29 November 2010

Neden Barcelona?


Ortaokul-lise yıllarında oynadığımız bir oyun vardı; 4-4-2 düzenindeki kadrolara sırayla oyuncu transfer eder, ama aynı ülkeden ve aynı takımdan iki oyuncu alamazdık. (Ördek: Milan'dan ötürü Maldini ile Shevchenko ya da iki Fransız; Zidane ile Deschamps aynı kadroda olmaz.) Takımlar tamamlandıktan sonra herkes -kendi kadrosu hariç- futbolculara tek tek 100 üstünden puan verir, en çok puanı toplayan oyunu kazanırdı. Kavga-gürültü kısmı da tam olarak bu noktada başlardı; kişisel kriterler ile gerçeği harmanlayıp dibine kadar subjektif notlar dağıtır, hatta sonrasında bu notlar üstünden uzun uzun tartışırdık. Kimine göre Boban 100'lük oyuncuydu, kimine göre Vieri. Benim içinse Bergkamp, Batistuta, Suker, Buffon, Overmars, Pagliuca.. Ve elbette Guardiola...


Barcelona sevgimin başladığı günler tam da 90'ların ortasına denk düşüyor. Umut Sarıkaya'nın 'Kaan Dobra'nın takıma yeni geldiği günlerdi aşkım!' dizesinden yola çıkarak, 'Ronaldo'nun takıma yeni geldiği günlerdi ve Guardiola diye bir adam vardı aşkım!' diye ifade edebilirim belki. Defansif orta sahaların birer 'yok edici' olduğu günlerde Guardiola'nın orta yuvarlak çevresinde yaptıklarını izlemek, Barcelona'ya aidiyetimi giderek artırıyordu. Milli takımlar düzeyinde Hollanda ve Arjantin'e gönül vermiş bir futbolsever için 'Cruyff mazisi' de bir nevi katalizör etkisi yaratıyordu. Bugünkü gibi her maçı izleme şansınız olmayan bir dönemden ve o kısıtlı takvimde denk geldiğiniz her maçında -yensin, yenilsin- göze hoş gelen, keyif veren futbol sergileyen bir takımdan bahsediyorum. O günlerden bu yana, Barcelona'nın beni hayal kırıklığına uğrattığı bir maç hatırlamıyorum. Varsa da algıda seçiciyim, kusura bakmayın.


Benim için Barcelona; Guardiola'nın, Koeman'ın, Amor'un, Bakero'nun, Ronaldo'nun, Romario'nun, Giovanni'nin, Stoichkov'un, Rivaldo'nun, Luis Enrique'nin, De Boer kardeşlerin, Nadal'ın, Sonny Anderson'un ve elbette Overmars'ın takımıdır. Benim için Barcelona; belli bir kültüre sahip, kendi çocuklarına şans veren, futbolda bir devrim yaratmasına rağmen diğer devrimlerde olduğu gibi kendi evlatlarının yenmesine izin vermeyen, pragmatik futbol anlayışına saplanıp oyun zevkinden taviz vermeyi aklından bile geçirmeyen, bünyesinde futbol dışı çirkinliklere -yok, ya da olmadı demiyorum- olabildiğince prim tanımayan yapısıyla, iddia edildiği üzere 'bir kulüpten fazlası'dır.


Bugünlerde Barcelona taraftarını 'Anti Madridista' akımı üzerinden tanımlamaya çalışanları görüyorum ve açıkçası kendileri adına üzülüyorum. Zira, bu kulübü sevmek için halihazırda sayısız neden varken, sığ klişelere saplanıp önlerindeki güzelliği pas geçiyorlar. 


"Özet geç!" diyenler, 2001-2002 Şampiyonlar Ligi sezonunda Barcelona'nın Liverpool'u Anfield'da 3-1 mağlup ettiği karşılaşmayı ve sayısını hatırlayamayacağım kadar çok pas sonunda Overmars'ın attığı golü izleyebilir. Barcelona -ve koca bir yazı boyunca anlatmak istediğim ne varsa- işte tam da o goldür.

23 November 2010

19 November 2010

Immerse Your Soul In Love!

2004 U.S. Olympic Team









































Sağ alttakini gözünüz kesti mi bi' yerden?
Kaynak: SI

Rıza Çalımbay'la Şanssızlık Senfonisi













Rıza Çalımbay: "Şanssızdık!" (29 Ağustos 2005)
Beşiktaş Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, düzenlediği basın toplantısında Diyarbakırspor karşısında mükemmel bir futbol oynadıklarını ancak birçok şanssızlık yaşadıklarını belirtti.


Rıza Çalımbay: "Her şey aleyhimize gelişti, şanssızdık!" (17 Ekim 2005)
Rıza Çalımbay, Kayserispor karşısında yaşanılan beklenmedik puan kaybına rağmen görevinin başında olduğunu açıkladı. Telafisi olmayan çok önemli bir maçı kazanamadıklarını belirten Beşiktaş Teknik Direktörü, "Rakiplerimiz öyle ya da böyle kazanıyor. Herşey aleyhimize gelişti. Şanssızdık, yakaladığımız pozisyonlardan birini değerlendirsek sonuç böyle olmazdı." dedi.


Rıza Çalımbay: "Kalecilik adına çok büyük şanssızlık!" (10 Ocak 2010)
Çalımbay, düzenlediği basın toplantısında, Eskişehirspor'un gol atmakta sorun yaşadığını belirterek, şöyle konuştu: 'Fenerbahçe'nin attığı gol kalecilik adına çok büyük bir şanssızlık."


Rıza Çalımbay: "Şanssızdık!" (15 Ağustos 2010)
Özellikle ikinci yarıda etkili olduklarını belirten Eskişehirspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, son vuruşları yapamadıklarını söyledi. Genel olarak takımının performansından memnun olduğunu ifade eden genç çalıştırıcı, "Topu 3. bölgeye getirdik, ancak son vuruşları bir türlü yapamadık." diye konuştu.


Rıza Çalımbay: "Şanssız günler geçiriyoruz!" (18 Eylül 2010)
Eskişehirspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, takımın bugüne kadar şanssız günler geçirdiğini ifade etti.


Rıza Çalımbay: "Bu seneye çok şanssız başladık!" (27 Eylül 2010)
Geçen sezon ile bu sezon arasındaki en büyük fark sezona başlangıcınız oldu. Ters giden şeyler nelerdi?
"Biz iki sezondur buradayız. Hedeflerimizi de fazlasıyla yerine getirdik. Ama bu sezona iyi başlayamadık, büyük şanssızlıklar yaşadık."


Rıza Çalımbay: "Şanslı biri gelmeli!" (29 Eylül 2010)
Eskişehirspor Eski Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, takımın, başına kim gelirse gelsin başarılı olacağını belirterek, "Ancak, takımın başına benden daha şanslı olan bir arkadaşın gelmesi lazım" dedi.


Rıza Çalımbay: "Şanssızlık peşimizde!" (16 Ekim 2009)
Teknik Direktör Rıza Çalımbay, şanssızlıktan dert yandı. Serdar'ın sakatlar kervanına katılmasına üzülen başarılı çalıştırıcı, "Ragıp ve Bülent Ertuğrul da kart cezalısı olunca kadro konusunda sıkıntıya düştük. Şanssızlık bir türlü yakamızı bırakmıyor" şeklinde konuştu.


Rıza Çalımbay: "Şanssız goller yedik!" (18 Kasım 2010)
"Birçok pozisyona girdik, maalesef değerlendiremedik. Çok şanssız bir şekilde de iki gol yedik."


Rıza Çalımbay: "Şans yardım etmiyor!" (19 Kasım 2010)
Ligin ilk yarısında geriye kalan 5 maçtan en iyi puanı çıkartmaları gerektiğini de belirten tecrübeli çalıştırıcı, camia olarak çok büyük şanssızlık yaşadıklarını, ancak böyle gitmeyeceğini belirtirken, "Girdiğimiz pozisyonları değerlendirdiğimiz taktirde ilk yarıyı iyi bir yerde kapatacağımıza inanıyorum" dedi.

16 November 2010

Johan Cruyff




Bayram hediyesi, Ali Murat Hamarat'ın goal.com'daki yazısı olsun..

10 November 2010

Mazzy Star - Fade Into You




I want to hold the hand inside you
I want to take a breath that's true
I look to you and I see nothing
I look to you to see the truth
You live your life
You go in shadows
You'll come apart and you'll go black
Some kind of night into your darkness
Colors your eyes with what's not there.


Fade into you
Strange you never knew
Fade into you
I think it's strange you never knew


A stranger's light comes on slowly
A stranger's heart without a home
You put your hands into your head
And then it's smiles cover your heart


Fade into you
Strange you never knew
Fade into you


I think it's strange you never knew
I think it's strange you never knew

Laff-A-Lympics

To all vagabonds..

Red Hot Chili Peppers

09 November 2010

Jack Nicholson

CocoRosie - Gallows

Kurt & Frances Bean

Yeni Mesih: Gareth Bale























"2010 FIFA Yılın Futbolcusu ödül töreni iptal edildi. Ödül, aday listesinde yer almamasına rağmen, Inter maçlarındaki performanslarının ardından Gareth Bale'e verildi!"

Tottenham'ın Inter'i 3-1 mağlup ettiği maç sonrasında, caughtoffside.com sitesinin manşetinde bu haber vardı. Okuyan herkes, bunun bir asparagas olduğunu fark etti. Ama o maçı izleyen kaç kişi, gerçek bile olsa buna itiraz edebilir ki?

Gareth Bale 16 Temmuz 1989'da Cardiff'te dünyaya geldiğinde, 16 yıl önce aynı topraklarda doğan Ryan Giggs, Manchester United'da ikinci yılını geçiriyordu. Giggs, sol kanattaki büyüleyici futboluyla 90'ların başından itibaren dünya futboluna damgasını vurmayı başardı. Ve bugünlerde bir başka Galli, büyük bir kararlılıkla, futbolunun son demlerini yaşayan Giggs'in ayak izlerini takip ediyor.

9 yaşında Cardiff Civil Service takımıyla çıktığı antrenmanlarda Southampton gözlemcilerinin dikkatini çeken Gareth Bale, asıl çıkışını Whitchurch Lisesi'nde gerçekleştirdi. Okul takımındaki antrenörü Gwyn Morris, Bale'deki yeteneği fark eden isimlerin başında geliyordu. Bu zayıf ve çelimsiz çocuk, Morris'in ellerinde giderek mükemmel bir atlete dönüştü. Bale, okulun rugby takımında forma giyerken, kros yarışlarından geri kalmıyor, bir yandan Galler Okullararası Buz Hokeyi Kupası finalinde gol atıyor, bir yandan da okullararası atletizm şampiyonasında 1500 metre yarışını kazanıyordu.





Morris, Bale'in futbolculuğuna farklı katkılarda da bulundu. Bazı antrenmanlarda, kusursuz kullandığı sol ayağıyla topa dokunmasına izin vermiyor ve sağ ayağını geliştirmesine yardımcı oluyordu. Bale daha sonraları, bu metottan duyduğu memnuniyetsizliği şu sözlerle dile getirecekti: "O zamanlar dribling ile herkesi geçmek ve gol atmak istiyordum. Ama o, sol ayağımla topa her dokunuşumda rakip takım lehine frikik veriyordu. Dolayısıyla mutlu değildim."


Aslında, Bale'in o kadar da şikayetçi olmasına gerek yok. Zira Morris'in yasaklarına rağmen, bugün hala herkesi geçip gol atma keyfini yaşayabiliyor. Ve bu kez elit seviyede...









Başlangıca dönecek olursak; 9 yaşında kendisini keşfeden Southampton'a transfer olduğunda tarihler 2005'i gösteriyordu. 16 yaşındaki Bale, 2006 Nisan'ında ilk maçına çıktı ve oda arkadaşı Theo Walcott'ın ardından, kırmızı-beyazlı ekibin tarihinde forma giyen en genç ikinci futbolcu olma onuruna erişti. Çok değil, yedi ay sonra, BBC Galler tarafından verilen 'Carwyn James Yılın Genç Sporcusu Ödülü'nü kazandı. Birkaç ay sonra da 'Yılın En İyi Genç Futbolcusu' seçildi.




















2007 yazında, -5 milyonu nakit, 5 milyonu gelecek dönem performans primlerini kapsamak üzere- 10 milyon sterlin karşılığında Tottenham'a transfer oldu. Ancak, Londra kariyeri hiç de beklediği gibi başlamadı. Sağ ayağından geçirdiği sakatlık, kariyerini tehdit edecek düzeydeydi. Üç ay sonra bandajlardan kurtulan Bale, 7-8 aylık rehabilitasyon sürecinin ardından 2008 Ocak'ında sahalara döndü. Sezonun ikinci yarısında dokuz maçta forma giydi. Takip eden sezonda bu sayıyı 21'e çıkardı. Geçtiğimiz sezon ise 27 maçın 22'sinde sahaya ilk 11'de çıktı.


21 yaşındaki Galli, Hull City Menajeri Ian Dowie'nin deyimiyle 'dünyanın en iyi sol ayağı' unvanını ise bu sezonki sıra dışı performansıyla kazandı. Bale, ligde 11 maçta iki gole imza attı. Şampiyonlar Ligi'nde forma giydiği dört maç ise 'yeni mesih'in gelişini müjdeliyordu. Werder Bremen maçındaki golüyle hayranlarını selamlayan Bale, Inter deplasmanındaki hat-trick'iyle sınırları zorlamayı başardı. White Hart Lane'deki Inter maçında Bale'in sol kanat performansını görenler, Hz. Musa'nın Kızıldeniz'i ikiye ayırışından sonraki en etkileyici sahnelerden birine tanık oluyordu.

Maç sonunda, hâlihazırda Inter'de yönetici olarak görev yapan eski Portekizli futbolcu Luis Figo, "O, bizi iki kere öldürdü!" sözleriyle Bale'i göklere çıkarıyor, Tottenham tribünleri ise "Maicon için taksi!" tezahüratlarıyla 21 yaşındaki oyuncuları karşısında hezimete uğrayan Brezilyalı savunma oyuncusuna göndermelerde bulunuyordu.
















Teknik Direktörü Harry Redknapp da Bale'in büyüleyici oyununu pas geçmeyenler arasındaydı. "İçeride doping testi yapıyorlar ve umarım Bale'i de kontrol ederler. Bu çocuk inanılmaz!" diyen Redknapp, "O, her şeye sahip. Muhteşem bir yetenek. Sadece hızdan bahsetmiyorum; bütün gün koşabilir ve ertesi gün de koşmaya devam edebilir. Orta açabiliyor, driplingleri durdurulamıyor, şut çekebiliyor, kafa topuna çıkabiliyor. Kısacası, o her şeyi yapabiliyor" sözleriyle oyuncusuna duyduğu hayranlığı dile getiriyordu.



Yandaki grafikte, Inter maçındaki dokuz driplingiyle sezonun en iyi istatistiğine imza atan Bale'in saha içi hünerleri daha net görülebilir. Grafik, Bale'in Young Boys ile oynadıkları Şampiyonlar Ligi ön eleme mücadelesinde sol kanadı nasıl kullandığını ve sahanın hangi noktalarında topla buluştuğunu gösteriyor. Nasıl? Young Boys'un sağ kanadı koridordan farksız değil mi?

Bale, saha dışında da en az saha içindeki kadar kusursuz bir görüntü sergiliyor. Hayatı boyunca ağzına içki koymayan Bale, bunun kişisel bir tercih olduğunu ve içenlere de saygı duyduğunu söylüyor. Galli oyuncunun bu konudaki gerekçesi ise basit: "İçki içersem, vücudumun zarar görmesinden endişe duyuyorum. Ayrıca, tadını da sevmiyorum. Hepsi bu." Bale'in samimiyetine inanabilirsiniz; zira, bir yılbaşı gecesi ailesinin ikram ettiği şampanyadan bir yudum aldıktan sonra tükürmek zorunda kaldığını anlatmaktan çekinmiyor.

Bale'in Inter karşısındaki olağandışı performansından sadece bir gün sonra Arsenal formasıyla Shakhtar Donetsk maçında harika bir gole imza atan Theo Walcott da Southampton'daki oda arkadaşının sözlerini doğruluyor; "Basit şeylerden zevk alıyorduk" diyen Walcott, arkadaşlarıyla PlayStation önünde vakit geçirmek ve aileleriyle yemeğe çıkmanın kendilerini mutlu etmeye yettiğini hatırlatıyor.




Okul hizmetlisi Frank ve eşi Debbie'nin tek oğlu, Harry Redknapp'tan koparabildiği birkaç günlük izinlerde soluğu ailesinin yanında alıyor. Birlikte Celtic Manor'a, dünyaca ünlü golfçü Colin Montgomerie'nin Ryder Cup mücadelesini izlemeye gidiyorlar. 12-14 yaş aralığında büyüme problemleri çeken Gareth'ın sağlığıyla bire bir ilgilenen ve bu uğurda, fazla yükleme yaptığına inandıkları antrenörüne de uyarılarda bulunan çift, bugün 21 yaşında dünyanın ilgisini üstünde toplamayı başaran oğullarıyla ne kadar gurur duysalar az. Zaten, Gareth da onları her platformda onore etmekten geri kalmıyor: "Annem ve babam kapasitemin farkındaydı. Bunu teoriden pratiğe dökebilmem için de ellerinden geleni yaptılar. Ergenlik döneminde fiziksel sorunlar yaşadığımı ve zor bir dönem geçirdiğimi gördüler. Southampton Kulübü'ne gidip, zamana ve dinlenmeye ihtiyacım olduğunu ve gelişimimi ancak bu sayede sürdürebileceğimi söylediler. Her anne-baba çocuğu için bunu yapacaktır, eminim. Ama onlar bana gerçekten güveniyordu." 14-15 yaşlarında 100 metreyi 11.4 saniyede, 1500 metreyi ise 4 dakika 8 saniyede koşan bir çocuğun özel yeteneklere sahip olduğunu anlamak çok da zor olmasa gerek?






















Bale, başrolünü oynadığı hikayede kendini geri plana atabilecek kadar da alçak gönüllü. Küçükken profesyonel futbolcu olma hayalleri kurduğunu söyleyen Bale, Brezilyalı Ronaldo'nun büyük bir hayranı olduğunu ve sahaya çıktığında onun hareketlerini taklit etmeye çalıştığını anlatıyor. Ve bütün bu süreçte, hiçbir zaman dünyanın en iyilerinden biri olup olamayacağıyla ilgilenmediğini ve sadece futbol oynamak istediğini vurguluyor. Bunun için haklı bir gerekçesi de var; zira Bale, o dönemlerde insanlarla sadece futbol yoluyla iletişim kurabildiğini söylüyor.


Galli oyuncunun, artık bunları dert etmesine gerek yok. Zira, bugünlerde futbol yoluyla milyonlarca insana kendini anlatma şansı buluyor. Kendisi için tek handikabın milli takım olacağını söyleyebiliriz. Aynı dertten muzdarip Ryan Giggs'in, kariyerini herhangi bir Avrupa Şampiyonası ya da Dünya Kupası görmeden tamamlayacağı gerçeği ortada. Bale'in bu zinciri kırmak için elinden geleni yapacağından kimsenin kuşkusu yok, en başta da ilk milli sınavında kendisiyle aynı sahada yer alan Robbie Earnshaw'un. Earnshaw, Trinidad Tobago ile 2006 yılında oynadıkları hazırlık maçının ikinci yarısında oyuna giren Bale'in, sadece 15 dakika içinde oyunu değiştirdiğini ve bitime üç dakika kala attığı galibiyet golünün hazırlayıcısı olduğunu hatırlatıyor. Bale'in, Giggs'e nazaran bir avantajı da 2012 Londra Olimpiyat Oyunları. Ada uluslarının Büyük Britanya olarak boy göstereceği oyunlarda, o dönemde 23 yaşında olacak Bale'in de Britanya forması giymesi bekleniyor. En azından, Dünya Kupası'nda yaşadıkları hayal kırıklığının ardından gözlerini olimpiyat oyunlarına çeviren İngilizlerin umudu bu yönde.





Gareth Bale önüne geleni devirmeye programlanmış bir tren gibi zirve koşusunu sürdüredursun, bugünlerde herkes onun ne kadar iyi olabileceğini tartışıyor. Kimilerine göre Bale, hâlihazırda dünyanın en iyi futbolcularından biri. Kimilerine göre ise bu payeyi elde etmesi için istikrarını koruması gerekiyor. İki tarafın da haklı olduğu noktalar var elbette. Ancak bu, Gareth Bale'in an itibarıyla dünyanın en heyecan verici yeteneklerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmeye yetmiyor. Zira, bu büyüleyici sol ayağı ve bitmek bilmez driplinglerini seyretmek, şu sıralar bir futbolseverin iştahını kabartmaya yetiyor da artıyor.













08 November 2010

Fall Into You




"Aşkı kelimelere döker misin?" diye sorsalar, "Yapılmışı var!" der, sözü Soulstice'a bırakırım.. İnanmayan dinlesin, bi' daha konuşalım..


Bu 1;


Soulstice - Fall Into You


I've been losing leaving
Fooling, deceiving
I've been stealing, hiding
Calling, crying
I've been alone
I'd rather be in love
I'm gonna let it all go
And fall into you
I've been longing, searching
Wanting, hurting
I've been looking finding
Forgetting, reminding
I've been alone
I'd rather be in love
I'm gonna let it all go
And fall into you
Just want to let it all go
Falling for you
Falling into you
Falling into you
I've been living, learning
Relieving, returning
I've been talking, freeing
Loving, being
I've been alone
I'd rather be in love
I'm gonna let it all go
And fall into you
Just want to let it all go
Falling for you
Fall into you falling for you fall into


**************************************************


Bu 2;


Soulstice - Colour


I'm alone with you so far / It doesn't matter where you are / I want to wash up on your shore / More beauty then i've seen before / No secret lover will ever take the place of you / Colour me blue as you / I want to see you yesterday / The little things in your way / It's in your eyes I realize / The parallels of our disguise / No single other can understand my point of view / Colour me blue as you


Dinle: fizy / İndir: MP3


**************************************************


Bu 3;


Soulstice - The Reason


Tomorrow a new day / Will show me a new way / 'Cause you are the reason that I am alive / Leaving the darkness in the past / Now that I've found love to last / You're the reason / So beautiful and full of bliss / A little piece of happiness / You're the reason


Dinle: fizy / İndir: MP3


**************************************************


Bu da 4;


Soulstice - Lovely


I can't describe the way I feel / The words escape me it so real / But you're lovely in the best way / Lovely like the rain on a summers day / You wash away my pain in every way


Dinle: fizy / İndir: MP3


**************************************************


Hala itirazı olan?

Andain - You Once Told Me



tell me what's happened to me..

The Four Aces



































Jason Kidd - St. Joseph Notre Dame High School


Steve Nash - Santa Clara University


Chris Paul - Wake Forest University


Deron Williams - The Colony High School


Kaynak: SI

07 November 2010

Ramona Falls - Russia




she said: "too little too late."

04 November 2010