01 June 2010

Modern dönem filozofları #1: Alex Ferguson























BİR+BİR Dergisi’nin Mayıs sayısında, Alex Ferguson ve Arsene Wenger ile yapılmış eski röportajlardan derlemeler mevcut. Okuyunca, bu iki adamın neden dünyanın en iyi teknik direktörleri arasında yer aldıklarını rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Zira ne Ferguson, ne de Wenger kendini saha içine hapsedecek kadar sığ karakterlere sahip. Dünyaya dair bir fikirleri, duyarlılıkları, akla ve mantığa uygun çözümlemeleri var. Hayata, beslenme yerlerini 105x68’e kısıtlamayacak kadar geniş bakabiliyorlar. Neden-sonuç ve iyi-kötü ayrımlarını kafalarına göre değil, farklı disiplinleri bir araya getirerek tanımlıyorlar. Bu da onları vazgeçilmez kılıyor.


Aşağıdaki bölüm (dergide yayınlanan kısmın hepsini almadım) Alex Ferguson’a ait... Siyasi görüşünden, emeklilik planlarına, çalıştığı en iyi oyunculardan, en büyük hayal kırıklığına kadar birçok değerli noktaya temas etmiş.. Eh, bize de okumak düşüyor..























Soru: Siyasete olan ilginize on üzerinden kaç verirsiniz?

Cevap: Bir kere futbola olan ilgime on üzerinden on veririm. Ama siyasetle de çok ilgiliyim, siyaset tarihi okurum, sağlam siyasi görüşlerim var. On üzerinden yedi buçuk diyelim.

Soru: Bu ilgi nereden kaynaklanıyor?

Cevap: Kökenlerimden ve yetiştirilme şeklimden. Babam başta olmak üzere, büyüdüğüm çevredeki herkes solcuydu. Glasgow’un işçi mahallelerinde büyüdüm, sınıf bilinci ve dayanışma çok önemliydi. İşçi Partisi’nin hakikaten işçi sınıfının partisi olduğuna inanarak büyüdüm ve hala öyle düşünüyorum. Clydeside’da liman işçisi olarak çalışırken halkın doğru dürüst temsil edilmesinin ne kadar önemli olduğunu fark ettim ve sendikaya katıldım. Maaşların artırılmasını talep eden bir grevin öncülüğünü yaptım. Yetişkinlik dönemimde de daha da politize olmamı sağlayan bir olay yaşadım. 1986 Kasım’ında, Manchester United’ın başına geçtikten birkaç hafta sonra annem ölüm döşeğindeydi. Glasgow’da bir devlet hastanesindeydi ve durum içler acısıydı: Derme çatma bir hastane, işleri başından aşkın doktor ve hemşireler; insan onuruna dair hiçbir şey kalmamıştı. Hayatım boyunca İşçi Partisi’nin bütün halkın iyi bir sağlık sistemine sahip olabilmesi için uğraştığına, muhafazakarların ise tam tersine sadece en üst sınıflarla ilgilendiğine şahit oldum...

İşçi Partisi mükemmel mi? Hayır. Katılmadığım görüşleri var, ama oldum olası işçilerin partisi olmuştur, öyle de kalacak. Muhafazakarlarsa oldum olası zenginlerin partisi olmuştur ve bu da değişmeyecek.

Soru: Emekliye ayrıldığınızda sizi bir köşe yazarı olarak görmemiz pek mümkün gözükmüyor..

Cevap: Asla. En kötü spor yazarlarının bir kısmı eski futbolcu ve antrenör. Kendilerinden söz ettirebilmek adına vaktiyle beraber top oynadıkları kişiler hakkında verip veriştirmeleri utanç verici. Benim böyle bir şey yapmam söz konusu olamaz.

Soru: Emeklilik demişken bir tarih var mı aklınızda?

Cevap: Henüz yok. Sağlığım yerinde, hala bu iş için gereken enerjiye sahibim. United’a geleli 22 yıldan fazla oldu, ama hala antrenmanlara büyük bir istekle gidiyorum, hala takım otobüsü deplasman maçının oynanacağı stada yaklaşırken tuhaf bir heyecan duyuyorum. Brezilyalı ikizler gibi (Rafael ve Fabio da Silva kardeşler) genç futbolcuların gelişimini görmekten hala büyük mutluluk duyuyorum.

Soru: İzlediğiniz en iyi futbolcular kimler?

Cevap: Pele, Di Stefano, Maradona ve Cruyff.

Soru: Bu sırayla mı?

Cevap: Evet.

Soru: En beğendiğiniz antrenör?

Cevap: Jock Stein

Soru: 10 Eylül 1985’te İskoçya-Galler maçı sırasında kalp krizi geçirerek öldüğünde yanındaydınız.

Cevap: Maçtan birkaç dakika önce takım doktoruna “Big Man çok iyi gözükmüyor” demiştim. Maçın sonlarında hakem bir düdük çaldı, Jock maçın bittiğini sanarak ayağa fırladı. Tam o sırada kollarıma yığıldı. Çok önemli biriydi, ondan çok şey öğrendim.

Soru: İngiltere Ligi’nde en beğendiğiniz antrenör kim?

Cevap: Tabii ki Arsene Wenger.

Soru: Antrenörlüğünüz döneminde oynamış bütün oyunculardan bir rüya takım çıkarabilir misiniz?

Cevap: O kadar çok iyi oyuncuyla çalışma şansım oldu ki; tek bir rüya takım çıkaramam.

Soru: İki tane yapın o zaman...

Cevap: Peki.. Kalede Schmeichel ve Van Der Sar. Savunmanın kanatlarında Irwin, Neville, Evra... Az önce konuştuğumuz da Silva kardeşlerin de bambaşka bir yeteneği var. Savunmanın ortasında Stam, Bruce, Ferdinand ve Pallister. Ronny Johnsen de çok iyiydi. Orta sahaya gelelim. Kimleri dışarıda bırakamam diye düşünmek lazım. Bryan Robson, Roy Keane, Scholes ve tabii ki Giggs. En iyi takımımla oynayacaksam hayatta Giggs’i kenarda tutmam. Ronaldo ve Cantona da mutlaklardan. Beckham’sa kapıyı çalıyor... Forvetlere nereden başlayabiliriz? Van Nistelrooy, Cole, Yorke, Solskjaer, Sheringham... Rooney’e gelince, onu almayacaksam bunu ancak mail yoluyla yapabilirim, yoksa başıma iş açılır!

Soru: Yaptığınız en büyük hata?

Cevap: Jaap Stam’ın gönderilmesi. Hiç kuşkusuz.

Soru: En büyük hayal kırıklığınız?

Cevap: Gazza’yı (Paul Gascoigne) transfer edememek. Şahane bir futbolcuydu, United’a çok yakışırdı.

Soru: Sizin antrenörlüğünüz döneminde United’ın attığı en güzel gol?

Cevap: Giggs’in 1999 FA Cup yarı finalinde Arsenal’a attığı gol. Başka bir dünyadan gelmiş gibiydi.

5 comments:

El Guaje said...

nisan sayısı ve thuram derlemesi'de muazzam.

Bay C. said...

aynen.. o sayıyı kaybettim, bulsam onu da ekleyecektim..

boraturkoglu said...

Ben ufak satır başları vermiştim: http://boraturkoglu.blogspot.com/2010/04/lilian-thuram.html

İlk sayıda da Cantona vardı: http://boraturkoglu.blogspot.com/2010/03/cantonadan-inciler.html

El Guaje said...

ben scan edip yollayım isterseniz. eksik kalmasın.

Bay C. said...

şahane olur valla :)