25 February 2011

Arsene Wenger

"Bir pub'da büyümekten daha iyi bir psikolojik eğitim düşünemiyorum. Orada futbol konuşan insanlardan, taktik ve oyuncu seçimi hakkında çok şey öğrendim. Kimin sol kanatta oynaması gerektiğinden tutun, kimin o sırada sahada olması gerektiğine kadar..."

Arsenal tarihinin en başarılı menajeri Arsene Wenger, futbolla tanıştığı ortamı böyle özetliyordu. Strasbourg yakınlarındaki küçük bir kasabada; Duttlenheim'da büyüyen Wenger, futbolculuk kariyerinin ardından Strasbourg genç takımının başında menajerliğe adımını attı.
Cannes ve Nancy maceralarının devamında soluğu Monaco'nun başında aldı ve futbol dünyası, Wenger'in ilk mahsülleriyle tanışmaya başladı. Wenger atölyesinin ilk ürünleri, George Weah ve Victor Ikpeba'ydı. Monaco ile ilk sezonunda şampiyonluk yaşayan teknik adam, 1991'de de Fransa Kupası'nı kazandı. Wenger, Youri Djorkaeff'i de dünya futboluna sunduktan sonra kimsenin kolay kolay cesaret edemediği bir tercihe imza attı ve Japonya Ligi takımlarından Nagoya Grampus Eight'in başına geçti. Uzakdoğuda geçirdiği bir yıl, Wenger'i zihinsel anlamda doyururken, sadece saha içi değil, saha dışına dair farklı algılar geliştirmesine de katkıda bulundu.
Bir yıl sonra Arsenal'ın başına geçtiğinde, İngiliz futbol kamuoyu Japonya'dan gelen bu gizemli Fransız'ı tartışıyordu. Adı daha önce İngiltere Milli Takımı ile anıldığında kendisi için "Arsene Who?" başlığını kullanan gazetelere inat, 14 yıl sonra Emirates Stadı tribünlerinde 'In Arsene We Trust!' pankartları açılacaktı.
Eylül 1996 'da menajerlik görevine getirildiği andan itibaren,  'Topçular' için hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Taktik zekasını entelektüel birikimiyle süsleyen, elektrik mühendisliğinin üstüne ekonomi master'ı yapan bir yabancı, Arsenal tarihinin Birleşik Krallık sınırları dışından gelen ilk menajeri oluyor ve gelenekçi Britanya futbolunda devrim yapmaya hazırlanıyordu.
Uzakdoğu mutfağından aldığı ilhamla futbolcularının beslenme düzenini değiştiren, alkol sorunlarıyla boğuşan savunma oyuncusu Tony Adams ile bire bir ilgilenen Wenger, altyapıyı da öncelik sırasının başına koydu.
İkinci sezonunda Arsenal'a kulüp tarihinin ikinci lig-kupa dublesini kazandırdı. Aynı başarıyı 2001-2002 sezonunda tekrarlayıp, 2003-2004 sezonunu namağlup şampiyon tamamladı. 4 FA Cup, 3 Premier Lig kupası, Wenger'i kulüp tarihinin en başarılı menajeri yaparken, 2000'de Galatasaray'a kaybettiği UEFA Kupası finali ile 2006'da Barcelona'ya kaptırdığı Şampiyonlar Ligi kupası, bu parlak kariyerin taçlandırılmasına engel oldu.
Wenger ayrıca, gençlere verdiği önemle sayısız yıldızı dünya futboluna kazandırdı. Anelka, Vieira, Toure, Henry, Pires ve Ljungberg gibi ilk dönem mahsüllerinin yerini, bugünlerde Fabregas, Van Persie, Nasri, Gael Clichy, Diaby ve Alex Song aldı. Wenger atölyesinin dünya futboluna sunduğu son yıldızlar ise Jack Wilshere, Carlos Vela ve Theo Walcott oldu.
Ülkesinde 'Legion d'Honneur' nişanıyla ödüllendirilen, İngiltere'de kraliçenin onur listesine giren, doğum günü 22 Ekim, Arsenal taraftarınca 'Wenger Günü' ilan edilen ve 2007 yılında bir astroide adı verilen Arsene Wenger, endüstriyel futbola imkanları dahilinde karşı koymaya çalışan bir Don Kişot gibi görülebilir. Ya da gençlere verdiği önem nedeniyle sonsuz gençlik için ruhundan vazgeçen Dorian Gray ile eş tutulabilir. İngiliz futbolundaki devrimine rağmen geri kafalılıkla suçlanabilir ve hatta Arsenal,  beş sezondur müzesine tek bir kupa dahi koyamamış olabilir.
'Sıkıcı, sıkıcı Arsenal!' tezahüratını yerle bir etmeyi başarmış bir teknik adam için bunlar ne kadar önemli detaylar bilinmez. Kesin olan bir şey var ki; bunların hiçbiri, Arsene Wenger'in modern zamanların en önemli futbol filozoflarından biri olduğu gerçeğini değiştirmek için yeterli değil. Zira, kendisini ve dünya futboluna etkilerini reddedenler zamana karışıp giderken, bu asil ve idealist Fransız, Arsenal tarihinde 'katkıda bulunanlar' köşesinin onur konuğu olmaya devam edecek.

No comments: