04 January 2010

Arsenal taraftarının büyüme vakti gelmedi mi?

















Arsenal'ın son dönemdeki futbolunu izledikçe, eski bir 'Gunner' olarak gurur duymuyor değilim.. Aslında, gurur duymaktan öte seviniyorum.. En çok da Arsene Wenger'e.. Yıllardır, başarı-başarısızlık kavramları üstünden Wenger'e vurmaya çalışıp bir türlü büyük resme bakamayanları susturabilmek adına, -ne yazık ki- zaman zaman da olsa 'sonuç odaklı' bir bakışa ihtiyaç duyuyoruz.. Arsenal'ın son performansı, en azından geçiş dönemindeki bu travmaları atlatmak adına büyük önem taşıyor.. Yakın zamanda detaylı bir değerlendirme de yaparız elbet.. Ancak şimdilik sözü, bir Arsenal taraftarına bırakmak istiyorum.. Yazının orijinalini Soccerlens'te bulabilirsiniz.. Ben de naçizane çevirimi aşağıya ekliyorum.. Hislerime tercüman olmuş desem yeridir.. Keyifle okumanız dileğiyle..


***********************************************************************************



Arsenal, ne zaman öne geçtiği bir maçta skoru koruyamayıp mağlup olsa, -hatta berabere bile kalsa- bazı 'alimler' kendini ortaya atıp, 'olgunluk' ve 'tecrübe' eksikliğinden dem vuruyor, futbolcuların üstünlüğü koruyacak olgunlukta olmadığını söyleyip duruyorlar.. Ama üzgünüm ki Arsenal taraftarının çoğunluğu da bunlara inanacak kadar saf yaratılışlı..


Şüphe yok ki; Ocak ayında transfer dönemi açılınca Alan Hansen, Gary Lineker ya da Martin Samuel gibileri, bir kez daha Arsenal'ın kadro yetersizliği nedeniyle Premier Lig'i kazanamayacağını açıklamaya çalıştıkları yazılar için fazla mesai yapacaklar.. Arsenal taraftarının yapması gereken; bu abartılı senaryolara prim tanımayıp, menajerleri Arsene Wenger'i desteklemek olmalı..


Arsenal'a bağlı kaldığım 12 yılda inanılmaz başarılara da şahitlik ettim (2003-2004 kadrosu: The Invincibles ve üçüncü duble gibi), inanılmaz düş kırıklıklarına da (2006 CL ve 2000 UEFA Finali).. İlk gerçek ve bugüne kadarki en etkili travmamı penaltılarla Galatasaray'a kaybettiğimiz UEFA Kupası finalinde yaşamıştım.. Bu, sevdiğim takımın yenilgisini sonsuz bir duyguyla tattığım ilk deneyimdi..


O zamanki üzüntümü gören tecrübeli bir Arsenal taraftarı bana 3 altın kural öğretmişti.. Ona müteşekkirim ve o günden bu yana Arsenal'a ilişkin olumsuz durumları iyimser bir bakışla değerlendirmeye çalışıyorum.. Bu yıl yaşadıklarımdan öte, gelecek yılın neler getireceğine odaklanıyorum.. Altın kurallar şöyle;


1- Takımla ilgili en iyi kararı verecek olan menajerdir, sen değil.
2- Birçok takım, aynı hedef için seninle yarışıyor ve kimin kazanacağını belirleyecek 101 farklı değişken var.
3- Gelecek sezondan bahsedelim; önceki sezonun istatistik dışında bir anlamı yok artık.


Bu üç kural, bana Arsenal'a olan derin tutkumu geliştirme şansı tanırken, bir yandan da -yıllar geçtikçe- Arsenal ile ilgili meseleleri dışarıdan bir gözmüş gibi analiz edebilmemi sağlıyor. Bazen blog'larda, Arsene Wenger'in neden para harcaması gerektiğine ve transferi zorunlu oyunculara dair önerileri okuyorum ve gülüyorum.. Neden mi? Kural 1'e bakın! Bazen, 'alim'lerin Arsenal hakkındaki hükümlerini dinliyorum ve gülüyorum.. Neden mi? Kural 2'ye bakın! Beni güldüren şeylerden biri de 1961'deki gibi eski zaferlere takılıp kalanlar.. Neden mi? Kural 3'e bakın!


Bununla birlikte, benim kulübümü somut nedenlere dayanarak analiz etmeyi reddeden bazı insanların cahilliğine de sinirim bozuluyor.. Bu, sorgulanması gereken bir davranış.. Ben, bir taraftar olarak takımım için en iyisini dilemekten fazlasını yapamam. Ben, bazı insanlar gibi "Wenger, David Villa'yı ya da Lionel Messi'yi ya da Lorik Cana'yı almalı!" diyemem. Ben yerimi bilirim ve kulübe ne yapması gerektiğini söylemem. Bunun sağır kulaklara yapılmış bir konuşma olacağını bilirim. Çoğu Arsenal taraftarının farkında olmadığı şey de bu işte.


Bugünkü Arsenal kadrosu, 'tecrübesizlik' ile 'olgunluk zaafiyeti' ile, hatta 'bebekler' etiketiyle anılabilir. Ancak bu çocuklar, her hafta onbinler önünde sergiledikleri performanslar sonucunda, yıllar içinde bir seviyeye gelecek ve o olgunluğa erişecekler. Zaten, bugüne kadar -belli periyotlarda da olsa- o zenginliğin ışıltılarını göstermeyi başardılar. Ortada bir 'olgunluk eksikliği' varsa, kusura bakmayın ama bu futbolcuların değil, taraftarındır. Taraftar, takımının ve kulübünün arkasında durması gerekendir, onlara ne yapılması gerektiğini 'dikte eden' değil. Hadi artık; İngiliz medyasının salladığı beşiklerinizden kalkın ve büyüyün!

2 comments:

lorem said...

müthiş bir yazı. ayrıca tercüme için de teşekkürler..

Bay C. said...

rica ederim :)