıyor. Kaç dakikadır boş sayfaya bakarken bunu düşünüyorum. Yazarsam büyüsü bozulacak sanki" demiş bu kitap için. Ama nihayetinde bi' şekilde yazmış, bense yazamayan taraftayım hâlâ. Şimdilik öykülerden parçalarla yetineyim, doyurucu bi' şeyler okumak isteyenler de şuraya buyursun...

____________________________________


“(...) Hiç olmazsa ölmeseydi, gitmeseydi, babalık etseydi. Dursaydı, baba denecek biri olsaydı evin içinde. Ama gitti işte, ölüverdi adam, adına bile dillerini döndüremedikleri bir Bulgar kasabası girişinde. Gitmesinde sorun yok, asıl sorun bir daha gelmeyecek olmasında.” / kimi sevse gülderen

"(...) Erkek sevildiği zaman umurunda bile olmayan ne çok ayrıntıyı hatırlıyor vakit terk edilmeyi vurunca, o ayrıntılardan kurmaya çalışıyor geri dönüşünü kadının. Oluyor mu? Olmuyor." / biten bir aşkın ardından

“(...) Ne çok değişiyor dünya, sanki her sabah dünden akılda kaldığı kadarıyla yeniden kuruluyormuş gibi. Her gün biraz daha kendine benzememeye başlıyor her şey o yüzden.” / biten bir aşkın ardından

“(...) Aşk acısı çekmenin yeri de yok, yaşı da; nereye gitsen kafayı da taşıyorsun çünkü. Kaçarın yok... Kafamın içi öğlen uykusu gibi güzel, uyuşuk ama bir yandan da...” / bilye hikmet

“(...) Annem çıktı kapının önüne ilk önce, sabah. Uyumamıştı elbet, belki içi geçmiştir bir iki dakika. Sarıldık, ağladık uzun uzun. 'Ben' dedim, 'dönüyorum bugün.' Biraz da onun için ağladı başlamışken. Zaten gözünün önünde evlatlar değildik de, yine de birinin temelli gidişinin ardından öbürünün de eloğlu gibi izin isteyişine kırıldı. Belli etmedi ama. 'İşinin gücünün başına dön yavrum, yapacak bir şey yok burada artık' dedi. Ölümü kimse daha iyi anlatamazdı.” / bir konsomatrisin hikayesi

“(...) İlk o zaman göz göze geldik Şefika'yla. Gözleri, nasıl desem, camdan bilyeler gibi pırıl pırıldı. Çok üzgündü ama. Ben annesine üzülüyor sanmıştım baştan, değilmiş, o hep öyleymiş, üzgünmüş hep. İnsan üzülmekten yorulmaz mı?” / hep klinsmann'ın yüzünden

“(...) Her şeyin biteceği hakikatini aklına getirmeyebilecek kadar çocuk olmak ne büyük mutlulukmuş meğer.” / hep klinsmann'ın yüzünden

“(...) Klinsmann, Arjantinli Monzon'u oyundan attırınca dağıldı Arjantin. Bir de üstüne Rudi Völler kendini yere atıp yalandan bir penaltı kazandırdı takımına. O penaltıyla şampiyonluktan etti Arjantin'i Almanya. Hep Klinsmann'ın yüzünden.” / hep klinsmann'ın yüzünden

“(...) Evde, çokça büyük arasında bir çocukla bir yaşlıydık. Bizim bizden iyi dostumuz ve düşmanımız olamazdı. Oyunlarımız eğlenceliydi. Yaşlılar o terk edilmiş, gözden düşmüşlükleriyle evin içinde varlıklarını fark edenlere bunaltacak bir ilgiyle karşılık verirler de bu ilgiden yalnız çocuklar bunalmaz ya hani; öyleydi bizim hukukumuzun da esası.” / kadınlar hep olmadık zamanlarda

“(...) Ben çocukluğumdan beri hayatı annemin ölümüne kadar sanmışım, onu anladım ben de. Sanki o ölünce 'Son' yazısı çıkacak ve biz de, cennet mi cehennem mi, nereye gideceksek oraya gitmek üzere nakil araçlarına bindirilecektik. Şu ağzı burnu yumruklanası 'ölenle ölünmüyor'cular olmasa, farkına bile varmayacaktım annem ölünce, hepimizin ölmüş sayılmadığının.” / kadınlar hep olmadık zamanlarda

“(...) Saydım, sadece dört kez bakmıştım yüzüne. Aşık olacağım belliydi, bakmadım daha fazla.” / kadınlar hep olmadık zamanlarda

“(...) Ve bitti, gitti. Hiç kimseyi sevmedim ondan sonra, bir kendimi sevdim, dönmeye kalkarsa beni bıraktığından da iyi bulsun diye.” kadınlar hep olmadık zamanlarda

“(...) Opera'nın önünden geçiyorum. Ne güzel bina... Bir kere opera dinlemeye gelmişliğim yok. Boşanmasaydım belki gelirdik beraber. Evli insanlar hep sinemaya, tiyatroya gidememekten yakınırlar zaten. Bir kere olsun duymadım; “Ben de eşimin yanında şıkır şıkır süslenip operalara gitmek istiyorum” diyen kadını. Hani sorunca hepimiz sineması, tiyatrosu var diye büyük şehirlerde yaşıyoruz ya, onun için diyorum. Meraklısı olduğumdan değil. Gitmedikten sonra, Opera da işte eninde sonunda önünden geçilecek güzel bir bina, boşanmaya giderken.” / ben evlenmeyi boşanmaktan daha çok seviyorum

"(...) 'Dünyanın en zor işiymiş insanın çişini tutması arkadaş' demişti çok sonra bana anlatırken, 'Bir araba dayak yedim, bana mısın demedi de o, çiş tutmanın ıstırabını ömrümce unutmam, yaş olup gözümden akacak zannettim.'" / vakitlice gelmeyen çiş

"(...) 'Bu memlekette çişini bile vakitlice yapacaksın aga!' dedi hatta, kalkıp çişini yapmaya giderken rakı masamızdan. 'Bizim memlekette yoldan geçen, inşaata işeyen adamı bile zorla komünist yaparlar çünkü!'" / vakitlice gelmeyen çiş

"(...) Ne tuhaf adamlar şu zabıtalar; polis desen değil, belediye memuru desen değil. Ama tekmesi pek; polis gibi..." / biraz uzunca bir diyet hikayesi

"(...) İşe gidenlerden sadaka gelmezdi pek, sadaka aylakların, gezenlerin, gösterişçilerin ve dahi günahkarların işiydi daha çok. İşinde gücünde olanlardan bir kadınlar verirdi sadaka. O da işine gidenlerden değil, SSK'ya, belediyeye, bankalara gidenlerin arasından çıkardı bir. İşim bir an önce görülsün diye rüşvet verirlerdi dilenci kadına. Allah'a rüşvet vermenin yolu bu... Memura versen elli kuruşla iş mi olur, en iyisi bu yaşlı kadına çil çil mangırlarını döküp, hayrı Allah'a havale etmekti." / biraz uzunca bir diyet hikayesi


No comments: