25 January 2010

Nole düşman saflarına sızarken..




- Sürüünn, sürüünn.. Ne görüyorsun?
- Ağaçlar var kumandanım!

-skills mixtape-



Kaynak: TheBeautifulGame

21 January 2010

# 23


























Kaynak: YimmysYayoSI

20 January 2010

I'm the Underdog, live my life on a lullaby




Kill me if you dare
Hold my head up everywhere
Keep myself right on this train

I'm the Underdog
Live my life on a lullaby
Keep myself riding on this train
Keep myself riding on this train

Love in technicolour, sprayed out on walls
Well I've been pounding at the pavement
'Til there's nothing at all
I got my cloak and dagger
In a bar room brawl
See the local loves a fighter
Loves a winner to fall

Feels like I'm lost in a moment
I'm always losing to win
Can't get away from the moment
Seems like it's time to begin

Kill me if you dare
Hold my head up everywhere
Keep myself right on this train

I'm the Underdog
Live my life on a lullaby
Keep myself riding on this train
Keep myself riding on this train

It don't matter
I won't do what you say
You've got the money and the power
I won't go your way
And I can't take for the people
They don't matter at all
And I'll be waiting in the shadows
'Til the day that you fall

Feels like I'm lost in a moment
And I'm always losing to win
Can't get away from the moment
Seems like it's time to begin

Kill me if you dare,
Hold my head up everywhere
Keep myself right on this train

I'm the Underdog,
Live my life on a lullaby
Keep myself riding on this train

Tell me if you're down
Throw your weapons to the ground
Keep myself riding on this train

Paper on the wire
Sold your soul for another one
Keep myself riding on this train
Keep myself riding on this train



Kasabian - Underdog


10 Forma: Hikayesi olan & Fark yaratan


















(Bu yazı ilk olarak, 'Gol' programı için hazırlanan 'Formalar' bandında kullanılmıştır)


Futbola aşık olmak için kaç neden bulabilirsiniz?

Bir oyuncu? Ya da bir teknik adam? Bir tribün? Ya da bir stat?
Ya da sadece bir forma...
Nasıl ki bazı kulüpler, bazı oyuncular ile özdeşleşmişse, bazıları da formalarıyla ayrılır diğerlerinden.. Bazen, ekrandaki bir görüntüde ya da elinizdeki bir fotoğrafta rastladığınız renkler yeterlidir anıları canlandırmaya..


Bugün, yeşil-beyaz enine çizgili bir forma gördüğünüzde aklınıza Celtic'in gelmesi tam da bu yüzdendir işte.. Mezhep kavgalarıyla Glasgow'un diğer yakası Rangers'tan ayrılan Celtic'in alamet-i farikasıdır bu forma.. Yeşil, kulübün İrlanda'ya dayanan kökenini temsil ederken, Glasgow şehrinin katolikleri, kendilerini olduğundan iri gösteren ve ragbicileri andıran enine çizgili formalarıyla, rakiplerine korku salmaya bugün de devam ediyor..


19. yüzyılın sonlarında Sampierdarenese ve Andrea Doria kulüplerinin birleşiminden doğan Sampdoria, tarihin izlerini formasına taşıyanlardan.. Andrea Doria'dan kalma, laciverte çalan mavi ton üstüne, göğüs bandında beyaz çerçeve içinde Sampierdarenese'nin kırmızı-siyahını taşıyan Cenova ekibi, Vialli-Lombardo gibi isimlerin boy gösterdiği formasıyla, bugün de göz kamaştırmayı sürdürüyor..


River Plate'in kuruluş döneminde düzenlenen karnavalda kenara bırakılmış bir el arabasına yaklaşan kulüp üyeleri arabanın arkasına asılmış kırmızı ipek şeridi fark ettiklerinde, hepimizin zihnine yerleşen çapraz kırmızı şeritli River Plate formasının temelleri de atılıyordu.. Anlayacağınız; bugün, çapraz bantlı forma diyince Peru Milli Takımı ile birlikte River Plate'in akla gelmesinin sebebi, sadece basit bir tesadüftü..


Athletic Bilbao ve Atletico Madrid'in kırmızı-beyaz çubuklu formalarının da ortak bir hikayesi var.. Madrid'de yaşayan Basklılar tarafından kurulan Atletico Madrid'in hikayesi, Bilbao'daki renktaşıyla paralel ilerliyor.. Kuruluş döneminde mavi-beyaz olan renkler, ilerleyen dönemde kırmızı-beyaza dönüşüyor.. Bilbao'ya gelen İngiliz denizcilerin ve İngiltere'den dönen Basklı öğrencilerin önayak olmasıyla kurulan Athletic Bilbao'nun renklerindeki değişimi, Britanya'dan gelenlerin Sunderland ve Southampton sevgisine bağlayan da var, dönemin en ucuz kumaşlarının kırmızı ve beyaz olmasına da..


Kırmızı-beyaz demişken, Monaco'nun çapraz parçalı formasını da unutmamak lazım.. Zamanında Jürgen Klinsmann, Marco Simone gibi isimlerin taşıdığı forma, özgün dizaynıyla 2. Louis Stadı'nın sınırlarını aşıp, tüm dünyaya yayılmayı başarmış durumda..


Son döneme damgasını vuran bir diğer forma ise Hırvatistan Milli Takımı'na ait..  Hırvatlar, bayraklarından izler taşıyan kırmızı-beyaz damalı formalarıyla yeşil sahadaki benzersizliklerini, bugün de koruyorlar..


Marsilya'nın geçtiğimiz sezon kullandığı baklava desenli deplasman forması ise, gündelik kıyafetlerin futboldaki bir izdüşümü olarak kabul ediliyor.. Fransızlar, radikal formalarıyla bazı kesimlerin tepkisini alsa da, benzersiz çizgileriyle futbol dünyasında belirgin bir fark yaratıyor..


Radikal dizaynlardan biri de Kamerun Milli Takımı’na ait.. 2002 yılında Afrika Uluslar Kupası'nda basketbolcuları andıran kolsuz formalarıyla zafere ulaşan Kamerunlular, FIFA'nın ultimatomu sonrasında klasik tasarımlarına dönüş yapsalar da, futbolseverlerin zihninde silinmeyecek bir iz bıraktılar..


Fransa Milli Takımı'nın, 2010 Dünya Kupası Elemeleri'nde giymeye başladığı forma da ilginç dizaynıyla benzerlerinden ayrılıyor.. Klasik koyu mavi üstüne kırmızı beyaz çizgilerle süslenen formanın en çarpıcı detayı ise futbolcuları birer süper kahraman gibi gösteren siyah şeritler..


İtalya Milli Takımı’nın, Euro 2000'de giydiği dar forma da gelmiş geçmiş en beğenilen formalar arasında zirveyi zorluyor.. ‘Gök Mavililer’in, vücuda yapışan ve hatları ortaya çıkaran formaları, modanın futbol dünyasına etkisinin kilometre taşlarından biri kabul ediliyor..

12 January 2010

The Feel Good Song




Don't you know it's gone, too wrong 
Early warning
How could it have come to this
We're dyin' tryin'
It's a long way down
But no one in this crowd
Can stop me from hitting the ground

Cos' now I've got, nothing to hold the falling
So how can I survive this sinking feeling?

Tell me that there's more than this
Rocky morning
Cos you got the best there is
And I want nothing
It's a long way down
But no one in this crowd
Can stop me from hitting the ground

Cos now I've got nothing to hold the falling
So how can I survive this sinking feeling

Cos now I've got nothing to hold the falling
So how can I survive this sinking feeling

Tell me that there's more than this
Rocky morning
Cos you got the best there is
and I want nothing..


James Holden - Nothing (Vocal Mix)


08 January 2010

Müzik dünyasında 2009'un en iyileri burada!





bizibozmaz, hiç kuşku yok ki net aleminin en faideli sitelerinden biri.. Pusulalarının gösterdiği son şahane ise hemen yukarıda.. Sitede, Hype Machine'in 2009'un en iyi şarkılarından oluşan radyo programının kaydını yayınlamışlar..


Listede kimler yok ki! (Merak unsurunu da eklemiş olduk böylece)


Dinleyin işte..


Not: Hype Machine'in sitesine girdiğinizde 'En iyi 50 Sanatçı' ve 'En iyi 50 Albüm' bölümlerini de bulabilirsiniz.. Hatta bulmakla kalmayıp, albümleri tek tek dinleyebilirsiniz de..

07 January 2010

He's a German in West London!



Moritz Volz'u Arsenal günlerinden hatırlayabilirsiniz.. Bonservisi Fulham'da olan Alman futbolcu, şu sıralar kiralık olarak Ipswich Town forması giymekte.. Peki, Volz'u buraya taşıyan sebep ne olabilir? Cevap için, Volz'un kişisel internet sitesine girmeniz yeterli olacak.. Sayfayı açar açmaz, 'Englishman in New York'un müziği üstüne yazılan harika sözlerle karşılıyorsunuz..





Şarkının sözlerini aşağıda bulabilirsiniz, yukarıda da 'He's a German Man in West London'ın 'temsili' klibi yer almakta..


"See him cycle down the Fulham road 
His German sausage in his hand
 
He plays football but he hardly ever scores
 
He dreams of Knight Rider and the fatherland
 
Ja, Ja, he is an alien, a humorous Westphalien
 
He's a German man in West London..."



Kaynak: Dirty Tackle

06 January 2010

Charles Barkley vs Manute Bol



































Kaynak: SI

Afrika Uluslar Kupası'na doğru..



Pitch Invasion'da, 2010 Afrika Uluslar Kupası öncesinde güzel bir yazı yayımlanmış.. Fransa ve İngiltere'nin sömürmekten bıkmadığı topraklarda yeşeren futbolu, rakamlar eşliğinde incelemişler..


Yazının asıl ilgi çeken bölümü ise Paul Darby'nin 'Africa, Football and FIFA: Politics, Colonialism and Resistance' kitabından alınmış bir not.. Darby, tek bir cümle ile 'Kara Kıta'nın durumunu özetlemeyi başarmış;


“Although football developed in a relatively unplanned, haphazard fashion in some of the more remote towns and villages, there can be little doubt that within the larger industrial centres Europeans utilized their hegemonic position to impose Western cultural forms and sports for their own ends.”

04 January 2010

Ralph Sampson & Hakeem Olajuwon: 'Twin Towers'



































Kaynak: SI

Arsenal taraftarının büyüme vakti gelmedi mi?

















Arsenal'ın son dönemdeki futbolunu izledikçe, eski bir 'Gunner' olarak gurur duymuyor değilim.. Aslında, gurur duymaktan öte seviniyorum.. En çok da Arsene Wenger'e.. Yıllardır, başarı-başarısızlık kavramları üstünden Wenger'e vurmaya çalışıp bir türlü büyük resme bakamayanları susturabilmek adına, -ne yazık ki- zaman zaman da olsa 'sonuç odaklı' bir bakışa ihtiyaç duyuyoruz.. Arsenal'ın son performansı, en azından geçiş dönemindeki bu travmaları atlatmak adına büyük önem taşıyor.. Yakın zamanda detaylı bir değerlendirme de yaparız elbet.. Ancak şimdilik sözü, bir Arsenal taraftarına bırakmak istiyorum.. Yazının orijinalini Soccerlens'te bulabilirsiniz.. Ben de naçizane çevirimi aşağıya ekliyorum.. Hislerime tercüman olmuş desem yeridir.. Keyifle okumanız dileğiyle..


***********************************************************************************



Arsenal, ne zaman öne geçtiği bir maçta skoru koruyamayıp mağlup olsa, -hatta berabere bile kalsa- bazı 'alimler' kendini ortaya atıp, 'olgunluk' ve 'tecrübe' eksikliğinden dem vuruyor, futbolcuların üstünlüğü koruyacak olgunlukta olmadığını söyleyip duruyorlar.. Ama üzgünüm ki Arsenal taraftarının çoğunluğu da bunlara inanacak kadar saf yaratılışlı..


Şüphe yok ki; Ocak ayında transfer dönemi açılınca Alan Hansen, Gary Lineker ya da Martin Samuel gibileri, bir kez daha Arsenal'ın kadro yetersizliği nedeniyle Premier Lig'i kazanamayacağını açıklamaya çalıştıkları yazılar için fazla mesai yapacaklar.. Arsenal taraftarının yapması gereken; bu abartılı senaryolara prim tanımayıp, menajerleri Arsene Wenger'i desteklemek olmalı..


Arsenal'a bağlı kaldığım 12 yılda inanılmaz başarılara da şahitlik ettim (2003-2004 kadrosu: The Invincibles ve üçüncü duble gibi), inanılmaz düş kırıklıklarına da (2006 CL ve 2000 UEFA Finali).. İlk gerçek ve bugüne kadarki en etkili travmamı penaltılarla Galatasaray'a kaybettiğimiz UEFA Kupası finalinde yaşamıştım.. Bu, sevdiğim takımın yenilgisini sonsuz bir duyguyla tattığım ilk deneyimdi..


O zamanki üzüntümü gören tecrübeli bir Arsenal taraftarı bana 3 altın kural öğretmişti.. Ona müteşekkirim ve o günden bu yana Arsenal'a ilişkin olumsuz durumları iyimser bir bakışla değerlendirmeye çalışıyorum.. Bu yıl yaşadıklarımdan öte, gelecek yılın neler getireceğine odaklanıyorum.. Altın kurallar şöyle;


1- Takımla ilgili en iyi kararı verecek olan menajerdir, sen değil.
2- Birçok takım, aynı hedef için seninle yarışıyor ve kimin kazanacağını belirleyecek 101 farklı değişken var.
3- Gelecek sezondan bahsedelim; önceki sezonun istatistik dışında bir anlamı yok artık.


Bu üç kural, bana Arsenal'a olan derin tutkumu geliştirme şansı tanırken, bir yandan da -yıllar geçtikçe- Arsenal ile ilgili meseleleri dışarıdan bir gözmüş gibi analiz edebilmemi sağlıyor. Bazen blog'larda, Arsene Wenger'in neden para harcaması gerektiğine ve transferi zorunlu oyunculara dair önerileri okuyorum ve gülüyorum.. Neden mi? Kural 1'e bakın! Bazen, 'alim'lerin Arsenal hakkındaki hükümlerini dinliyorum ve gülüyorum.. Neden mi? Kural 2'ye bakın! Beni güldüren şeylerden biri de 1961'deki gibi eski zaferlere takılıp kalanlar.. Neden mi? Kural 3'e bakın!


Bununla birlikte, benim kulübümü somut nedenlere dayanarak analiz etmeyi reddeden bazı insanların cahilliğine de sinirim bozuluyor.. Bu, sorgulanması gereken bir davranış.. Ben, bir taraftar olarak takımım için en iyisini dilemekten fazlasını yapamam. Ben, bazı insanlar gibi "Wenger, David Villa'yı ya da Lionel Messi'yi ya da Lorik Cana'yı almalı!" diyemem. Ben yerimi bilirim ve kulübe ne yapması gerektiğini söylemem. Bunun sağır kulaklara yapılmış bir konuşma olacağını bilirim. Çoğu Arsenal taraftarının farkında olmadığı şey de bu işte.


Bugünkü Arsenal kadrosu, 'tecrübesizlik' ile 'olgunluk zaafiyeti' ile, hatta 'bebekler' etiketiyle anılabilir. Ancak bu çocuklar, her hafta onbinler önünde sergiledikleri performanslar sonucunda, yıllar içinde bir seviyeye gelecek ve o olgunluğa erişecekler. Zaten, bugüne kadar -belli periyotlarda da olsa- o zenginliğin ışıltılarını göstermeyi başardılar. Ortada bir 'olgunluk eksikliği' varsa, kusura bakmayın ama bu futbolcuların değil, taraftarındır. Taraftar, takımının ve kulübünün arkasında durması gerekendir, onlara ne yapılması gerektiğini 'dikte eden' değil. Hadi artık; İngiliz medyasının salladığı beşiklerinizden kalkın ve büyüyün!