10 September 2012

bir konserden geriye kalanlar..



muhammad ali videosu izleyip kendimi gaza getirdiğim şu saatlerde red hot chili peppers konserine dair iki kelam da ben edeyim dedim. en sonda söyleyeceğimi en başta söylüyorum; haksızsın pozitif ve sana laflar hazırladım...

cumartesi günü dört kişilik çekirdek bir ekiple şişli'den bindiğimiz taksiyle santral'in yolunu tuttuk ve taksici yanlış yola saparak farkında olmadan yolu kısaltınca, 15 dakikada konser alanına varmış olduk. çok pahalı kategorilerin yanında k1'in de giriş yapabildiği kapının önüne geldiğimizde, metre olarak 150-200, dakika olarak ner'den baksan 30'luk bi' kuyruk bizi bekliyordu. biz ne yaptık? sıranın 30. metresinde bi' tanıdık görüp araya kaynadık ve 10 dakika içinde kendimizi içeri attık. evet, bunu yaptık. hakkını yediğimiz herkesten de hepimiz adına bu vesileyle özür dilemiş olayım. neyse...

girişte sıkıntı yoktu, vakit kaybetmeden alana adım atmayı başardık. santral'i bilmeyenler için anlatayım; giriş yaptığımız yer, santra çizgisine denk düşüyordu. yani; hiza olarak alanın tam ortası, k1'in de en arkası gibi düşünün, neyse... 18:15 sularında hava aydınlık, kalabalık insani boyutta, tuvalet sıraları tek kişiden ibaret, ortalık ise sakindi. sahnenin karşısındaki kulenin önünde diğer tanıdıklarla buluşup, hafiften önlere doğru ilerledik ve uygun bulduğumuz ilk boşluğa çöktük. athena'nın çıkmasına yakın içecek bir şeyler almak için kulenin arkasındaki standa gittik ve biraz daha arkaya doğru baktığımızda, ufukta (abarttım, tamam) kategori 2'yi gördük. mesafe biraz uzak geldiğinden, merakımıza yenildik ve “bu insanlar ne izleyecek acaba?” diyerek k1'le k2'yi ayıran şeridin önüne gittik. yüzümüzü sahneye doğru döndüğümüzde, arada yaklaşık bi' boğaz köprüsü mesafe olduğunu fark ettik. bi' şeylerin ters gittiğini anladığımız ilk an da bu oldu. zira iki kategori arasındaki fark, hiç de 25 liraymış gibi gözükmüyordu. “daha bunun en arkası var” diye düşünürken aklımıza kategori 3 gerçeği geldi. tahminim; konser sırasında ipod'u takıp eyüp civarında yürümekle, k3'ten red hot chili peppers konseri izlemek arasında bi' fark olmadığı yönündeydi ki konser sonrasında yazılanları okuduğumda pek de haksız olmadığımı görmüş bulundum.

konsere gelecek olursak; burada uzun uzadıya rhcp anlatacak değilim, bana göre mükemmel bir performanstı, setlist olsun, grup üyelerinin enerjisi olsun, her şey harikaydı, hatta istanbul'da izlediğim en iyi 2-3 konserden biriydi diyerek kapatayım. müzik yönünden istediğimi fazlasıyla alarak ayrıldım, cebimden çıkan her kuruş da feda olsun. buraya kadar sorun yok.

aslında, bundan sonrası için de kendi adıma büyük bir sorundan bahsedemem; zira, konserden sorun yaşamadan ayrılan şanslı bi' azınlık varsa, biz de onlara dahildik. konser sonunda bi' yarım saat içeride takılıp arka kapıdan rahatça dışarıya çıktık. soldaki köprüyü geçtiğimizde, tıpkı bizim gibi nasıl ve nereye gideceğini bilmeyen binlerce kişi olduğunu gördük ve bir umut sola dönüp yürümeye başladık. sıkışık trafikte boş otobüslerin varlığını görmemiz, kaderimizi değiştiren an oldu. üçüncü denemede otobüs şoförünü taksim'e gitmeye ikna edip 10 kişi içeri doluştuk, ardından muavinliğe soyunup ön kapıdan "taksim 10 lira!" diye seslenerek adam topladık ve 45 kişilik otobüsü doldurup, taksim'e doğru yola koyulduk.

saat 00:30 sularında tünel civarında otobüsten indiğimizde, nasıl bir kaosu geride bıraktığımızı bilmiyorduk ama öğrenmemiz çok zaman almadı. hatta saat 2'de telefon açıp “biz hala santral'deyiz, araç bulamadık” diyen şanssız bir dostumuz, tablonun daha da netleşmesini sağladı. sosyal medyadaki infial, küfredenler, sövenler, bela okuyanlar da cabası. hepsini görüp, okuyup evlere döndük.

buraya kadar anlattıklarım, kendince mükemmel bir konseri en az hasarla atlatan, majör bir şikayeti bulunmayan bi' adamın anılarıydı, bundan sonrakiler ise “insanda biraz utanma olur” diyen bi' adama ait.

ama yiğidi öldürmeden önce hakkını vereceğim;

1- kategori 3'ün biletleri, yanında 'kısıtlı görüş' ibaresiyle satıldığı için çok bi' yorum yapmak istemiyorum. en azından pozitif'in “biz uyarmıştık” deme hakkı var.
2- konsere gelişte servisler gayet düzgün işlemiş, benim duyduklarım, bildiklerim aksi bir durumu işaret etmiyor.
3- “alkolsüz konser mi olur?” diyerek pozitif'in bu mevzuda pasif kaldığını ileri sürenler, haklarını çok daha önce, başka olaylarda, başka mecralarda arayacaktı. konser mekanlarınız teker teker kapatılırken, sokaktaki masalarınız toplanırken, bireysel özgürlüklerinize kafa göz girişilirken, bu ülkede, bu şartlarda, bu siyasi ortamda kimsenin yapmadığı don kişot'luğu pozitif'ten beklemek, biraz haksızlık gibi geliyor.
4- “başka yer mi yoktu?” sorusu tek başına bir anlam ifade etmiyor, zira alternatif olarak stadyum seçeneğini sunanlara karşı pozitif'in “denedik ama ligler başladığı için kulüpler buna yanaşmadı” açıklaması var.

yiğidin hakkını teslim ettiğimize göre, sadede gelebiliriz; beni bu yazıyı yazmaya iten şey, konserden bir gün sonrasına ait. pozitif müzik direktörü murat abbas, dünya üzerinde yaptığı işi kıskandığım nadir adamlardan biri ve profesyonel anlamda da gayet başarılı olduğuna inanıyorum. buraya kadar sorun yok. ama konserden bir gün sonraki marie antoinette tarzı tweet'leri pek de yenilir yutulur cinsten değildi. kibir mi desem, sinir mi bilemediğim bir çerçeve içinde şikayette bulunan herkesi cehaletle suçlarken, erdoğan bayraktar'a göz kırpan “bunlar dünyanın her yerinde oluyor” minvalindeki açıklamalarıyla, mevzuyu “siz ne bilirsiniz?” noktasına taşıdı. bir gün sonra hesabını kilitlemesini ve yazdıklarını silmesini kendisi nasıl açıklar bilmiyorum ama ben hatasını kabul ettiği yönünde algılıyorum. en azından böylesi, kendisine ve çalıştığı kuruma olan saygımı bir nebze muhafaza edilebilir kılıyor.

ama yine de söylediklerini teker teker açmakta fayda görüyorum;

doğrudur; seyirci açısından dünyanın her yerinde böyle kalabalık konserlerin zorlukları olur; ulaşım, yemek, tuvalet gibi başlıklarda sıkıntılar yaşanır. ama bu söyledikleri, o alana neden 42 bin kişi alındığının cevabı değil. ya da iki ay öncesinde bittiği söylenen kategori 1 biletlerinin, konsere iki hafta kala nasıl olup da yeniden satışa sunulduğunun. bu noktada sadece benim değil, birçok kişinin burnuna ticari kaygı kokusu geliyorsa, oturup bunun hesabını verecek kişiler de o konsere gelip eziyet çekenler değil maalesef, bizzat pozitif yetkilileri.

“istanbul'un ulaşım sorunu yokmuş gibi bize sallıyorlar” tezi de bi' garip. “primavera'da şu kadar yürüdüm, sonar'da bu kadar taksi bekledim” diyerek de işin içinden çıkılmıyor, üzgünüm. “yurt dışı festivaller de böyle” derken, alttan alta “siz cahiller ne bilirsiniz” tonuna yaklaşmanın ayıbı kendilerinde kalsın, hasbelkader bu sene rock werchter'e gidebilmiş biri olarak sundukları doğruların teorik ama eksik olduğunu söyleyebilirim gönül rahatlığıyla.

evet, werchter'de de araçlar konser alanına en iyi ihtimalle 25 dakikalık yürüme mesafesine kadar yaklaşabiliyordu ama o 25 dakikayı yürüdüğünüzde sizi neyin beklediğini biliyordunuz en azından. dünkü gibi bilinmeze yolculuk yapmıyordu insanlar. belediyenin tahsis ettiği otobüsler, günün her saati doldukça kalkıyor ve sizi şehir merkezine bırakıyordu. iki otobüs arasında da beş dakikadan fazla beklemiyordunuz, hem gidişte hem de dönüşte. burada belediyeden yardım alınamamış olması, önemli olduğu kadar alışıldık ve tahmin edilebilir bi' detay. dolayısıyla, -en iyi ihtimalle- kuvvetli bi' hafifletici sebep sayılır, fazlası değil. böyle bir konser organizasyonunun altından başarıyla kalktığını iddia eden bir kurumun, dönüş için ücreti karşılığında (tatmin edici) bir servis ağı sağlaması ne kadar zor olabilir? bu sorunun cevabını yine kendilerine bırakıyorum.

bu arada, başlangıç-bitiş saati belli 3-4 saatlik bi' konser organizasyonunu 3-4 güne yayılmış festivallerle kıyaslamak kendilerine artı mı getirir, yoksa eksi mi bilemiyorum. işine yarayan yerden sarılmak kolay ama bu durumda ben de karşılarına “ama yemek? ama tuvalet? ama güvenlik?” kozlarıyla çıkabilir ve masadan da baya' bi' artıda kalkarım. zira bahsettikleri 100-150 bin kişilik festivallerde, insanlar herhangi bir sırada en fazla üç dakika beklerken, tuvalet ihtiyacını insan gibi karşılayıp, adam gibi yemekler yiyebiliyor. fiyatlara hiç girmiyorum bile.

güvenlik konusu var bi' de... konser sonunda kendini dışarı atmaya çalışırken sıkışanlar, bayılanlar, panik atak krizi geçirenlerden geçilmiyor ortalık. hepsi mi yalan söylüyor? ya da oluşan bu tabloda pozitif'in hiç mi suçu yok? çıkışlar daha iyi organize edilemez miydi? o bariyerler kaldırılamaz mıydı? insanlar izdihama karşı anonsla uyarılamaz, biraz içeride vakit geçirdikten sonra çıkmaya teşvik edilemez miydi? bunların hepsi soru ve maalesef tatmin edici bir cevabı yok.

ve en kötüsü de yaklaşım. hadi, murat abbas'ın yazdıklarını konser sonrası kimi haklı kimi haksız, kimi küfürlü kimi efendi binlerce tepkinin yarattığı dolmuşluğa verelim; başka bir pozitif çalışanı uluç dündar'ın yazdıklarını ne yapacağız? “size bu bile fazla, size gülhane konserleri müstahak!” tadındaki tweet'leri nasıl açıklayacağız? buradaki kibir düzeyini nasıl sindireceğiz? “allah razı olsun pozitif'ten, bizim de cehaletimize verin işte” mi diyeceğiz?

tamam, pozitif türkiye'de müzik sektörünün yapı taşlarından biridir. bundan on sene öncesinde hayal bile edemeyeceğimiz grupları, şarkıcıları ayağımıza kadar getirmiştir. belli bir kitlenin müzik algısının şekillenmesinde, müzik kültürünün yükselmesinde pay sahibidir, eyvallah. bunlara kimsenin itirazı yok zaten, en azından olmamalı. ama bunun bi' yere kadar kamu hizmeti olduğu gerçeği de ortada yani, üzgünüm. sonuçta, bütün bunların maddi olarak karşılığı alınıyor ki bu kurum mevcudiyetini sürdürmekle kalmayıp günden güne büyüyebiliyor. kendi adıma konuşmak gerekirse; bugüne kadar yaptıklarıyla, manevi olarak bana büyük hazlar yaşattılar. teşekkürü borç bilirim, helali hoş olsun. ama bunun karşılığı kibir, bunun karşılığı küstahlık olacaksa sıkıntı var.

keşke murat abbas, keşke uluç dündar daha sonra sildikleri o tweet'leri yazmamış olsalardı. haklı ya da haksız, insanları dinlemeyi becerip ona göre bi' karşılık verebilselerdi. anlamsız ve haksız tepkilere düzgün bir dille yanıt verip, kendi paylarına düşen hataların da altını çizebilselerdi. özetle; sektörde yarattıkları farklılığı, bir de bu şekilde gösterebilselerdi. ama olmadı.

yine de dediğim gibi; o tweet'lerin silinmiş olması ve ardından gelen mesajlar bana hala umut veriyor. umarım nerede hata yaptıklarını anlamış ve bundan sonraki organizasyonlar için kendilerine bir ders çıkarmışlardır. zira, bu ülkede müzikle beslenen insanların pozitif'e ne kadar ihtiyacı varsa, pozitif'in de müzikle beslenen o kitleye ihtiyacı var.

not: tüm bu yazdıklarımı “dost acı söyler” çerçevesi içinde okurlarsa, ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirler.




No comments: