28 June 2010

World Cup 2010: Portekiz






















Portekiz'de dikta rejiminin başında bulunan Salazar, halkı uyutmak için 3F'yi; yani fado, fiesta ve futbolu... Şaka, şaka!


Soruyla başlıyorum;


Futbolla ilişkisi kulüp takımları düzeyinde bir futbolsever düşünün. Milli takım performanslarından, uluslararası turnuvalardan vs. haberi olmasın. Göreviniz; kendisine Portekiz Milli Takımı'nı tarif edebilmek adına son 2-3 yıla bakarak beklenti/başarı eğrisi açısından benzer bir kulüp takımı seçmek. Bu durumda tercihiniz ne olurdu?


Bu soruya Arsenal cevabı verenler ya da Arsenal cevabını uygun bulanlar ile yola devam edelim. Zira, Euro 96'dan bu yana katıldığı her turnuvada kendisinden bir şeyler beklenen, "Ha oldu, ha olacak!" derken yılları deviren bir takımdan bahsediyoruz. Portekiz'in 'altın jenerasyonu' miâdını dolduralı çok oldu ancak alttan oyuncu yetiştirmeye devam ediyorlar ve bu beklentiyi aradan geçen 14 yıla rağmen taze tutmayı başarıyorlar. Mutlak başarı kavramı üstünden ilerlemeyeceksek, bunun da hatırı sayılır bir değeri olduğunu söylemek lazım. Lakin Portekizlilerin git gide daha da sabırsızlandığını görmemek için de ayrı bir meziyet gerekiyor. Güzel futbol, sükseli yıldızlar, yaratıcı ayaklar ve daha fazlası... Yıllardır her şeye sahipler (forvet hariç), ancak karşılığını bir türlü alamıyorlar. Acıklı bir senaryo olduğuna şüphe yok, ancak detaylara inmek için filmi biraz başa saralım; Euro 96'ya bol Pinto'lu, Folha'lı, Figo'lu, Rui Costa'lı kadrosuyla iştirak eden Portekiz'den ilk etapta kimse şampiyonluk beklemiyordu. Onlar da gruptan lider çıkıp Çek Cumhuriyeti'ne elenerek görevlerini yerine getirdi. Fransa 98'e ise katılamadılar. Zira Rui Costa, 1-0 önde götürdükleri Almanya maçında gördüğü kırmızı kartla takımını 10 kişi bırakmakla kalmadı, aynı zamanda yiyecekleri beraberlik golünün de sorumlusu olmayı başardı. Grubu üçüncü bitirip, kupayı televizyondan takip ettiler. Euro 2000 yarı finalinde şampiyonluğa ulaşacak Fransa'ya takıldılar. Japonya/Güney Kore 2002'de grubun son maçında beraberlik alsalar yetecekti, ancak bu kez de Joao Pinto ve Beto'nun gördüğü kırmızı kartların ardından 1-0'lık Güney Kore mağlubiyetiyle rüyadan uyandılar. Artık gözler, evlerinde düzenleyecekleri Euro 2004'e çevrilmişti. Finale kadar yükselmeyi başardılar lakin ilk grup maçında kendilerine çelme takan Yunanistan'a bir kez daha yenilmekten kurtulamadılar. Brezilyalılar için 1950 Dünya Kupası finali ne anlama geliyorsa, artık Portekizliler için de Euro 2004 finali aynı anlama geliyordu; yani "tarihin en karanlık sayfası"!


Almanya 2006'ya giderken beklentiler düşüktü, en azından Euro 2004'e göre. Yarı finale kadar çıktılar, ancak Euro 2000'de olduğu gibi Fransa engeline takıldılar. Kupayı dördüncü bitirip gözlerini Euro 2008'e çevirdiler. 'Altın jenerasyon' bir bir sahneden çekilirken, yeni yıldızlarla yola devam ediyorlardı. Figo'nun yerini Cristiano Ronaldo, Fernando Couto'nun yerini Ricardo Carvalho, Rui Costa'nın yerini Deco almıştı. Gruptan çıktılar, ancak bu kez "Dur!" diyen Almanya oldu.


İşte, Portekiz'in inişli-çıkışlı, büyük beklentilerle başlayıp hayal kırıklıklarıyla tamamlanan hikayesi. Kadife ayaklı naif yıldızların, filmin sonunda mahallenin ağır ağabeylerinden tokadı yediği bu hikayelere Güney Afrika'da bir yenisini mi ekleyecekler? Yoksa, naiflikten narsistliğe evrilen yıldızları (bkz. Cristiano Ronaldo) ve zaman zaman vahşete yelken açan görev adamlarıyla (bkz. Pepe) farklı bir son mu çekecekler? Bunu elbette ki zaman gösterecek. Ancak, neredeyse 'underdog' olarak bile anılmadan geldikleri bir turnuvada kafalarının rahat olacağını ve üzerlerindeki baskının rahatsız edici boyutlara ulaşmayacağını tahmin etmek zor değil. Bu da iyi değerlendirilebildiği takdirde, FIFA sıralamasında -her ne şart altında olursa olsun- 3. sırada yer alan bir takım için her an önemli bir avantaja dönüşebilir. Eh, onlar da zaten bunu kovalayacak.


Analiz

Eleme grubundaki ilk beş maçlık performansları ne kadar berbatsa (5 maç: 1 galibiyet, 3 beraberlik, 1 mağlubiyet), kalan beş maçtaki serileri de (5 maç: 4 galibiyet, 1 beraberlik) bir o kadar takdire şayandı. Bu seri onlara grup ikinciliğini, dolayısıyla da play-off biletini getirdi. Play-off'ta da Bosna Hersek'i 1-0'lık iki maç sonunda eleyerek kupaya geldiler. 12 maçlık resmi maç karnelerinin en dikkat çekici bölümü 'savunma'ya ait. Son beş resmi maçta gol yemeyen Portekiz, elemelerde oynadığı 12 maçı, -3'ü Danimarka'dan bir maçta olmak üzere- 5 gol yiyerek tamamladı. Hücuma dönük oyuncularının ışıltısıyla dikkat çeken bir takım için hayli keyifli bir tablo olsa gerek. Bosna Hersek ile oynadıkları iki play-off maçında Cristiano Ronaldo'dan faydalanamadıklarını da hatırlarsak, teknik direktör Carlos Queiroz'un öğrencilerinin 'özgüven' anlamında önemli adımlar attığını söylememiz gerekiyor. Ancak Güney Afrika'da ulaşacakları noktayı belirleyecek, yine yıldızlardan alacakları katkı olacak. Zira, başı ve sonu kayıp bir takımdan bahsediyoruz. Kaleci Eduardo'ya bu seviyede ne kadar güvenilebileceği meçhul. Forvet zaten kanayan yara. Bu şartlar altında, 'Gökkuşağı ülkesi' lakaplarının bu başı-sonu belirsiz yapıdan türediğini düşünmek en hafif ifadeyle saflık olacaktır, fazlası değil. Bu yüzden, milli takım forması altında bir türlü bekleneni veremeyen Ronaldo'sundan, Chelsea'de rol oyuncusuna dönüşen Deco'suna, Atletico Madrid'le Avrupa Ligi kupasını kaldıran Simao'sundan, savunmanın göbeğindeki Ricardo Carvalho'suna kadar bütün yıldızların taşın altına elini sokması gerektiğini söylemek çok da yanlış olmayacaktır. Eh bu şartlar altında da bu takım için bir taktik analiz yapılacaksa, sistem üzerinden değil de oyuncular üzerinden gitmek daha sağlıklı görünüyor. Oynayacakları oyun az-çok belli. Savunmadan orta ikiliye (Raul Meireles + Tiago ya da Moutinho) aktarılacak toplar, ilk etapta kanatlara gönderilecek. Ronaldo ve Simao'nun bireysel çabaları sonuç vermezse ortada yardım alabilecekleri Deco var. Kısa paslar ve savunma arkasına gönderilen toplarla hızlı adamlarını kullanmaya çalışacaklar ve kale önüne topluca gelip pozisyonu bitirmeye çalışacaklar. En azından, şu ana kadar yaptıkları bundan ibaret.


Hazırlık maçlarındaki görüntüleri, bu anlayışın ne kadar sağlıklı olduğu konusunda pek bir fikir vermese de Cape Verde karşısında alınan 0-0'lık beraberliğin mantıklı bir izahı varmış gibi durmuyor. Queiroz ise Cape Verde maçı sonrasındaki açıklamalarında genel kanını aksine oyuncularının istediklerini harfiyen yerine getirdiğini ve disiplinli+organize bir oyun sergilediklerini söylüyor. Ne kadar inandırıcı bilemiyorum. Zira Portekiz'de yayın yapan Maisfutebol Gazetesi'nin manşeti, Portekizlilerin Güney Afrika'dan pek de ümitli olmadığını gösteriyor: 'Não cheira a Mundial'. Yani; "Bu hiç de Dünya Kupası gibi kokmuyor!". Kupa öncesinde tek olumlu gelişme ise suların az da olsa durulmasını sağlayan 3-1'lik Kamerun ve 3-0'lık Mozambik galibiyetleri.


İkinci Adam
Kupadan bir hafta önce bu bölümü yazarken, söze "Nani'yi 'Thriller' klibine koysanız kimsenin ruhu duymayabilir lakin Portekiz kadrosundan çıkardığınız takdirde büyük bir infial yaratacağınız kesin" diyerek başlamıştım. Hikayenin devamını ise biliyorsunuz; sakatlanan Nani, Dünya Kupası'nda yok. Bu durumda, ikinci adam rolü de otomatikman Deco'ya geçiyor. 'Monçiçi', Nani gibi enerjisiyle değil de tecrübesi ve oyun zekasıyla öne çıkıyor. Ronaldo'nun patlayıcılığını kontrol altına alması ve takımı yönlendirmesi gerekiyor. Başarabildiği sürece oyunda kalırlar. Aksi takdirde, bir sonraki turnuva için 'insert coin' lütfen!


Kuvvetli Mevki
Hücum hattında bireyselliğin ön plana çıktığı Portekiz'de, savunma hattı görev adamlarından oluşuyor. Son beş resmi maçtır gol yemeyen savunmanın bel kemiği Ricardo Carvalho'nun partnerinin sakatlıktan kurtulan Pepe olması beklense de Bruno Alves'e de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Elemelerde, Arnavutluk deplasmanında son dakikada galibiyeti getiren gole imza atan Alves, takımına grup ikinciliği yolunda altın değerinde iki puan kazandırmakla kalmadı, play-off ilk maçında da Bosna Hersek'i deviren isim oldu. Alves'in, istikrarlı grafiğini Porto'da da sürdürüp son dört Şampiyonlar Ligi sezonunda 34 maçlık bir seri yakaladığını da hesaba katarsak, her an rakibin sırtını çiğneyebilecek Pepe'den çok daha güvenli bir tercih olacağını söyleyebiliriz. Savunmanın sağ kanadında Bosingwa'nın sakatlığı, Paolo Ferreira'nın esas mevkisine dönüşünü sağlarken, Ferreira'nın boşalttığı sol bek pozisyonunu Malaga'lı Duda'nın doldurması bekleniyor. Hücum özellikleri, duran toplar ve uzaktan şutlardaki başarısıyla öne çıkan Duda'nın defansif açıdan nasıl bir performans sergileyeceği ise merak konusu. Hele ki Brezilya ve Fildişi Sahili gibi iki 'akıncı' rakip karşısında. Özetle; bu dörtlünün uyumu Portekiz için başarının anahtarı olacak. Savunmadaki ikilide sorun yok, doğrudur. Lakin beklerin de kafalardaki soru işaretlerini silecek bir performans sergilemeleri gerekiyor. Tersi bir senaryo, 1996'dan bu yana katıldığı altı turnuvanın beşinde gruptan çıkma başarısı gösteren Portekiz için pek hayırlı olmayabilir.


Teknik Direktöre Mesaj
Jose Mourinho, Portekiz'in Dünya Kupası'nda şampiyonluğa ulaşıp ulaşamayacağı ile ilgili bir soruya "Böyle bir ihtimal yok!" cevabını verdi. İlk bakışta doğru bir tespit gibi duruyor; en azından, Portekiz'den önce sayılabilecek İngiltere, İspanya, Brezilya, Arjantin, Almanya, Hollanda gibi ülkelerin varlığını düşündükçe... Güney Afrika'nın yanı başında Mozambik'te dünyaya gelen Carlos Queiroz'un, bu sözleri Mourinho'ya yedirebilmesi için şans meleklerine ve zorlu bir mesaiye ihtiyacı olacak. Nasıl başaracağını ise kendisinden başka kimse bilmiyor. 1989'da ve 1991'de genç takımla kazandığı dünya şampiyonluklarının üstünden neredeyse 20 sene geçti ve Queiroz'un artık yeni bir formül bulması gerekiyor. Taktiksel yapının Portekiz özelinde birinci dereceden hayati önemi olduğuna inanmıyorum. Bu sebeple, Queiroz'un başarması gereken ilk şey takımı bir arada tutabilmek ve muhtemel baskıları oyunculardan uzaklaştırmak olacak. Meksika 1986'da 'Saltillo Olayı' olarak kayıtlara geçen skandalı hatırladıkça, Portekizlilerin öncelikli olarak disipline ihtiyaç duyduklarını söyleyebiliriz. 1966'daki dünya üçüncülüğünün ardından 20 seneyi boş geçiren Portekiz, Meksika 1986'daki ilk maçında İngiltere'yi yendiğinde herkesin beklentileri yükselmişti. Ancak, kamp sırasında yapılan kontrollerde Antonio Veloso'nın 'anabolic steroid' kullandığının saptanması, kaleci Bento'nun kolunun kırılması ve futbolcuların federasyonla prim anlaşmazlığına düşmesi Portekiz'in rüyasının kabusa dönmesine neden olmuştu. Kalan iki maçında Polonya ve Fas'a yenilen takım gruptan çıkamamış, takip eden dönemde birçok oyuncunun milli takımla ilişiği kesilmişti. Queiroz'un da ilk etapta, dönemin teknik direktörü Jose Torres'in hatalarına düşmemesi ve takımı bir arada tutarak arkadaşlık ortamını kuvvetlendirmesi gerekiyor. Aksi takdirde, halihazırda onlarca soru işaretiyle kupaya gelen Portekizli futbolculardan verim alabilmek imkansız görünüyor. 


Kişisel 11

Eduardo: Seçenekler arasında en elle tutuluru.


Paolo Ferreira: Bosingwa'nın sakatlığıyla esas pozisyonuna geçebilir.


Ricardo Carvalho: Takım savunmasının generalliğini üstlenecek.


Bruno Alves: Yerine Pepe'nin tercih edilmesi muhtemel. Ancak, Arnavutluk ve Bosna Hersek'e attığı goller ve istikrarı nedeniyle formayı daha çok hak ediyor. Aksini düşünen, Pepe'nin Casquero üstündeki deneyini hatırlasın.


Duda: Kendisi için garip bir deneyim olacağı kesin. Malaga'da daha çok rakip yarı alanda cirit atarken görmeye alışmıştık. Esas sınavını Brezilya değil, Fildişi Sahili önünde verecek.


Raul Meireles: İstikrarlı, temiz top oynuyor. Daha n'olsun?


Manuel Fernandes: Moutinho'dan da Tiago'dan da çok severim. Tamamen duygusal.


Simao: Nani'nin yokluğunda kanatlardan biri ona emanet. Atletico Madrid'de vasatın üstünde bir sezon geçirdi. Vitesi bir kademe daha yükseltirse Nani'nin eksikliğinden doğacak zararı minimuma indirebilir.


Deco: Ronaldo'yu ve beraberinde takımın geri kalanını çekip çevirecek birine ihtiyaç var. Eh, o da Deco işte.


Cristiano Ronaldo: 'Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu' anketlerinde adı geçmez oldu. 'Portekiz'in gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu' anketinde ise Eusebio'ya geçildi (%56-%44). Reklamlardaki gibi heykelini diktirmek istiyorsa, Eusebio'nun 1966 çeyrek finalindeki Kuzey Kore maçı performansına yakın bir şeyler üretmek zorunda. Hadi tamam; dört gol atıp 3-0'dan maç çevirmesin ama iki maçı da tek başına alıversin.


Liedson: Bu düzen 'pırpır' adama ihtiyaç duyuyor. Liedson da bu sayede Hugo Almeida'nın önüne geçiyor.


Takımın Ağabeyi & Çaylağı

Takımı Deco-Carvalho-Simao üçlüsü yönlendirecek. Ellerinden geleni yapsalar iyi olur, zira üçü de muhtemelen son kez Dünya Kupası sahnesinde boy gösterecek.


Miguel Veloso & Joao Moutinho ikilisi bir türlü beklenen patlamayı yapamadı. En büyük sahnede şanslarını bir kez daha deneyecekler. Ne kadar fırsat bulabileceklerine ise Queiroz karar verecek. 

Rakiplere Mesaj

Forvet yok, kaleci yok, Nani yok, Bosingwa yok.. Hadi hepsini geçtim; koskoca Portekiz takımında bi' tane bile 'Pinto' yok.. Valla biz bile utandık bu kadroyla gelmeye..



Bunları biliyor muydunuz?

* Ronaldo'nun adının Ronald Reagan'dan geldiğini ve babası Jose Diniz'in 52 yaşında alkolden öldüğünü.. (E. Ş.'ye bir selam da burada çakalım!)


* Ronaldo'nun "İnsanların senden nefret ettiğine inanıyor musun?" sorusuna, "İnsanların benden nefret etmesi umrumda değil. Beni mutsuz eden tek şey kötü oynamak. Ne mutlu ki o da nadiren oluyor!" cevabını vererek narsistliğin sınırlarını bir kez daha çizdiğini..


* Frontier Economics'in verilerine göre; Portekiz'in kupaya katılan takımların muhtemel 11 değerleri sıralamasında 201 milyon euro ile beşinci sırada yer aldığını ve ilk dört sıranın İspanya (303), Arjantin (293), İngiltere (263) ve Brezilya'dan (223) oluştuğunu..


* Kişi başına milli gelirde G Grubu'nun kupanın en kötü istatistiğine sahip olduğunu.. Portekiz'in ise 21900 euro'luk gelirle, Brezilya (10500), Kuzey Kore (1800) ve Fildişi Sahili'nin (1670) önünde grup liderliğinde bulunduğunu..


* Portekiz'in gruptaki rakiplerinden Brezilya'nın 1822'de Portekiz sömürgeliğinden kurtulup bağımsızlığını ilan ettiğini..


* Portekiz'in kupa boyunca kullanacağı takım otobüsünün üstündeki sloganın, "Um sonho, uma ambição... Portekiz campeão!"; yani "Bir rüya, bir amaç... Şampiyon Portekiz!" olduğunu..


İyi Senaryo
FIFA sıralamasında 3. sırada yer alan Portekiz, iyi bir senaryo için 'ölüm grubu'nu lider bitirmek zorunda. Bu yolda rakipleri FIFA sıralamasında zirveyi elinde bulunduran Brezilya. Aksi takdirde son 16'da 2. İspanya'ya yem olmaları muhtemel. Gerçek bir Leviathan ile karşı karşıyalar ve bunun üstesinden nasıl geleceklerini tahmin ediyorum ki kendileri bile bilmiyor. Lider bitirdiklerini varsayalım; son 16'yı geçip çeyrek finalde Hollanda'nın karşısına çıkar, 2006'daki 16 sarı, 4 kırmızı kartlı Nürnberg Muharebesi'nin rövanşını vermemek için uğraşırlar. 


Kötü Senaryo
Net; gruptan çıkamazlar. Carlos Queiroz kovulur. Ronaldo "Nasılsa bir faydam dokunmuyor?" diyerek milli takımı bırakır. Altyapılarda kaleci ve forvet eğitimine ağırlık verirler. 

1 comment:

Jessie said...

son zamanlarda okuduğum en iyi analiz :)