05 August 2010

3A (Aykut Kocaman, Alex, Aziz Yıldırım) & Üçgenler


















Fenerbahçe, hayal kırıklığıyla tamamladığı sezonun ardından yaz dönemini yaralarını sarmakla geçirdi. Bu uğurda teknik direktör Christoph Daum'un görevine son verilirken, yerine camianın sevgi & saygı duyduğu Aykut Kocaman getirildi. Yavaş yavaş nefret objesine dönüşen bazı oyuncularla yollar ayrılırken, transfer stratejisi genç ve umut vaat eden yetenekler üzerine kuruldu. Kadroya katılan yeni isimler Miroslav Stoch, Caner Erkin, Issiar Dia ve İlhan Eker oldu.


Eh tabii zihniyet de değişecekti. Christoph Daum'un statik futbolundan Aykut Kocaman'ın sahanın tamamını kullanma gayretindeki, bol paslı futboluna uzanan bir yoldan bahsediyordu herkes. Sehpanın eksik ayağı ise 'sabır' gibi görünüyordu. Zira, başlangıçta Denizli faciası, devamında Aragones'in kan uyuşmazlığı, Josico-Maldonado-Güiza üçgeninin başını çektiği transfer fiyaskoları, Daum memnuniyetsizliği, Aziz Yıldırım'ın tek adamlığı ve en nihayetinde son haftada yitip giden bir şampiyonluk üstüne anons skandalı ile Alejandro Amenabar filmlerini kıskandıracak kadar karanlık ve gerilim dolu bir senaryoyla, tribünlerin sabrı bir hayli zorlanmıştı. Artık herkesin hayalinde, yeni ve acil başarılar yatıyordu. Tüm Fenerbahçelilerin hayali; biraz silkinip rahatlamak, üstlerinden o kasveti atmak ve Slowdive şarkıları tadındaki hayatlarının, Happy Mondays'in neşeli melodileriyle renklendiğini  görmekten ibaretti.


Kendilerine sunulansa, böylesi radikal bir değişimden ziyade başarısız bir devam filmi oldu. Sezona Şampiyonlar Ligi parolasıyla başlayan Fenerbahçe, daha ilk Avrupa randevusunda Young Boys'a elenmekten kurtulamadı. Hem de taraftarının önünde, hem de 2-2'nin rövanşında, hem de Trabzonspor maçının izleri Şükrü Saracoğlu'ndan henüz silinmemişken...


Peki, umut ve coşkularını ceplerine doldurup Kadıköy'e akın eden yaklaşık 50 bin kişi, evlerine isyan ve öfke biriktirerek döndüyse hatayı kimde aramak gerekiyor? Bu ağır yükün vebalini bireylere yüklemenin anlamsızlığını Aragones, Güiza, Daum vb. örneklerde test ettiğimize göre, daha genel bir arızadan bahsetmemiz gerekiyor belki de.


















Sistemle başlayalım;


Alex'in Şükrü Saracoğlu'nun çimlerine ayak bastığı 2004 yılından bu yana, sarı-lacivertlilerin futbolu Brezilyalı yıldızın üstünden şekilleniyor. Bu da statik ve merkezden yönlendirilen bir futbol anlayışını beraberinde getiriyor. Neredeyse her hücumda top Alex'in ayağına değerken, onun 'serbest dolaşım hakkı' arkasındaki orta saha oyuncularının savunma odaklı bir futbol anlayışı benimseme zorunluluğunu da beraberinde getiriyor. Böylece ortaya, sert ve katı bir savunmaya sahip olsa da hücumda çoğalamayan ve kaderini bir anlamda Alex'in sihrine bağlayan bir takım çıkıyor. Fenerbahçe'de, 2004 yılından bu yana kayda değer iz bırakabilmiş herhangi bir kanat oyuncusunun olmayışı da -belki biraz Tuncay ancak o da ne kadar kanat oyuncusu tartışılır- başlı başına bu sistemden kaynaklanıyor. Oyunun merkezden yönetildiği ve Alex'in rakip kaleye 35 metre uzaklıkta topla buluşturulduğu bir sistemde, haliyle kanat oyuncularının rahatça hareket edebileceği genişlikte bir boşluk yaratılamıyor.


Tabii bu, böyle bir oyun anlayışının mutlak bir başarısızlık getireceği anlamına da gelmiyor. Doğru bir kurgu ve bu sisteme uygun futbolcularla, Alex'li bir Fenerbahçe'nin başarılı olabileceğine yönelik emareler, başta Zico ve belirli periyotlar dahilinde Daum dönemlerinde kanıtlanmıştı. Ancak, Aykut Kocaman'ın benimsediği futbol anlayışı, Zico ve Daum'dan izler taşımaktan bir hayli uzak. Bu seneki transferler de bunun en önemli kanıtları olarak gözlerimizin önünde duruyor.


Kadroya katılan dört oyuncudan üçü (Stoch, Dia ve Caner) klasik kanat adamı hüviyetinde. Bu da Aykut Kocaman'ın kanatlara ağırlık veren bir oyun arzusunda olduğunu gösteriyor. Stoch ve Dia'nın sahaya birlikte çıktığı ikinci Young Boys maçında, Fenerbahçe'nin atakları genellikle bu ikilinin üstünden şekillendi. Emre ve Cristian, savunmadan aldıkları topları öncelikle Stoch ve Dia'ya ulaştırmaya çalışırken, dakikalar ilerledikçe Alex'in bu yapıdaki işlevsizliği ortaya çıkmaya başladı. Kanatlardan başlayan hücum setleri, ilk 35-40 dakikada Brezilyalı futbolcunun topla nerdeyse hiç buluşamamasına neden oldu. Alex'in, ilk yarının sonlarına doğru top alabilmek için Emre ve Cristian'ın bölgesine kadar gelmesi de bunun en büyük kanıtı. Özetle; Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'si Stoch ve Dia'yı merkez alan bir hücum anlayışı benimseyecekse, Alex'in duran toplar dışında herhangi bir işlevi kalmayacağını söyleyebiliriz. Aynı şekilde, Daum futbolunun devamı halinde Stoch ve Dia'nın istedikleri alanları bulmakta zorlanacağını ve etkisizleşeceğini de.


Aykut Kocaman'ın Young Boys maçının ikinci yarısında Alex'i kenara alıp Selçuk'u sahaya sürdüğünü hatırlatığımızda, kendi yolunu izleme niyetinde olduğunu görüyoruz. Bu da kendisine nur topu gibi bir 'Alex' problemi sunuyor. Normal şartlar altında, Aykut Kocaman'ın futbol anlayışını benimsemiş bir Fenerbahçe'de Stoch ve Dia'yı tamamlayan orta saha üçlüsünde Alex'e yer yok. Peki kime var? Savunmanın önünde Cristian-Selçuk ikilisinden biri tercih edilebilir. Forvet -Stoch-Dia üçgeninin arkasındaki bölgenin solu için en uygun aday Emre Belözoğlu. Emre'yi sağda tamamlayacak isim ise Mehmet Topuz-Özer ikilisinden biri olabilir.
















Böyle bir diziliş, Kocaman’ın hayalini kurduğu futbol anlayışının temel taşı olan ‘üçgenler’i yaratmak için ideal görünüyor. Sağ kanattan yönlendirilecek ataklarda Gökhan Gönül-Mehmet Topuz/Özer-Issiar Dia ve Mehmet Topuz/Özer-Issiar Dia-Forvet üçgenleri kurulabilir. Aynı şekilde, sol kanadı merkez alan hücumlarda da Andre Santos-Emre Belözoğlu-Miroslav Stoch ile Emre Belözoğlu-Miroslav Stoch-Forvet üçgenleri yaratılabilir. Bu dört alternatif, Fenerbahçe’nin oynamak istediği pas futbolunu mümkün kılabilmek açısından da hayati önem taşıyor. Birbirine yakın futbolcuların kısa paslarla adam eksiltip, sağ ya da sol koridor üzerinden arkaya kaçan arkadaşlarını topla buluşturmasına dayanan bu düzende, Dia-Stoch ikilisinin muhtemel kanat değişimleri de sarı-lacivertlilerin elini kuvvetlendiriyor.

Gelelim “Nasıl bir forvet?” sorusuna;

Bu sistemin ihtiyaç duyduğu ileri uç oyuncusunda aranacak ilk özellik bitiricilik. Kanatları merkez alan bu yapıda, sağ ya da sol kanattan gönderilecek ortaları ya da kısa pasları tek vuruşta tamamlayabilecek bir forvete ihtiyaç var. Oyuncunun aynı şekilde, üçgenleri tamamlayabilmesi ve pas alışverişine katkıda bulunabilmesi de gerekiyor.

Göründüğü üzere, Fenerbahçe’nin saha içi sorunlarına çözüm bulabilme şansı mevcut. En azından, eldeki malzeme ile kayda değer işlere imza atılabileceğine karşı çıkan olmayacaktır diye düşünüyorum. Ancak, saha dışı sorunlar için bu kadar iyi niyetli konuşmak mümkün görünmüyor. Başta da değindik; ‘sabır’ kavramı, an itibarıyla Fenerbahçelilerin dağarcığında yer almaktan hayli uzak. Üç büyük tribün grubu (ÜNİFEB, Vamos Bien, CK), Şükrü Saracoğlu’na veda etmiş durumda. Futbolculardaki özgüven eksikliği ayrı bir sorun, tıpkı Aykut Kocaman’ın ‘abilik’ten teknik adamlığa geçişinin öğrencileriyle iletişiminde yaratması muhtemel arızalar gibi. Ve elbette, Aziz Yıldırım faktörü...

Young Boys maçı gösterdi ki; son haftada kaybedilen şampiyonluğun ardından yaralarına son kez tuz basan Fenerbahçelilerin bir sonraki hedefi, büyük olasılıkla Aziz Yıldırım olacak. Zira, son 4-5 sezona sirayet eden hayal kırıklıkları silsilesinin diyeti; futbolcusundan, teknik direktörüne, yöneticisinden, taraftarına onlarca kişi tarafından birer birer ödenirken, bu sürecin tek ‘sabit’i Aziz Yıldırım, koltuğunda oturmaya devam ediyor. Ancak bu kez, genelde teknik direktörlerin sığındığı liman olarak bilinen Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman’ın başarılarına muhtaç gibi görünüyor.

2 comments:

boraturkoglu said...

Öncelikle çok güzel bir yazı olmuş. Kadro sorunları ve çözümlerien değinilmiş ama sizin de arkasından söylediğiniz gibi bir de saha dışı sebepleri var. Olayın taktik ve teknik kısmını zaten gayet güzel yazmışsınız. Kanatlardan oynanabilecek bir oyunda Alex'e yer yok. Eğer dünkü maç sonrası A.Kocaman'ı eleştirmek istiyorsak, değinebileceğimiz tek nokta Alex ile başlaması olabilir. Young Boys'un kondisyon olarak daha iyi olması, ilk maçta hucum olarak sürklase etmesi, ikinci maçta aynı oranda yükeleneceklerinin habercisiydi zaten. Bu bağlamda savunması zaten iyi olmayan bir FB, kendini ancak komple bir takım savunmasıyla savunabilirdi. Takım savunmasından bahsediyorsak da Alex mevzu bahis olamaz maalesef. İlk maçta oynamadan elde edilen 2-2 lik avantaj karşısında sizin de dediğiniz gibi kanatlara yer açmak, hızlı hucumdan yaralanmak ve takım savunması yapmak için sahada Alex olmamalıydı. Kocaman bu konuda hatalıdyı(bence). Ama benim söylemek istediğim daha başka bir şey var. Bu takıma çok TD geldi gitti. Daha nicesi de gelecek. A.Kocaman belki çok iyi bir TD olmaya biliğr fakat dünyanın en iyisi de gelse tökezliyecek. Çünkü yönetici ve oyuncu kadrosunun sahip olduğu zihniyet çok vahim. Maçın ardından "Kocaman Bahaneler" başlıklı yazılar atılıyor ama kimsenin Aziz Yıldırıma laf attığı yok.Kendi patronlarını eleştir(e)memeye alışmış insanlardan A.Yıldırım eleştirisi beklemek belki abesle iştigal kaçar ama cerahati kesmediğiniz sürece de hastalık devam eder. Ben bu takımın başına Mourinho gelse de başaralı olabileceğini düşünmüyorum. Ters giden şeyler kağıt üstünde değil maalesef. Mourinho'nun Bilica'nın, Kazım'ın, Selçuk'un beynini açıp beyin ameliyatı yapacak hali yok ya. Onu başarabilse önce Balotelli'den başlardı zaten. Balotelli'nin arkasından dediklerini daha dün gibi hatırlıyorum:" onu alacak kulüpler dikkat etsin, çünkü beynini kullanamıyor". FB'de bunlardan çok var maalesef. Bir insanın ya da kurumun başarıya ulaşması için bir düzeni olması lazım. Şöyle örneklendireyim, Öss'ye hazırlarnırken şüphesiz Dershanelerin çok büyük katkısı vardır. Ama bu katkı düzenli çalışan ve olayın farkında olan kişilerine etki eder. Aynı şekilde anne ve babasından yeterli desteği gören öğrenci dershane'nin yönlerdimesiyle başarılı olur. Burda anne, baba Aziz Yıldırım, Dershane Aykut Kocaman, öğrenci futbolcular, Öss de başarı olsun. Aile desteğini arkasına alamayan, düzenli çalışmayan, fakat en iyi hocaların olduğu dershaneye giden öğrenci başarılı olamaz.FB'nin içinde bulunduğu durum tam olarak bundan ibarettir. Ve en büyük şansı insan annnesini babasını değiştiremez fakat kulüpler başkanlarını değiştirebilir. Çünkü sizi dershaneye yazdıran, ailenizdir. Sonuç olarak taktik ve teknik eleştiri her zman olur ama beyinler düzelmediği sürece biz daha burda çok konuşuruz.

boraturkoglu said...

Öncelikle çok güzel bir yazı olmuş. Kadro sorunları ve çözümlerien değinilmiş ama sizin de arkasından söylediğiniz gibi bir de saha dışı sebepleri var. Olayın taktik ve teknik kısmını zaten gayet güzel yazmışsınız. Kanatlardan oynanabilecek bir oyunda Alex'e yer yok. Eğer dünkü maç sonrası A.Kocaman'ı eleştirmek istiyorsak, değinebileceğimiz tek nokta Alex ile başlaması olabilir. Young Boys'un kondisyon olarak daha iyi olması, ilk maçta hucum olarak sürklase etmesi, ikinci maçta aynı oranda yükeleneceklerinin habercisiydi zaten. Bu bağlamda savunması zaten iyi olmayan bir FB, kendini ancak komple bir takım savunmasıyla savunabilirdi. Takım savunmasından bahsediyorsak da Alex mevzu bahis olamaz maalesef. İlk maçta oynamadan elde edilen 2-2 lik avantaj karşısında sizin de dediğiniz gibi kanatlara yer açmak, hızlı hucumdan yaralanmak ve takım savunması yapmak için sahada Alex olmamalıydı. Kocaman bu konuda hatalıdyı(bence). Ama benim söylemek istediğim daha başka bir şey var. Bu takıma çok TD geldi gitti. Daha nicesi de gelecek. A.Kocaman belki çok iyi bir TD olmaya biliğr fakat dünyanın en iyisi de gelse tökezliyecek. Çünkü yönetici ve oyuncu kadrosunun sahip olduğu zihniyet çok vahim. Maçın ardından "Kocaman Bahaneler" başlıklı yazılar atılıyor ama kimsenin Aziz Yıldırıma laf attığı yok.Kendi patronlarını eleştir(e)memeye alışmış insanlardan A.Yıldırım eleştirisi beklemek belki abesle iştigal kaçar ama cerahati kesmediğiniz sürece de hastalık devam eder. Ben bu takımın başına Mourinho gelse de başaralı olabileceğini düşünmüyorum. Ters giden şeyler kağıt üstünde değil maalesef. Mourinho'nun Bilica'nın, Kazım'ın, Selçuk'un beynini açıp beyin ameliyatı yapacak hali yok ya. Onu başarabilse önce Balotelli'den başlardı zaten. Balotelli'nin arkasından dediklerini daha dün gibi hatırlıyorum:" onu alacak kulüpler dikkat etsin, çünkü beynini kullanamıyor". FB'de bunlardan çok var maalesef. Bir insanın ya da kurumun başarıya ulaşması için bir düzeni olması lazım. Şöyle örneklendireyim, Öss'ye hazırlarnırken şüphesiz Dershanelerin çok büyük katkısı vardır. Ama bu katkı düzenli çalışan ve olayın farkında olan kişilerine etki eder. Aynı şekilde anne ve babasından yeterli desteği gören öğrenci dershane'nin yönlerdimesiyle başarılı olur. Burda anne, baba Aziz Yıldırım, Dershane Aykut Kocaman, öğrenci futbolcular, Öss de başarı olsun. Aile desteğini arkasına alamayan, düzenli çalışmayan, fakat en iyi hocaların olduğu dershaneye giden öğrenci başarılı olamaz.FB'nin içinde bulunduğu durum tam olarak bundan ibarettir. Ve en büyük şansı insan annnesini babasını değiştiremez fakat kulüpler başkanlarını değiştirebilir. Çünkü sizi dershaneye yazdıran, ailenizdir. Sonuç olarak taktik ve teknik eleştiri her zman olur ama beyinler düzelmediği sürece biz daha burda çok konuşuruz.