25 February 2011

Bayern Münih vs. Borussia Dortmund




Almanya'da ezeli rekabet denince akla ilk gelen Bayern Münih ile Borussia Dortmund arasındaki mücadele olmayabilir. Hatta, Bayern Münih adına 1860 Münih, Borussia Dortmund içinse Schalke 04 ile oynanan karşılaşmalar, 'ezeli rekabet' tanımının içini daha iyi doldurabilir.

Ancak, iki kulüp arasında 90'ların başından itibaren büyük bir çekişme yaşandığı da yadsınamaz bir gerçek.

İki takımın ilk buluşması, 1965-1966 sezonuna denk geliyor. Münih'te oynanan ilk maçtan galip ayrılan taraf,  2-0'lık sonuçla Borussia Dortmund oluyor. Derbinin tarihsel açıdan köklü bir geleneğe sahip olmadığını söyleyebiliriz. Ancak iki kulübün kaderleri, çok daha öncesinde kesişiyor.

Borussia Dortmund, 19 Aralık 1909'da kilisenin futbol üstündeki etkisinden rahatsız olan bir grup genç tarafından kuruldu. Kulübün ilk toplantısı 'Zum Wildschütz' isimli bir pub'da yapıldı. Borussia ismi, yerel bir bira fabrikasına da adını veren Latince 'prussia' kelimesinden geliyordu. 1930'larda, Nazi Partisi Alman futbolunu yeniden şekillendirirken, partiye katılmayı reddeden kulüp başkanı görevinden alındı ve kulüp binasında anti-Nazi propagandası için broşürler hazırlayan birkaç kulüp üyesi infaz edildi. 1900 yılında, Münih Jimnastik Kulübü üyeleri tarafından kurulan Bayern Münih de tıpkı Borussia Dortmund gibi Nazi döneminden büyük yaralarla ayrıldı. Kulübün musevi başkanı Kurt Landauer ve teknik direktörü Richard Dombi, baskılara dayanamayıp ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yeniden yapılanan Almanya'da futbol geri plana atılınca, iki takım da 60'lara kadar dünya futbol sahnesinin zirvedeki aktörleri arasında yer alma şansı yakalayamadı.

Ancak 1963'te Bundesliga'nın kurulmasıyla birlikte, Bayern Münih ve Borussia Dortmund'un ayak sesleri yeniden duyulmaya başladı. 

Profesyonel düzeydeki ilk kupasını 1965 yılında kazanan Borussia Dortmund, bir yıl sonra, Glasgow'da oynanan Kupa Galipleri Kupası finalinde Liverpool'u 2-1 mağlup ederek, Almanya'ya ilk Avrupa kupasını getirdi. 

1967 yılında, Zlatko Çaykovski yönetiminde Kupa Galipleri Kupası'nı kazanan Bayern Münih'i bir üst seviyeye taşıyan isimse, Çaykovski'nin ardından 1968 yılında göreve getirilen Branko Zebec oldu. Yugoslav teknik adam, Gerd Müller ve Franz Beckenbauer gibi gençlerin etrafında kurduğu takım ve hücuma yönelik oyun anlayışıyla, Bayern Münih'i 37 yıl aradan sonra şampiyonluğa taşıdı. Aynı Zebec, 1981-1982 sezonunda da Borussia Dortmund'u çalıştıracaktı.


70'li ve 80'li yıllar, Dortmund'lular için çok da iyi anılara sahne olmadı. Zira, finansal sorunlarla boğuşan kulüp, o yıllarda başarıya bir hayli uzaktı. Bayern Münih ise 1974 yılında ilk kez Avrupa'nın en büyüğü oldu. Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Atletico Madrid'e karşı oynadığı ilk maçta, son dakikada Georg Schwarzenbeck'in golüyle beraberliği yakalayan Bayern Münih, tekrar maçından 4-0 galip ayrıldı ve kupayı müzesine götürdü. Takip eden sezonda Leeds United'ı finalde 2-0'la geçen Bavyera ekibi, 1976 finalinde de St. Etienne'i 1-0 mağlup edip, üst üste üçüncü Şampiyon Kulüpler Kupası zaferini yaşadı ki o günden bugüne, aynı başarıya ulaşabilen başka bir takım olmadı.



Bu dönemde geri planda kalan Borussia Dortmund, 1990'ların başında tekrar çıkışa geçerek, 'Bayern Münih'in ezeli rakibi' rolünü Borussia Mönchengladbach'dan devraldı. Takım, 1993'te UEFA Kupası finalinde Juventus'a mağlup olsa da o sezon kazanılan 25 milyon Alman Mark'ı, yeni yeteneklerin gelişimine ve transfere harcandı. Kadroya katılan isimlerden biri, Alman futbolu efsanelerinden Matthias Sammer'di. Kulüp 1995 yılında ilk Bundesliga şampiyonluğunu kazanırken, 1996'da aynı başarıyı tekrarlayan kadronun yıldızı Sammer de 'Avrupa'da Yılın Futbolcusu' seçildi. Sarı-Siyahlılar, bir yıl sonra, yine Juventus'la ancak bu kez Şampiyonlar Ligi finalinde karşı karşıya geldi. 3-1'lik galibiyetle kupayı müzesine götüren Ottmar Hitzfeld yönetimindeki takım, Kıtalararası kupa finalinde de Cruzeiro'yu mağlup etti.


Bayern Münih ise 90'lı yıllara iyi bir başlangıç yapamadı. 1990'da kazanılan şampiyonluğun ardından üç yılı kupasız geçiren Bayern Münih, Bundesliga'nın zirvesine çıkmak için Franz Beckenbauer'in takımın başına geçmesini ve 1994 yılını bekledi. 1994'te Bayern şampiyon olurken, Dortmund ligi dördüncü sırada tamamladı. O sezon, aynı zamanda 10 yıl sürecek azılı bir rekabetin de ilk adımları atıldı. Dortmund, 95 ve 96'da Ottmar Hitzfeld ile şampiyon olurken, 1997'de Bayern Münih emaneti geri aldı. 1998'de iki kulübün arasından sıyrılan Kaiserslautern, Bundesliga'ya yükseldiği ilk sezonda Otto Rehhagel yönetiminde zirveyi ele geçirdi. Ancak, Bayern Münih'in pes etmeye niyeti yoktu. Bavyeralılar, 1999, 2000 ve 2001'de üst üste üç kez şampiyonluk sevinci yaşadı. 2002'de Dortmund, bir kez daha Bayern Münih saltanatını yıkmayı başarsa da 'Kırmızılar'ın cevabı yine gecikmedi ve 2003 yılında şampiyonluk Münih'e gitti. 


İki takımın Avrupa kupalarındaki tek randevusu da aynı yıllara denk geliyor.


1997-1998 sezonunda Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçında Münih'te gol sesi çıkmıyor. Dortmund'da oynanan rövanş maçı da aynı skorla tamamlanınca uzatma bölümüne geçiliyor. Stephane Chapuisat'ın golü turu Borussia Dortmund'a getirirken, Bayern Münih Avrupa'ya veda ediyor.


90'ların sonu ve 2000'lerin başında kendilerini amansız bir rekabetin içinde bulan iki kulüpten Borussia Dortmund için, 2002'deki şampiyonluğun ardından işlerin pek de yolunda gittiğini söyleyemeyiz. Zira şampiyonluk sonrasında finansal darboğaza giren Sarı-Siyahlılar, yıldızlarını birer birer elden çıkarmak zorunda kaldı. Bu, borsaya açılan ilk Alman kulübü olma özelliğine sahip Dortmund'un sportif başarısını direkt olarak etkilerken, Thomas Doll ile başlayan yükseliş süreci, yaklaşık beş yıllık bir bekleyişin ardından Jürgen Klopp ile tavan yaptı. Genç oyunculara önem veren ve iyi bir scouting sistemiyle ucuz yetenekleri keşfeden Borussia Dortmund, bir yandan mali yapısını düzeltirken, bir yandan da bu sezon itibarıyla Bundesliga'da şampiyonluk adayları arasına ismini yazdırmayı başardı.




Bayern Münih'in ise özelikle 80'lerin ortasından itibaren bu tarz sorunları olmadı. Aksine, Almanya'nın süper gücüne dönüşen kulüp, mali yönden arayı giderek açıp, rakiplerinin yıldızlarını birer birer kadrosuna katmaya başladı. Bayern'in diğer kulüplere yaşama şansı vermeyen politikaları nedeniyle Almanya'da bir nefret objesine dönüştüğünü söylemek zor değil. Zira 80 milyon Alman vatandaşı içinde 10 milyon taraftara sahip Münih ekibi, nüfusun geri kalanı tarafından nefretle anılıyor.  Almanlar bu durumu, "Ya onlardansınızdır ya da onlardan nefret edersiniz" diyerek özetliyor. Yapılan bir araştırma da bunu doğrular nitelikte. Buna göre, -her ne kadar '10 milyon Bayern taraftarı' iddialarına ters düşse de- Almanların %92'sinin Bavyera ekibinden nefret ettiği iddia ediliyor. Sonuç bölümünde verilen mesaj ise yoğun ironi içermekte; "Nüfusun %8'i sizinle dost olmak ya da sizlerden biri gibi görünmek isteyebilir. Ancak bunun nedeni, başka bir arkadaş bulamamalarıdır".


Bayern'e duyulan antipatinin izlerine her yerde rastlamak mümkün. Ünlü Alman müzik grubu 'Die Toten Hosen', "Kesinlikle emin olduğum bir şey var ki; asla Bayern'e gitmeyeceğim!" sözleriyle başlayan 'Bayern' isimli şarkısında, toplumun geneline yayılan bu nefreti çok net bir biçimde ifade ediyor.


Gelinen noktada, -özellikle 2002 sonrasında yaşanan krizi de hesaba katarsak- yetiştirdiği ya da özenle araştırıp ucuza kapattığı genç yeteneklerle Bundesliga'nın zirvesine kurulan Borussia Dortmund'un, 'FC Hollywood' lakaplı rakibine oranla daha fazla alkış ve sempati topladığını söylemek mümkün.


Nuri Şahin de Dortmund'a duyulan bu sempatinin başaktörlerinden biri. Tıpkı, Bayern Münih'li taraftarlara 'Lammbock' filmine ilham verecek kadar kendini sevdirmeyi başaran Mehmet Scholl gibi, Nuri de 2000'lerin sonunda Dortmund'lu futbolseverlerin sevgisini kazanmış durumda.


Maça dönecek olursak; rakibinin 13 puan önünde yer alan Dortmund, karşılaşmadan mağlubiyetle ayrılmadığı takdirde şampiyonluk yarışında Bayern'i devre dışı bırakacak. Hatta aksi bir durumda bile çok büyük bir avantaja sahip olduklarını belirtmek gerekiyor.


Her sene kombine rekoru kıran Signal Iduna Park sakinlerinin Münih deplasmanında da takımlarını yalnız bırakmayacağı kesin. Allianz Arena'yı dolduracak Münih'liler de takımlarının galibiyeti adına ellerinden geleni yapacak.


Rekabetin saha içine nasıl yansıyacağını ise bilmiyoruz. Ancak eldeki veriler, son dokuz yılda iki kulübün hiç bu kadar denk bir mücadele içinde olmadığını gösteriyor. Bu da futbolseverlere kusursuz bir futbol ziyafetini işaret ediyor.

No comments: