09 November 2010

Yeni Mesih: Gareth Bale























"2010 FIFA Yılın Futbolcusu ödül töreni iptal edildi. Ödül, aday listesinde yer almamasına rağmen, Inter maçlarındaki performanslarının ardından Gareth Bale'e verildi!"

Tottenham'ın Inter'i 3-1 mağlup ettiği maç sonrasında, caughtoffside.com sitesinin manşetinde bu haber vardı. Okuyan herkes, bunun bir asparagas olduğunu fark etti. Ama o maçı izleyen kaç kişi, gerçek bile olsa buna itiraz edebilir ki?

Gareth Bale 16 Temmuz 1989'da Cardiff'te dünyaya geldiğinde, 16 yıl önce aynı topraklarda doğan Ryan Giggs, Manchester United'da ikinci yılını geçiriyordu. Giggs, sol kanattaki büyüleyici futboluyla 90'ların başından itibaren dünya futboluna damgasını vurmayı başardı. Ve bugünlerde bir başka Galli, büyük bir kararlılıkla, futbolunun son demlerini yaşayan Giggs'in ayak izlerini takip ediyor.

9 yaşında Cardiff Civil Service takımıyla çıktığı antrenmanlarda Southampton gözlemcilerinin dikkatini çeken Gareth Bale, asıl çıkışını Whitchurch Lisesi'nde gerçekleştirdi. Okul takımındaki antrenörü Gwyn Morris, Bale'deki yeteneği fark eden isimlerin başında geliyordu. Bu zayıf ve çelimsiz çocuk, Morris'in ellerinde giderek mükemmel bir atlete dönüştü. Bale, okulun rugby takımında forma giyerken, kros yarışlarından geri kalmıyor, bir yandan Galler Okullararası Buz Hokeyi Kupası finalinde gol atıyor, bir yandan da okullararası atletizm şampiyonasında 1500 metre yarışını kazanıyordu.





Morris, Bale'in futbolculuğuna farklı katkılarda da bulundu. Bazı antrenmanlarda, kusursuz kullandığı sol ayağıyla topa dokunmasına izin vermiyor ve sağ ayağını geliştirmesine yardımcı oluyordu. Bale daha sonraları, bu metottan duyduğu memnuniyetsizliği şu sözlerle dile getirecekti: "O zamanlar dribling ile herkesi geçmek ve gol atmak istiyordum. Ama o, sol ayağımla topa her dokunuşumda rakip takım lehine frikik veriyordu. Dolayısıyla mutlu değildim."


Aslında, Bale'in o kadar da şikayetçi olmasına gerek yok. Zira Morris'in yasaklarına rağmen, bugün hala herkesi geçip gol atma keyfini yaşayabiliyor. Ve bu kez elit seviyede...









Başlangıca dönecek olursak; 9 yaşında kendisini keşfeden Southampton'a transfer olduğunda tarihler 2005'i gösteriyordu. 16 yaşındaki Bale, 2006 Nisan'ında ilk maçına çıktı ve oda arkadaşı Theo Walcott'ın ardından, kırmızı-beyazlı ekibin tarihinde forma giyen en genç ikinci futbolcu olma onuruna erişti. Çok değil, yedi ay sonra, BBC Galler tarafından verilen 'Carwyn James Yılın Genç Sporcusu Ödülü'nü kazandı. Birkaç ay sonra da 'Yılın En İyi Genç Futbolcusu' seçildi.




















2007 yazında, -5 milyonu nakit, 5 milyonu gelecek dönem performans primlerini kapsamak üzere- 10 milyon sterlin karşılığında Tottenham'a transfer oldu. Ancak, Londra kariyeri hiç de beklediği gibi başlamadı. Sağ ayağından geçirdiği sakatlık, kariyerini tehdit edecek düzeydeydi. Üç ay sonra bandajlardan kurtulan Bale, 7-8 aylık rehabilitasyon sürecinin ardından 2008 Ocak'ında sahalara döndü. Sezonun ikinci yarısında dokuz maçta forma giydi. Takip eden sezonda bu sayıyı 21'e çıkardı. Geçtiğimiz sezon ise 27 maçın 22'sinde sahaya ilk 11'de çıktı.


21 yaşındaki Galli, Hull City Menajeri Ian Dowie'nin deyimiyle 'dünyanın en iyi sol ayağı' unvanını ise bu sezonki sıra dışı performansıyla kazandı. Bale, ligde 11 maçta iki gole imza attı. Şampiyonlar Ligi'nde forma giydiği dört maç ise 'yeni mesih'in gelişini müjdeliyordu. Werder Bremen maçındaki golüyle hayranlarını selamlayan Bale, Inter deplasmanındaki hat-trick'iyle sınırları zorlamayı başardı. White Hart Lane'deki Inter maçında Bale'in sol kanat performansını görenler, Hz. Musa'nın Kızıldeniz'i ikiye ayırışından sonraki en etkileyici sahnelerden birine tanık oluyordu.

Maç sonunda, hâlihazırda Inter'de yönetici olarak görev yapan eski Portekizli futbolcu Luis Figo, "O, bizi iki kere öldürdü!" sözleriyle Bale'i göklere çıkarıyor, Tottenham tribünleri ise "Maicon için taksi!" tezahüratlarıyla 21 yaşındaki oyuncuları karşısında hezimete uğrayan Brezilyalı savunma oyuncusuna göndermelerde bulunuyordu.
















Teknik Direktörü Harry Redknapp da Bale'in büyüleyici oyununu pas geçmeyenler arasındaydı. "İçeride doping testi yapıyorlar ve umarım Bale'i de kontrol ederler. Bu çocuk inanılmaz!" diyen Redknapp, "O, her şeye sahip. Muhteşem bir yetenek. Sadece hızdan bahsetmiyorum; bütün gün koşabilir ve ertesi gün de koşmaya devam edebilir. Orta açabiliyor, driplingleri durdurulamıyor, şut çekebiliyor, kafa topuna çıkabiliyor. Kısacası, o her şeyi yapabiliyor" sözleriyle oyuncusuna duyduğu hayranlığı dile getiriyordu.



Yandaki grafikte, Inter maçındaki dokuz driplingiyle sezonun en iyi istatistiğine imza atan Bale'in saha içi hünerleri daha net görülebilir. Grafik, Bale'in Young Boys ile oynadıkları Şampiyonlar Ligi ön eleme mücadelesinde sol kanadı nasıl kullandığını ve sahanın hangi noktalarında topla buluştuğunu gösteriyor. Nasıl? Young Boys'un sağ kanadı koridordan farksız değil mi?

Bale, saha dışında da en az saha içindeki kadar kusursuz bir görüntü sergiliyor. Hayatı boyunca ağzına içki koymayan Bale, bunun kişisel bir tercih olduğunu ve içenlere de saygı duyduğunu söylüyor. Galli oyuncunun bu konudaki gerekçesi ise basit: "İçki içersem, vücudumun zarar görmesinden endişe duyuyorum. Ayrıca, tadını da sevmiyorum. Hepsi bu." Bale'in samimiyetine inanabilirsiniz; zira, bir yılbaşı gecesi ailesinin ikram ettiği şampanyadan bir yudum aldıktan sonra tükürmek zorunda kaldığını anlatmaktan çekinmiyor.

Bale'in Inter karşısındaki olağandışı performansından sadece bir gün sonra Arsenal formasıyla Shakhtar Donetsk maçında harika bir gole imza atan Theo Walcott da Southampton'daki oda arkadaşının sözlerini doğruluyor; "Basit şeylerden zevk alıyorduk" diyen Walcott, arkadaşlarıyla PlayStation önünde vakit geçirmek ve aileleriyle yemeğe çıkmanın kendilerini mutlu etmeye yettiğini hatırlatıyor.




Okul hizmetlisi Frank ve eşi Debbie'nin tek oğlu, Harry Redknapp'tan koparabildiği birkaç günlük izinlerde soluğu ailesinin yanında alıyor. Birlikte Celtic Manor'a, dünyaca ünlü golfçü Colin Montgomerie'nin Ryder Cup mücadelesini izlemeye gidiyorlar. 12-14 yaş aralığında büyüme problemleri çeken Gareth'ın sağlığıyla bire bir ilgilenen ve bu uğurda, fazla yükleme yaptığına inandıkları antrenörüne de uyarılarda bulunan çift, bugün 21 yaşında dünyanın ilgisini üstünde toplamayı başaran oğullarıyla ne kadar gurur duysalar az. Zaten, Gareth da onları her platformda onore etmekten geri kalmıyor: "Annem ve babam kapasitemin farkındaydı. Bunu teoriden pratiğe dökebilmem için de ellerinden geleni yaptılar. Ergenlik döneminde fiziksel sorunlar yaşadığımı ve zor bir dönem geçirdiğimi gördüler. Southampton Kulübü'ne gidip, zamana ve dinlenmeye ihtiyacım olduğunu ve gelişimimi ancak bu sayede sürdürebileceğimi söylediler. Her anne-baba çocuğu için bunu yapacaktır, eminim. Ama onlar bana gerçekten güveniyordu." 14-15 yaşlarında 100 metreyi 11.4 saniyede, 1500 metreyi ise 4 dakika 8 saniyede koşan bir çocuğun özel yeteneklere sahip olduğunu anlamak çok da zor olmasa gerek?






















Bale, başrolünü oynadığı hikayede kendini geri plana atabilecek kadar da alçak gönüllü. Küçükken profesyonel futbolcu olma hayalleri kurduğunu söyleyen Bale, Brezilyalı Ronaldo'nun büyük bir hayranı olduğunu ve sahaya çıktığında onun hareketlerini taklit etmeye çalıştığını anlatıyor. Ve bütün bu süreçte, hiçbir zaman dünyanın en iyilerinden biri olup olamayacağıyla ilgilenmediğini ve sadece futbol oynamak istediğini vurguluyor. Bunun için haklı bir gerekçesi de var; zira Bale, o dönemlerde insanlarla sadece futbol yoluyla iletişim kurabildiğini söylüyor.


Galli oyuncunun, artık bunları dert etmesine gerek yok. Zira, bugünlerde futbol yoluyla milyonlarca insana kendini anlatma şansı buluyor. Kendisi için tek handikabın milli takım olacağını söyleyebiliriz. Aynı dertten muzdarip Ryan Giggs'in, kariyerini herhangi bir Avrupa Şampiyonası ya da Dünya Kupası görmeden tamamlayacağı gerçeği ortada. Bale'in bu zinciri kırmak için elinden geleni yapacağından kimsenin kuşkusu yok, en başta da ilk milli sınavında kendisiyle aynı sahada yer alan Robbie Earnshaw'un. Earnshaw, Trinidad Tobago ile 2006 yılında oynadıkları hazırlık maçının ikinci yarısında oyuna giren Bale'in, sadece 15 dakika içinde oyunu değiştirdiğini ve bitime üç dakika kala attığı galibiyet golünün hazırlayıcısı olduğunu hatırlatıyor. Bale'in, Giggs'e nazaran bir avantajı da 2012 Londra Olimpiyat Oyunları. Ada uluslarının Büyük Britanya olarak boy göstereceği oyunlarda, o dönemde 23 yaşında olacak Bale'in de Britanya forması giymesi bekleniyor. En azından, Dünya Kupası'nda yaşadıkları hayal kırıklığının ardından gözlerini olimpiyat oyunlarına çeviren İngilizlerin umudu bu yönde.





Gareth Bale önüne geleni devirmeye programlanmış bir tren gibi zirve koşusunu sürdüredursun, bugünlerde herkes onun ne kadar iyi olabileceğini tartışıyor. Kimilerine göre Bale, hâlihazırda dünyanın en iyi futbolcularından biri. Kimilerine göre ise bu payeyi elde etmesi için istikrarını koruması gerekiyor. İki tarafın da haklı olduğu noktalar var elbette. Ancak bu, Gareth Bale'in an itibarıyla dünyanın en heyecan verici yeteneklerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmeye yetmiyor. Zira, bu büyüleyici sol ayağı ve bitmek bilmez driplinglerini seyretmek, şu sıralar bir futbolseverin iştahını kabartmaya yetiyor da artıyor.













1 comment:

ender tolga said...

Elinize sağlık.bale ile karşılaştığımda onun hayatı hakkında sohbet edebilecek!!:) kadar bilgiyi bir solukta okudum. tekrar elinize sağlık:)