27 April 2010

Inamoto'dan Keita'ya / Galatasaray'ın Mali Durumu















(Bu yazı, CNBC-E Business Dergisi Mart sayısında yayınlanmıştır)

Galatasaray, 2009-2010 sezonunun son virajlarına girilirken şampiyonluk mücadelesini sürdürüyor. Bu, Sarı-Kırmızılı camia için alışılageldik bir durum olabilir. Zira, her sezona ‘şampiyonluk’ parolasıyla başlayan ve ortalamaya vurduğumuzda lig tarihinde üç sezondan birini zirvede tamamlayan bir takımdan bahsediyoruz.

Ancak, geçtiğimiz sezonun başından itibaren yaşananlara baktığımızda, Galatasaray’ın başta transfer politikası olmak üzere, mali açıdan hiç de tanıdık olmayan bir çizgide ilerlediğini söylemek mümkün. 2008-2009 sezonu öncesi kadroya katılan Harry Kewell, Milan Baros, Fernando Meira ve Morgan De Sanctis gibi isimlerle çıtayı yükselten Sarı-Kırmızılılar, yeni sezon öncesinde de Elano, Abdel Kader Keita ve Leo Franco takviyeleriyle son yılların en çarpıcı kadrolarından birini kurmayı başardılar. Oyuncu tercihlerindeki bu radikal değişim, teknik kadroda da Frank Rijkaard ismiyle karşılığını bulunca, futbol kamuoyu Galatasaray’daki kabuk değişikliğinin temellerini araştırmaya başladı.

Bundan birkaç sezon öncesine kadar transfer döneminin ‘ihtiyatlı’ kulübü olarak bilinen Galatasaray, nasıl olmuştu da yüksek maliyetli yıldızları kadrosuna katmayı ve Frank Rijkaard gibi bir ‘marka’ nın aklını çelmeyi başarmıştı?

Taraftar, medya ve rakip kulüpler bu değişimin sırrını çözmeye çalışadursun, Galatasaray yönetimi ara transferdeki Jo, Giovani Dos Santos ve Lucas Neill hamleleriyle, büyük resmi daha da çözümsüz kılmayı başardı.

Saha dışındaki çarpıcı hareketliliğin, sportif açıdan nasıl bir karşılık bulacağını henüz bilmiyoruz ama bugüne kadar çizilen tablo bile detaylı bir incelemeyi hak ediyor. İsterseniz, filmi biraz başa saralım ve Sarı-Kırmızılıların hangi yollardan bugüne geldiğini görmeye çalışalım...

Ağustos 2007... Galatasaray Sportif A.Ş'nin yüzde 20 hissesini elinde bulunduran QVT Financial Fund'un üst düzey yöneticisi Angelo Moskov, Galatasaray’dan son dönemde temettü alamadıklarını, kulübün borcunun (o zamanki para birimiyle) 100 milyon YTL’ye çıktığını ve Galatasaray’ın iflasa gittiğini söylüyor. Aslında, benzer söylemler 2004 yılından itibaren tekrarlanıyor. Futbolcuların alacaklarının ödenmediği ve parasızlık nedeniyle transfer yapılamadığı gibi haberler de bu görüşü destekliyor. Ancak, Moskov’un sözlerinin farklı bir anlamı var; ilk kez yetkili bir ağızdan ‘iflas’ sözcüğü çıkıyor.

Borcun büyüklüğüne ilişkin rakamlar takip eden dönemde de değişiklik gösteriyor. Ortak görüş ‘150 milyon dolar’ civarında şekilleniyor. Buna karşın, radikal iddialarda bulunanlar da yok değil; kulübün çoktan ‘kepenk indirdiğini’ savunanlar, borcun 300 milyon dolar seviyesini aştığını iddia ediyor.

Her kafadan bir sesin çıktığı ve belirsizliğin hakim olduğu bu sürecin ardından 2002 yılından bu yana başkanlık koltuğunda oturan Özhan Canaydın, sağlık sorunları nedeniyle bir sonraki seçimde aday olmayacağını açıklıyor. Tarihler 22 Mart 2008’i gösterirken, Galatasaray yeni başkanını seçiyor ve Adnan Polat, görevi Canaydın’dan devralıyor..

Polat’ın başkanlık sürecine geri döneceğiz, ama ondan önce son 5 yılın transfer bilançosuna bir göz atalım...



















Galatasaray, 2005-2006 sezonuna girerken, en dikkat çekici transferler (toplam 5 milyon euro’luk bonservis bedeliyle) Sasa Ilic ve Marek Heinz. Takip eden sezon ise tablo bir hayli karanlık; Florya’nın yeni sakinleri arasında (toplam 4 milyon euro’ya yakın bonservis bedelleriyle) Marcelo Carrusca, Mehmet Topal ve Junichi Inamoto yer alıyor. Özhan Canaydın’ın başkanlığında geçen son transfer döneminde ise kesenin ağzı açılmaya başlıyor. İki yıllık duraklama döneminin ardından, Lincoln, Tobias Linderoth, Shabani Nonda, Servet Çetin, Hakan Balta, Barış Özbek ve Volkan Yaman gibi isimler (toplam 13 milyon euro’ya yakın bir bedelle) kadroya dahil ediliyor. Mart 2008’de görev başı yapan Adnan Polat da 2008-2009 sezonuna girerken (toplam 12 milyon euro’ya yakın bir bedel karşılığında) Morgan De Sanctis, Fernando Meira, Harry Kewell ve Milan Baros’u transfer ediyor.

Bu transferlerle birlikte herkes, son yıllarda adı ‘borç’ kelimesi ile birlikte anılmaya başlayan Galatasaray’ın nasıl olup da böyle yüksek ücretleri ödeyebilir hale geldiğini tartışmaya başlıyor. İkinci yarının başında Fernando Meira’nın 6.5 milyon euro karşılığında, hem de takım UEFA Kupası’nda yoluna devam ederken Zenit St. Petersburg’a satılması söylentileri yeniden alevlendiriyor. Galatasaray’ın plansız transferler nedeniyle borcunu artırdığını söyleyenler, -yönetim kurulu üyelerinin de benzer açıklamaları doğrultusunda- Meira’nın likidite eksikliği nedeniyle satıldığını, bunun da bozuk bir mali yapıya işaret ettiğini vurguluyor. Ancak, sportif açıdan hayal kırıklığıyla tamamlanan sezonun ardından yaşananlara baktığımızda durum pek de öyle gözükmüyor...

Adnan Polat başkanlık koltuğuna oturduğunda, 1996 yılında ‘start’ verilen stat projesi henüz tamamlanmamıştı, 2004’te üst kullanım hakları alınan Seyrantepe’de de işler istendiği gibi gitmiyordu. Eren Talu’nun üstlendiği inşaat süreci, işçilerin paralarını alamaması nedeniyle birçok kez sekteye uğradı. 2009’un sonlarına doğru da projenin Eren Talu’dan alınmasıyla birlikte ihale TOKİ’ye kaldı. İnşaat bugünlerde sıkıntısız bir biçimde ilerliyor ve açılışın yeni sezonun ilk haftalarına yetiştirilmesi bekleniyor. Hatta kulüp, stattan ilk gelirlerini elde etmeye başladı bile. Mart ayı ortası itibarıyla, locaların yüzde 80’i satılmış durumda. Ayrıca, yapılan sponsorluk anlaşması çerçevesinde, stadın isim hakkı 10 yıllığına Türk Telekom’a kiralandı. Bu anlaşmadan elde edilecek gelir hakkında çeşitli söylentiler mevcut olsa da genel görüşe göre, 10 yıllık süre zarfında Galatasaray’ın kasasına, yan gelirlerle birlikte (Avea ile yapılan anlaşma vb.) yaklaşık 100 milyon dolar girecek.

(Türk Telekom ile yapılan anlaşmanın, sadece Seyrantepe’de yükselen stadın isim haklarını kapsamadığını da eklemek lazım. Forma reklamı için de aynı şirketle 5 yıllık sözleşme imzalayan Galatasaray, kasasına 20 milyon dolar daha koyacak.)

Kulüp, geride bıraktığımız birkaç yıl içinde ek gelir kalemleri yaratma konusunda da önemli bir yol kat etti. Polat ve yönetimi iş başı yaptığında, GS Store’un gelirleri Fenerium’un hayli gerisinde kalırken, 2006 yılında kurulan Galatasaray TV de artı sermaye yaratmakta zorlanıyordu. Ancak bugüne döndüğümüzde, 45 mağazaya ulaşan GS Store’un forma satışında liderliği ele geçirdiğini, dijital platformda abonelik ücreti karşılığında yayın yapan Galatasaray TV’nin 40 bin üyeye ulaştığını, Galatasaray TV’yi yüklü bir arşivle internet ortamına taşıyan ‘galatasaray.com’ un da açıldığı haftada 1000 üyeyi geçtiğini görüyoruz. Nisan 2009’da hayata geçirilen ve an itibarıyla 150 bin üyesi bulunan GS Mobile ile Kasım 2009’da başlayan ve beş ay gibi kısa bir sürede 70 bin üyeyi geçen GS Bonus Card projelerinin de kulübe mali açıdan önemli katkı sağladığını ekleyelim. Önümüzdeki yıl için GS TV, GS Bonus ve GS Mobile’dan 13 milyon dolar kaynak bekleyen kulübün diğer önemli gelir kalemleri ise şans oyunları platformu GS Bilyoner ve kısa vadede aylık 1 TL üyelik ücreti öngören ‘galatasaray.org’ olacak.

Ve son olarak en can alıcı soruya geçelim; Galatasaray’ın borcu ne kadar?

















Mart ayı başındaki olağan genel kurulda açıklanan tablolara baktığımızda, nakit çıkışı gerektiren net borcun 129 milyon dolar olduğunu görüyoruz. Nakit çıkışı gerektirmeyen net borç ise 78 milyon dolar. Buna, 60 milyon dolarlık şarta bağlı yükümlülükleri ekleyip, gelecek yıllar gelir-gider sözleşmelerinden elde edilecek 47 milyon doları düştüğümüzde ulaştığımız rakam ise 220 milyon dolar. Sportif A.Ş. ile Futbol A.Ş.’yi birleştimek adına çekilen 70 milyon dolarlık banka kredisini de hesaba kattığımızda, Sarı-Kırmızılı kulübün -nakit çıkışı gerektiren bölümü 200 milyon dolar olmak üzere- 290 milyon dolar civarında borcu olduğunu söyleyebiliriz.

Rakam büyük gözükebilir, ancak bir de bankaların öngördüğü beş yıllık gelir-gider tablolarına bakalım;

Galatasaray’ın bu yıl 80 milyon dolara yakın zarar etmesini bekleyen bankalara göre, önümüzdeki yıl zarar 11 milyon dolara inecek. Takip eden üç yılda ise kulübün ortalama 40 milyon dolar civarında kar edeceği tahmin ediliyor. Bu da Galatasaray’ın borcunun döndürülebilir nitelikte olduğunu gösteriyor. Habertürk Gazetesi’nde konuyla ilgili bir yazı kaleme alan Fatih Altaylı’nın dikkat çektiği bir nokta daha var. O da kulübün borçlarının bir bölümünün kendi şirketlerine olması. Borç rakamını 400 milyon dolar seviyesine çekenlerin sahip olduğu verilerle, 200 milyon dolar civarında bir borçtan bahsedenlerin dayanak noktaları aslında aynı. Buna karşın, tabloların farklı yorumlanması, farklı iddiaları da beraberinde getiriyor. Kulübün kendi şirketlerine olan borçlarını toplama ekleyenler 400 milyon dolar seviyesine çıkarken, aynı borçları amiyane tabirle ‘bir cepten alıp, diğerine koyma’ şeklinde değerlendirenler, kulübün yükümlülüklerinin 200 milyon dolar civarında olduğunu savunuyor.

Tabloyu netleştirmek adına birkaç veriye daha değinelim;

Adnan Polat, son olağan genel kuruldaki konuşmasında kulübün sponsorluk gelirlerini yıllık 155 milyon dolar seviyesine çektiklerini, banka kredilerinin toplam gelire oranının yüzde 57’ye gerilediğini ve aynı mali disiplin içinde hareket ettikleri takdirde önümüzdeki beş yıllık dönemde üstlerindeki yükten kurtulacaklarını öne sürdü.

Polat’ın yanılıp yanılmadığını elbette ki zaman gösterecek. Ancak, birkaç yıl öncesi ile bugünü kıyasladığımızda Galatasaray’ın elinin mali açıdan daha kuvvetli olduğunu yadsımak mümkün görünmüyor. Stat zamanında tamamlanır ve kulübün geleceğini etkileyecek en önemli iki proje; Futbol A.Ş.-Sportif A.Ş. birleşmesi ile Riva’da mutlu sona ulaşılırsa, beş yıl sonra Polat’ın tahminlerinin de ötesinde bir tabloyla karşılaşabiliriz. Aynı şekilde, iki kritik projede karşılaşılabilecek aksaklıklar ya da ani bir finansal kriz durumunda, halihazırda 70 milyon dolar banka kredisi + 129 milyon dolar net nakit borcu bulunan bir kulübün, yaşayacağı likidite problemi nedeniyle yattığı rüyadan kabusa uyanmasının an meselesi olacağını da vurgulamak gerekiyor.


Işın Çelebi (Galatasaray Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi)

Galatasaray’da giderler Futbol A. Ş.’de, gelirler ise Sportif A. Ş.’de gerçekleşiyor. Sportif A. Ş.’de gider olmadığı için sürekli kâr oluşuyor ve elde edilen kâr temettüye dönüşüyor. Sadece gideri olan Futbol A. Ş. ve sadece geliri olan Sportif A. Ş.’nin ayrı ayrı iki şirket olması, bilime, ekonomik mantığa ve tabiatın gerçeklerine aykırı. Bu sakat ve çarpık yapı ciddi sorunlar yaratıyor. Birleşme operasyonu sonucunda Galatasaray’ın gelirleri artacak, ayrıca hesap verilebilirlik ve şeffaflık sağlanacak. Stadın isim hakkı karşılığında Türk Telekom ile imzalanan anlaşmadan elde edilecek gelirin de birleşme için kullanılacak sendikasyon kredisindeki teminata eşit olduğunu söyleyebilirim. Riva Projesi’ne gelecek olursak; proje dahilindeki tüm ruhsat işlemleri tamamlandı ve Riva, inşaata hazır hale geldi.

Fatih Altaylı (Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

Galatasaray’ın borcuna ilişkin farklı rakamlardan söz etmek mümkün değil. Rakamlar yalan söylemez ve rakamların gerçekçi bulunması diye bir şey olmaz. Bilanço bilançodur. Tabii okumayı bilmek şartıyla. Galatasaray'ın borcu bellidir. Bunu farklı biçimlerde sunabilirsiniz ama sonuç değişmez. Yönetimin haklı olduğu nokta şudur: Eğer şirket birleşmesi gerçekleşir, dışarıdaki hisseler yeniden kulübe geçirilirse o zaman bu borcun yüzde 50'ye yakını ortadan kalkar. Ancak mevcut durumda borç 600 milyon TL'ye yakındır. Bunun 300 milyon TL'ye yakın bir miktarı da kulübün Sportif A. Ş.'ye olan borcudur. Bu borç çevrilebilir bir borç mu? Şimdilik çevrilebilir bir borç. Zaten çevrilemez olsaydı, bunun sıkıntıları hemen ortaya çıkardı. Ancak, bunu çevirmek için geleceği kullanıyorlar. Birkaç yıllık stat gelir projeksiyonunu nakde çevirdiler. Sponsorlukları temlik ettiler. Nakit girişi yarattılar. Bunu yaparak büyüyen pek çok şirket var dünyada. Fakat o zaman şu lazım; Galatasaray, her yıl büyümek zorunda. Büyüme durursa borç çevrilemez hale gelir. Her yıl daha geniş bir bütçe ve daha fazla gelir yaratmak lazım. Bu becerilemezse sorunlar ortaya çıkar. Zaten bu nedenle, mevcut yönetimin bir dönem daha gitmesi gerektiğini düşünüyorum.

No comments: