06 August 2010

Bi' Litmanen vardı, n'oldu ona?: HJK Helsinki




























Beşiktaş'ın UEFA Avrupa Ligi Play-Off Turu’nda eşleştiği hjk Helsinki, 1907 yılında kuruldu.. 103 yıllık geçmişine; 22 lig, 10 Finlandiya Kupası, 4 Finlandiya Lig Kupası sığdıran başkent temsilcisi, istatistiksel açıdan ülkesinin gelmiş geçmiş en başarılı kulübü..

Şampiyonlar Ligi'nde boy gösteren tek Fin takımı olma özelliğine de sahip HJK Helsinki, maçlarını 11 bin kişilik Finnair Stadı'nda oynuyor..

Helsinki kulübünün teknik direktörlüğünü ise 2000-2005 yılları arasında Finlandiya Milli Takımı’nı çalıştıran 56 yaşındaki Antti Muurinen yapıyor..

Geçtiğimiz sezon Fin Ligi'nde şampiyonluğa ulaşan mavi-beyazlılar, devam etmekte olan 2010-2011 sezonunda da 16 hafta sonunda topladığı 36 puanla, en yakın rakibi Honka'nın 8 puan önünde lider konumda bulunuyor..

Antti Niemi ve Mikael Forssell gibi Avrupa piyasasında adını duyurmuş Fin oyuncuların yanı sıra, ülkesinin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu olarak gösterilen Jari Litmanen'in yetiştiği kulüp olarak da bilinen HJK Helsinki, Şampiyonlar Ligi 2. Ön Eleme Turu'nda Litvanya temsilcisi Ekranas'ı elemeyi başardı.. Deplasmandaki ilk maçtan 1-0 mağlubiyetle ayrılan başkent ekibi, 1-0 galibiyetle uzatmaya götürdüğü rövanş maçından son dakikada bulduğu golle galip ayrıldı ve adını bir üst tura yazdırdı..

Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu'nda Partizan Belgrad ile eşleşen HJK Helsinki, deplasmandaki ilk maçta rakibine 3-0 mağlup olurken, rövanş maçından da 2-1 yenik ayrılmaktan kurtulamadı..

Kadrosunda dört yabancı futbolcu bulunduran Finlandiya ekibi, çifte vatandaşlığa sahip altı oyuncusuyla da dikkat çekiyor.. Takımın kalesini tecrübeli Ville Wallen korurken, savunmanın liderliğini Brezilyalı Rafinha yapıyor.. Sebastian Sorsa ve Dawda Bah, orta sahanın en etkili isimleri olarak göze çarparken, HJK Helsinki'nin gol yükünü ise ligde 11 gole imza atan Juho Makela çekiyor..

İstanbul-Selanik hattından tanıdık bir yüz: PAOK





















Fenerbahçe'nin UEFA Avrupa Ligi Play-Off Turu'ndaki rakibi PAOK, 1926 yılında Selanik'e göç eden Rumlar tarafından 1875 yılında Beyoğlu'nda temeli atılan Hermes Spor Kulübü'nün devamı olarak kuruldu..


Yunanistan'ın en ateşli taraftar gruplarından birine sahip PAOK, maçlarını 30 bin kişilik Toumba Stadı'nda oynarken, kulübün başkanlığını Yunan futbolunun efsane isimlerinden milli takım eski kaptanı Theodoros Zagorakis yapıyor.


Siyah-beyaz renklere sahip PAOK, 2000'lerin başında ekonomik açıdan hayli zor günler geçirdi.. Devlete olan borçları nedeniyle varlığını sürdürmekte güçlük çeken PAOK, 2006 yılında bir darbe de UEFA'dan yedi.. Kulüp, maddi durumunun yetersizliği yüzünden UEFA Kupası'na alınmayınca, başkan Goumenos ve taraftarlar arasında süregelen savaşta yeni bir perde açıldı.. Aralık 2006'da Goumenos'un görevden ayrılmasıyla sonuçlanan bu çekişmenin ardından 2007 yazında, kulüp efsanelerinden Theodoros Zagorakis başkanlığa seçildi..


Dengeli bir mali politikayla kulübü ekonomik açıdan yavaş yavaş düzlüğe çıkaran Zagorakis'in üç yıllık kalkınma planı, geçen sezon elde edilen lig üçüncülüğü ile birlikte ilk meyvelerini vermeye başladı.. PAOK, üçüncülüğün ardından oynanan play-off mücadelesi sonucunda Olympiakos, AEK ve Aris gibi rakipleri saf dışı bırakıp Şampiyonlar Ligi ön elemelerine katılma hakkı kazandı.. 


Şampiyonlar Ligi Üçüncü Ön Eleme Turu'nda Ajax ile eşleşen Selanik temsilcisi, neredeyse büyük de bir sürprize imza atıyordu.. Amsterdam'da oynanan ilk maçta rakibiyle 1-1 berabere kalan PAOK, rövanş maçında 1-0 öne geçmesine rağmen üstünlüğünü koruyamadı ve 3-3'lük sonuç ve deplasman golü dezavantajı ile Şampiyonlar Ligi macerasına veda etti..


Yunan teknik adam Pavlos Dermitzakis yönetimindeki kulübün kadrosunda, tecrübeli ve Avrupa piyasasında isim yapmış birçok futbolcu bulunuyor.. 2010 Dünya Kupası'na giden Yunanistan kadrosuna dahil edilen kaleci Kostas Chalkias ve Stelios Malezas, takımın önemli yerlileri arasında.. Savunmada Bruno Cirillo ve Pablo Contreras gibi La Liga ve Serie A deneyimli futbolcular bulunuyor.. Takımın orta sahası, Portekizli Vierinha, Sırp Vladimir Ivic, Uruguaylı Pablo Garcia, Fransız Olivier Sorlin ve İspanyol Vitolo'ya emanet.. Hücum hattında ise PAOK altyapısında yetiştikten sonra adını Panathinaikos forması altında Avrupa'ya duyuran Dimitrios Salpingidis ve Boşnak asıllı Zlatan Muslimovic gibi tecrübeli isimler yer alıyor..


Tarihinde iki kez Yunan Ligi şampiyonluğuna ulaşan kulübün müzesinde, dört de Yunanistan Kupası bulunuyor..

05 August 2010

3A (Aykut Kocaman, Alex, Aziz Yıldırım) & Üçgenler


















Fenerbahçe, hayal kırıklığıyla tamamladığı sezonun ardından yaz dönemini yaralarını sarmakla geçirdi. Bu uğurda teknik direktör Christoph Daum'un görevine son verilirken, yerine camianın sevgi & saygı duyduğu Aykut Kocaman getirildi. Yavaş yavaş nefret objesine dönüşen bazı oyuncularla yollar ayrılırken, transfer stratejisi genç ve umut vaat eden yetenekler üzerine kuruldu. Kadroya katılan yeni isimler Miroslav Stoch, Caner Erkin, Issiar Dia ve İlhan Eker oldu.


Eh tabii zihniyet de değişecekti. Christoph Daum'un statik futbolundan Aykut Kocaman'ın sahanın tamamını kullanma gayretindeki, bol paslı futboluna uzanan bir yoldan bahsediyordu herkes. Sehpanın eksik ayağı ise 'sabır' gibi görünüyordu. Zira, başlangıçta Denizli faciası, devamında Aragones'in kan uyuşmazlığı, Josico-Maldonado-Güiza üçgeninin başını çektiği transfer fiyaskoları, Daum memnuniyetsizliği, Aziz Yıldırım'ın tek adamlığı ve en nihayetinde son haftada yitip giden bir şampiyonluk üstüne anons skandalı ile Alejandro Amenabar filmlerini kıskandıracak kadar karanlık ve gerilim dolu bir senaryoyla, tribünlerin sabrı bir hayli zorlanmıştı. Artık herkesin hayalinde, yeni ve acil başarılar yatıyordu. Tüm Fenerbahçelilerin hayali; biraz silkinip rahatlamak, üstlerinden o kasveti atmak ve Slowdive şarkıları tadındaki hayatlarının, Happy Mondays'in neşeli melodileriyle renklendiğini  görmekten ibaretti.


Kendilerine sunulansa, böylesi radikal bir değişimden ziyade başarısız bir devam filmi oldu. Sezona Şampiyonlar Ligi parolasıyla başlayan Fenerbahçe, daha ilk Avrupa randevusunda Young Boys'a elenmekten kurtulamadı. Hem de taraftarının önünde, hem de 2-2'nin rövanşında, hem de Trabzonspor maçının izleri Şükrü Saracoğlu'ndan henüz silinmemişken...


Peki, umut ve coşkularını ceplerine doldurup Kadıköy'e akın eden yaklaşık 50 bin kişi, evlerine isyan ve öfke biriktirerek döndüyse hatayı kimde aramak gerekiyor? Bu ağır yükün vebalini bireylere yüklemenin anlamsızlığını Aragones, Güiza, Daum vb. örneklerde test ettiğimize göre, daha genel bir arızadan bahsetmemiz gerekiyor belki de.


















Sistemle başlayalım;


Alex'in Şükrü Saracoğlu'nun çimlerine ayak bastığı 2004 yılından bu yana, sarı-lacivertlilerin futbolu Brezilyalı yıldızın üstünden şekilleniyor. Bu da statik ve merkezden yönlendirilen bir futbol anlayışını beraberinde getiriyor. Neredeyse her hücumda top Alex'in ayağına değerken, onun 'serbest dolaşım hakkı' arkasındaki orta saha oyuncularının savunma odaklı bir futbol anlayışı benimseme zorunluluğunu da beraberinde getiriyor. Böylece ortaya, sert ve katı bir savunmaya sahip olsa da hücumda çoğalamayan ve kaderini bir anlamda Alex'in sihrine bağlayan bir takım çıkıyor. Fenerbahçe'de, 2004 yılından bu yana kayda değer iz bırakabilmiş herhangi bir kanat oyuncusunun olmayışı da -belki biraz Tuncay ancak o da ne kadar kanat oyuncusu tartışılır- başlı başına bu sistemden kaynaklanıyor. Oyunun merkezden yönetildiği ve Alex'in rakip kaleye 35 metre uzaklıkta topla buluşturulduğu bir sistemde, haliyle kanat oyuncularının rahatça hareket edebileceği genişlikte bir boşluk yaratılamıyor.


Tabii bu, böyle bir oyun anlayışının mutlak bir başarısızlık getireceği anlamına da gelmiyor. Doğru bir kurgu ve bu sisteme uygun futbolcularla, Alex'li bir Fenerbahçe'nin başarılı olabileceğine yönelik emareler, başta Zico ve belirli periyotlar dahilinde Daum dönemlerinde kanıtlanmıştı. Ancak, Aykut Kocaman'ın benimsediği futbol anlayışı, Zico ve Daum'dan izler taşımaktan bir hayli uzak. Bu seneki transferler de bunun en önemli kanıtları olarak gözlerimizin önünde duruyor.


Kadroya katılan dört oyuncudan üçü (Stoch, Dia ve Caner) klasik kanat adamı hüviyetinde. Bu da Aykut Kocaman'ın kanatlara ağırlık veren bir oyun arzusunda olduğunu gösteriyor. Stoch ve Dia'nın sahaya birlikte çıktığı ikinci Young Boys maçında, Fenerbahçe'nin atakları genellikle bu ikilinin üstünden şekillendi. Emre ve Cristian, savunmadan aldıkları topları öncelikle Stoch ve Dia'ya ulaştırmaya çalışırken, dakikalar ilerledikçe Alex'in bu yapıdaki işlevsizliği ortaya çıkmaya başladı. Kanatlardan başlayan hücum setleri, ilk 35-40 dakikada Brezilyalı futbolcunun topla nerdeyse hiç buluşamamasına neden oldu. Alex'in, ilk yarının sonlarına doğru top alabilmek için Emre ve Cristian'ın bölgesine kadar gelmesi de bunun en büyük kanıtı. Özetle; Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'si Stoch ve Dia'yı merkez alan bir hücum anlayışı benimseyecekse, Alex'in duran toplar dışında herhangi bir işlevi kalmayacağını söyleyebiliriz. Aynı şekilde, Daum futbolunun devamı halinde Stoch ve Dia'nın istedikleri alanları bulmakta zorlanacağını ve etkisizleşeceğini de.


Aykut Kocaman'ın Young Boys maçının ikinci yarısında Alex'i kenara alıp Selçuk'u sahaya sürdüğünü hatırlatığımızda, kendi yolunu izleme niyetinde olduğunu görüyoruz. Bu da kendisine nur topu gibi bir 'Alex' problemi sunuyor. Normal şartlar altında, Aykut Kocaman'ın futbol anlayışını benimsemiş bir Fenerbahçe'de Stoch ve Dia'yı tamamlayan orta saha üçlüsünde Alex'e yer yok. Peki kime var? Savunmanın önünde Cristian-Selçuk ikilisinden biri tercih edilebilir. Forvet -Stoch-Dia üçgeninin arkasındaki bölgenin solu için en uygun aday Emre Belözoğlu. Emre'yi sağda tamamlayacak isim ise Mehmet Topuz-Özer ikilisinden biri olabilir.
















Böyle bir diziliş, Kocaman’ın hayalini kurduğu futbol anlayışının temel taşı olan ‘üçgenler’i yaratmak için ideal görünüyor. Sağ kanattan yönlendirilecek ataklarda Gökhan Gönül-Mehmet Topuz/Özer-Issiar Dia ve Mehmet Topuz/Özer-Issiar Dia-Forvet üçgenleri kurulabilir. Aynı şekilde, sol kanadı merkez alan hücumlarda da Andre Santos-Emre Belözoğlu-Miroslav Stoch ile Emre Belözoğlu-Miroslav Stoch-Forvet üçgenleri yaratılabilir. Bu dört alternatif, Fenerbahçe’nin oynamak istediği pas futbolunu mümkün kılabilmek açısından da hayati önem taşıyor. Birbirine yakın futbolcuların kısa paslarla adam eksiltip, sağ ya da sol koridor üzerinden arkaya kaçan arkadaşlarını topla buluşturmasına dayanan bu düzende, Dia-Stoch ikilisinin muhtemel kanat değişimleri de sarı-lacivertlilerin elini kuvvetlendiriyor.

Gelelim “Nasıl bir forvet?” sorusuna;

Bu sistemin ihtiyaç duyduğu ileri uç oyuncusunda aranacak ilk özellik bitiricilik. Kanatları merkez alan bu yapıda, sağ ya da sol kanattan gönderilecek ortaları ya da kısa pasları tek vuruşta tamamlayabilecek bir forvete ihtiyaç var. Oyuncunun aynı şekilde, üçgenleri tamamlayabilmesi ve pas alışverişine katkıda bulunabilmesi de gerekiyor.

Göründüğü üzere, Fenerbahçe’nin saha içi sorunlarına çözüm bulabilme şansı mevcut. En azından, eldeki malzeme ile kayda değer işlere imza atılabileceğine karşı çıkan olmayacaktır diye düşünüyorum. Ancak, saha dışı sorunlar için bu kadar iyi niyetli konuşmak mümkün görünmüyor. Başta da değindik; ‘sabır’ kavramı, an itibarıyla Fenerbahçelilerin dağarcığında yer almaktan hayli uzak. Üç büyük tribün grubu (ÜNİFEB, Vamos Bien, CK), Şükrü Saracoğlu’na veda etmiş durumda. Futbolculardaki özgüven eksikliği ayrı bir sorun, tıpkı Aykut Kocaman’ın ‘abilik’ten teknik adamlığa geçişinin öğrencileriyle iletişiminde yaratması muhtemel arızalar gibi. Ve elbette, Aziz Yıldırım faktörü...

Young Boys maçı gösterdi ki; son haftada kaybedilen şampiyonluğun ardından yaralarına son kez tuz basan Fenerbahçelilerin bir sonraki hedefi, büyük olasılıkla Aziz Yıldırım olacak. Zira, son 4-5 sezona sirayet eden hayal kırıklıkları silsilesinin diyeti; futbolcusundan, teknik direktörüne, yöneticisinden, taraftarına onlarca kişi tarafından birer birer ödenirken, bu sürecin tek ‘sabit’i Aziz Yıldırım, koltuğunda oturmaya devam ediyor. Ancak bu kez, genelde teknik direktörlerin sığındığı liman olarak bilinen Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman’ın başarılarına muhtaç gibi görünüyor.