22 December 2009

Everybody Here Wants You!


























Jeff Buckley'den Kewell'a gelsin;
"I know everybody here wants you.."


21 December 2009

Aferin, iyi düşünmüşsün!



































İlk milli futbol hakemi Nuri Bosut, Milliyet Gazetesi'nin 5 Mayıs 1950 tarihli sayısında ilginç bir öneride bulunuyor.. Türkiye'ye gelecek Sunderland'in etinden-sütünden faydalanmak isteyen Bosut, seyir zevkinin dibine vurabilmek için Sunderland'li futbolculara atacakları gol başına prim verilmesini talep ediyor.. Neresinden baksanız garip bir istek..


Bosut'a dair bir diğer ilginç not da 1934 yılında Taksim Stadı'nda oynanan olaylı Galatasaray-Fenerbahçe derbisini yönetem hakem olması.. İki takım oyuncularının birbirine girdiği karşılaşmada işler çığrından çıkınca, Bosut çareyi maçı tatil etmekte bulmuş, Fenerbahçe kalecisi Hüsamettin ömür boyu olmak üzere 17 futbolcu cezalandırılmıştı..


*Yazı ve bilgiler için Mert Aydın'a teşekkürlerimi iletiyorum!

19 December 2009

The Simpsons 20. Yıl Özel Posteri




















Kaynak: Cineshoot

Birch, Yasin, '71, Cosmos vs.


Vesselin Vesselinov, Galatasaray'ın Brian Birch yönetimindeki 1971 kadrosuna ve Yasin Özdenak'ın gizemli Cosmos yolculuğuna değinmiş kısaca.. İlgilenenler için;


Football Journey

18 December 2009

Bu yıl da iyi yağmur yaptı azizim!




Bugün yediğim yağmurun üstüne, yazın Topbaş çıkıp da "Barajlar boş!" falan derse, kalbini kırarım!.. Yaktırmasın bana belediyeyi..


('100 Türk Büyüğü' listesine tüm zamanların en hızlı girişini yapan ve 'boş arazi fetişi' ile bilinen Kadir Topbaş, İstanbul'da şantiye gerektiren her türlü icraatın altından başarıyla kalktığı yetmemiş gibi, yandaki fotoğrafta görüldüğü üzere Berlin Duvarı'na da el atıyor..)

Atletico Madrid-Galatasaray / Lille-Fenerbahçe













UEFA Avrupa Ligi'nde kura çekimini geride bırakırken, yeni sistemde seri başı olmanın kayda değer bir avantaj sağlamadığı gerçeğiyle baş başa kaldığımızı söylemek gerekiyor. Zira 16 eşleşme içinde -en azından kağıt üstünde- seri başı olma avantajını kullanabilmiş sadece 2 takımdan söz edebiliyoruz; Brugge'ü çeken Valencia ve Kopenhag ile mücadele edecek Marsilya...


Kalan tüm eşleşmelerde, -Liverpool-Unirea Urziceni'yi bir kenara koyduğumuzda- hiçbir takımın rakibine bariz bir üstünlük sağlayamadığını görüyoruz.

Galatasaray ve Fenerbahçe de 'yazı-tura' kıvamındaki bu eşleşmelerden payına düşeni almış durumda...

Kura öncesinde Liverpool, ikinci torbanın 'Goliath'ı olarak göze çarparken, Atletico Madrid, Everton, Villarreal, Rubin Kazan ve Hamburg da 'uzak durulması gerekenler' sınıfında gösteriliyordu. Tabii bu değerlendirmenin, takımların son dönem performanslarından ziyade isimlerinden yola çıkılarak yapıldığını söyleyebiliriz.

Kura sonunda Galatasaray'ın karşısına yazılan Atletico Madrid isminin ne anlama geldiğini bu gözle yorumladığımızda, 'talihsiz' sıfatını da cümle içinde kullanmamız gerekiyor. Ancak, performanstan bahsettiğimizde, tablo bir önceki kadar korkutucu görünmüyor.

Zira Atletico Madrid, -tıpkı Galatasaray gibi- 'Twoface' sendromundan muzdarip bir ekip görüntüsünde. Hücum hattındaki ışıltı, savunmaya dönüldüğünde yerini koca bir karanlığa bırakıyor. Diş macunu reklamlarındaki, bir tarafı fırçalanmış yumurta gibiler. Güçlü bir ön bölgeye karşın, zayıf ve çürümüş bir arka hatta sahipler.

Sergio Agüero ve Diego Forlan'ın kim olduklarını ya da mevcut potansiyellerini yazmanın bir anlamı yok. Bilinmesi gereken; bu iki futbolcu rakibinizde oynuyorsa, 90 dakikanın her saniyesinde -hücumdayken bile- tetikte olmanız tercihten çok mecburiyete dönüşüyor.

Maxi Rodriguez ve Simao Sabrosa, yıllardır Avrupa futbolunun en üst seviyesinde mücadele eden yetenekli ve tecrübeli isimler. Oynamak istediklerinde ya da siz oynamaları için fırsat verdiğinizde Agüero ve Forlan'dan başrolü çalmaktan çekinmeyeceklerdir. Paolo Assunçao ve Raul Garcia da sistemin tamamlayıcı parçaları ve önemli görev adamları.

Bütün bu isimleri alt alta yazdığımızda şu sonuca varıyoruz; futbolda 'savunma' diye bir kavram olmasaydı, Madrid ekibi çok farklı yerlerde olabilirdi. Lakin yeşil sahada işler böyle yürümüyor.

La Liga'da 14 maç sonunda 26 gol yemiş bir savunma hattından bahsediyoruz. Tomas Ujfalusi önderliğindeki defans kurgusunu oluşturan diğer parçalar; Antonio Lopez, Luis Perea, Pablo Ibanez ve Juanito. Saydığımız isimlerin yaş ortalaması ise 30. Yani; 'tecrübeli ancak ağır' bir savunma hattı...

Benzer bir yapı Galatasaray için de söz konusu. Baros, Elano, Kewell, Keita ve Arda'dan oluşan hücum hattının arkasını toplamakla mükellef oyunculara baktığımızda, kalite farkını açık-seçik görebiliyoruz.

Devre arası transfer dönemi de bu açıdan büyük önem taşıyor. Galatasaray'ın savunmaya takviye yapması bekleniyor, Agüero'nun da Atletico Madrid'den ayrılması ihtimaller arasında. İyi ve kötü senaryolar da bu ihtimaller dahilinde şekillenecek.

İki takım yarın karşı karşıya gelse, Baros'tan yoksun, savunması delik deşik Galatasaray ile Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı 6 maçtan galibiyet çıkaramamış, 'en düşük puanlı grup üçüncüsü' unvanını eline geçirmiş Atletico Madrid'in kör döğüşünü izleyebiliriz.

Tam da bu bu sebeple, iki ay önceden turun kime yakın durduğunu söylemek pek de mantıklı durmuyor. Atletico Madrid, an itibarıyla adının ağırlığını taşıyabilecek güçte bir takım değil. Ancak aynı şekilde, bugünkü lig ve Avrupa performanslarının gerçekçi olmadığını da kabul etmeliyiz.

Galatasaray, Avrupa mücadelesinin bir sonraki ayağında, teoridekinden kolay, pratiktekinden zor bir rakiple karşılaşacak ve tur şansı için bugünden bir değerlendirme yapmak hayli güç. Sadece, hücum performanslarının belirleyici olacağını, deplasmanda atılacak gollerin turun kaderini çizeceğini ve an itibarıyla şansların birbirine yakın olduğunu söyleyebiliriz.

Unutmadan ekleyelim;

Leo Franco ve Frank Rijkaard'ın İspanyol futbolunu tanıması Galatasaray için avantaj kabul ediliyor. Ancak, Atletico Madrid Teknik Direktörü Quique Sanchez Flores'in de geçtiğimiz yıl, Benfica'nın başında Galatasaray'a karşı mücadele ettiğini hatırlatmak gerekiyor.

Kuraya Fenerbahçe açısından baktığımızda, Galatasaray'dakinin tersi bir durumla karşı karşıyayız. Atletico Madrid'in performansı isminin gölgesinde kalırken, Lille'in performansı isminin önünde gidiyor.

Kaotik bir hücum düzenine sahipler ve bu sayede, son dönemde rakiplerinin başını bir hayli ağrıtıyorlar. İlk 13 haftadaki gol ortalamaları 1,07... Ancak son dört maça geldiğimizde işler değişiyor; Lille-Valenciennes: 4-0 / Lille-Lyon: 4-3 / Lille-St. Etienne: 4-0 / Monaco-Lille: 0-4...

Avrupa Ligi'nde de durum farklı değil; Valencia, Genoa ve Slavia Prag'ın yer aldığı grubu maç başına 2.5 gol ortalamasıyla tamamladılar. 8'er gollü Gervinho ve Frau, Fransa Ligi'nde de 10 gollü Nene'nin ardından ikinci sırayı paylaşıyor.

Hızlı ve bir o kadar akıcı futbol oynuyorlar, bu da rakiplerine zor anlar yaşatıyor. Ağır oyunculardan kurulu Fenerbahçe'nin, Lille'in bu düzenine nasıl bir reaksiyon vereceği merak konusu.

Daum'un, öncelikle Lille'in akışkanlığını bozması gerekiyor. Elinde, şu an için Emre Belözoğlu -biraz biraz da Mehmet Topuz- dışında bu görevi üstlenebilecek bir oyuncu yok. Bu kadro yapısıyla, Fenerbahçeli futbolcuların Fransa'daki maçta 70'ten sonra nefeslerinin kesileceğini öngörmek zor değil. Daum'un elindeki tek seçenek oyunu olabildiğince yavaşlatabilmek ki bu da kusursuz bir alan savunmasından geçiyor. Oyunun hızı, -özellikle deplasmanda- Fenerbahçe'nin tur şansı için belirleyici olacaktır.

Hazard, Mavuba, Obraniak ve Cabaye'nin orta sahadan hücuma vereceği desteği kesmek, Gervinho ile Frau'yu yalnız bırakmak gerekiyor. Birey birey baktığımızda, Fenerbahçeli oyuncuların rakip takımdaki muadilleri kadar atletik ya da çabuk olmadıkları ortada. Böyle bir tabloda, -olabildiğince- kusursuz bir takım savunması da elzem görünüyor.

Atletico Madrid-Galatasaray eşleşmesindeki belirsizlikler yumağı, Lille-Fenerbahçe eşleşmesi için söz konusu değil. Sarı-Lacivertlilerin, rakibini çözümleyebilme ve önlem alabilme şansı var. Tabii aynısı rakip takım için de geçerli. Fenerbahçe'nin bunu avantaja dönüştürüp dönüştüremeyeceğini zaman gösterecek. Daha da açık konuşmak gerekirse; Liverpool'un rakibini, Daum'un dersine ne kadar iyi çalıştığı belirleyecek...


17 December 2009

13 December 2009

Hak etti ama!



























Üşüdüm!..

Beyoğlu'ndaki olayların ardından..

















Fotoğraf, bugün Tarlabaşı'nda çekilmiş.. Barikatın 50 metre ilerisinde, sağda Tarlabaşı Toplum Merkezi yer almakta.. Görüntülere bakınca, "Büyüklerin, çocuklardan alması gereken dersler varmış!" diyorsunuz.. Yaş ilerlerken, aynı oranda da kirleniyoruz galiba..


Daha önce bahsetmiştim, bugün yaşananların üstüne bir kez daha paylaşmak istedim;




"Tarlabaşı Toplum Merkezi'nde 'Film Atölyesi' eğitmenliği yapıyorduk bir aralar.. Sosyal sorumluluk projesi olarak başlayan maceranın sonunda, hepimizin yüzünde tebessüm uyandıran bu çalışma çıktı ortaya..

İtiraf etmeliyim ki; başlarken her birimizin önyargıları vardı.. Ancak, 5 aylık projenin sonunda hepsi yerle bir oldu.. Tarlabaşı'nın Kürt, Türk, Roman, Süryani çocukları, hiç de beklediğimiz gibi çıkmadı.. Bir kere, etrafta 'Zekiyim!' diye dolanan onlarca adamdan daha parlak bir zekaya sahiptiler.. İsyanları vardı ama yanında umutlarını da taşıyorlardı.. Ağızlarından çıkan her sözde bildiklerimizi biraz daha unuttuk..

FerhatAhmetHakan ve diğerleri; en büyüğü 13, en küçüğü 6 yaşında 15'e yakın çocuk, ezberlerimizi bozmakla da kalmadı sadece.. Uyuşturucu bataklığı, suç yuvası olarak bilinen muhitlerde dâhi olsa; ilgi gösterildiğinde, şans tanındığında, her çocuğun hayata artı bir değer katabileceğini kanıtladılar..

İzleyecekleriniz 5 dakikalık ön konuşmanın üzerine çekilmiş doğaçlama görüntüler.. Ne bir plan, ne bir senaryo, ne de ezberletilmiş cümleler var ortada.. Saf ve direkt olarak, akıllarından geçenleri dile getirdiler, hepsi o..

AsımCanTuğçeSinemIşılMerveDilek ve bana eşsiz bir tecrübe yaşattıkları için hepsine tek tek teşekkür ediyorum.."



12 December 2009

11 December 2009

Are you forever blowing bubbles too?




Katy Perry'nin West Ham United sevgisine daha önce de değinmiştik.. Ama bu bambaşka oldu..

Kaynak: BuMacEvdeİzlenir

Best Goals Compilation




Poborsky, Suker, Garrincha, Batistuta, Bergkamp, McManaman, Cruyff, Vialli, Redondo, Ronaldo ve daha fazlası..

10 December 2009

Flamengo Hexacampeão Brasileiro



Taha'dan izin aldım, yıl boyunca ilgilenmesem de bu videoyu koyabilirmişim :)


Zaten, TheOffsideRules da benim yerime gerekli açıklamayı yapmış;
"I don't follow the Brazilian league at all but this video by Gustavo Pellizzon is too beautiful to keep to myself."


Ekleyecek sözüm yok, sadece izleyin..

09 December 2009

The Muppets: Bohemian Rhapsody




Önümüzdeki maçlara bakıyoruz!

















"Öyle haller içinde ki halim; anlatmaya yok mecalim!" diyordu ya şarkıda, aynı o hesap..

Gün ışığıyla ilk temas.. Akşamdan kalanlar için ne büyük bir eziyet..
Ağrılar içinde uyanırsın hani, ışığın dokunduğu gözlerin içten içe yanarken, kupkuru ve acıyan bir boğazla doğrulursun yerinden..

Bi' de aralıksız her güne böyle uyandığını düşün şimdi.. Hah!

*********************

Şu an için, hislerimi daha net özetleyebilecek cümleler bulamıyorum malesef.. Aşağı yukarı, elimden geldiğince, naçizane ifade şeklim budur kendimi.. Zaten şartlar dahilinde, fazlası da pek mümkün gözükmemekte..

'hiç' ile lafladık geçen gün..

Saymaya başladım;

"Her gece yatmadan önce 07:20'ye kuruyorum saati, 07:50'de kalkıyorum yataktan.. Doğru banyoya..

Önce bir su vur yüzüne, arada dişini fırçala ve son hamle; saçını yıka.. Odaya dön.. Giyin, at kendini dışarı..

Apartmanda merdivenlerden aşağı inerken iPod'un kulaklığını çözmeye başla, tam kapıya geldiğinde halihazırda çözülmüş kulaklığı takmakla, kapıyı açmak arasında tereddüt yaşa, kararını ver, devam et..

Sokağın köşesini dönene kadar müziği ayarla, iPod'u cebine sok, bir sigara çıkar, ama hemen yakma.. İkinci köşeyi dönerken ver ateşi.. Yürümeye devam..

Metronun girişine geldiğinde bir nefes kalmış sigaranı at yere, üstüne bas.. Merdivenden inerken cebindeki bozuklukları ayarla, jetonunu al, aşağı in.. İndiğin yerde durma, sola dön, 30 metre yürü.. Bin metroya, üç durak sonra in.. Tam da önceden ayarlamış olduğun çıkışa denk geldin di' mi?! Devam..

Metrodan çıkarken, bir kez daha bozuklukları ayarla, gün ışığına kavuştuğun yerden dolmuşa atla..
6-7 dakika sonra "Işıklarda inebilir miyim?" de, bırakırlar seni..

08:50-09:05 arasında şirkete adımını at.. Gerisi zaten malum; iş.. Onda da bir farklılık yok..

Anlayacağın; her gün aynı terane..

Hayat mı lan bu?!"

diyebildim ve sustum..

*********************

Devamında o anlattı, ben dinledim.. 17 yıla dayanmış muhabbetlere bir halka daha ekledik..

Dönüp bakıyorum da geriye, kar-zarar haneleri dolup taşmış bu süreçte.. 'Yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyuncak zaferler'imizin yanında, kaybettiklerimiz, sildiklerimiz, düş kırıklıklarımız.. Hepsi bir dengeye oturmuş.. Bir adım önde ya da geride kalmışız en nihayetinde, ne fark eder? Yazıp durmuşuz deftere.. Çöpten adamlarımızı asmışız içinden çıkamadığımız kelimelerde ya da 'yıldızlı pekiyiler' kondurmuşuz sayfa köşelerine..

Yola çıktığımız noktanın izdüşümündeyiz şimdi.. Aksoy'daki 'o' parkta değil de Asmalı'da bir apartman katındayız.. Muhit değişmiş sadece.. Ama kirlenmişiz de zaman içinde.. Dikiş tutmayan benzer yaralar açılmış gövdemizde.. Üçüncü çoğul şahıslar daha fazla rol çalmaya başlamış sohbetlerimizde.. Kendi filmimizi çekermişiz meğer eskiden, elalemi irdeler, ona buna söver olmuşuz..

Bundan 17 sene önce, ders aralarında kızların kuşaklarını çözen, ezilmiş kola kutularına kafa atan, çift tasolu paketi bulmak için marketteki bütün Tombi'leri yoklayan, en büyük derdi, 'Aslı Burger' ya da okul kantininde yenecek öğle yemeği olan iki çocuğun evrimi, nasıl bu denli sancılı olmuş bilinmez belki ama "Nankörlük mü ediyoruz lan acaba?" sorusuna da hala "Yok be abi!" yanıtını verebildiğimize göre, durum pek de iç açıcı olmasa gerek..

*********************

Dün Twitter'da dolanırken denk geldim; 'hiç', o gün konuştuklarımızı 140x2 karaktere sığdırmayı başarmış meğer..

"Her hafta kendime iki saat ayırsam, üç ayda bir gün benim demektir. Koskoca 90 günün sadece biri benim. Kalan 89 gün, o tek gün için nefes alıyor, çalışıyor, para kazanıyor ve gülüyorum!" demiş..

Muhabbetin orta yerinde 'Genç Bir İşadamına' kitabı gelmişti aklımıza.. Okurken güzeldi kitap, eyvallah.. Ama bu denli gerçekçi olacağını düşünmemiştik ki en net itirafımız da bu oldu zaten.. 

Kitaptan bir cümleyle özetleyeyim;

"Aslında, ne yapıyor göründüğün, ne yaptığından daha önemlidir!"

Biz bunu çözemedik galiba ya da yediremedik.. Orası muğlak biraz..

*********************

"İnsanları anlayamıyorum!" gibi salak bir laf etmeyeceğim.. Zira, "Hocam, kendini tanı da bi' önce!" diyesim gelir her duyduğumda.. Buradaki farklı bir şey..

Biz bir oyun oynuyorduk eskiden.. Belki hala, zaman zaman, parça parça da olsa sızabiliyoruz içine, ama o 90 günün sadece 1'inde işte.. Kalan 89 gün, başkalarının oyunlarında boy gösteriyoruz..

Kurallarını koyduğumuz, kralı olduğumuz, istediğimizi çıkarıp, dilediğimizi soktuğumuz oyun yerine, karar mekanizmasına etki edemediğimiz bir platformda turluyoruz.. Evet, artık oynamıyor, en basit ifadeyle turluyoruz.. Attığımız voltalarla 24 saati doldurmaya çalışıyoruz.. Dayanacak gücümüz kalmadığında da oyuncağı elinden alınmış çocuklar gibi sızlanıyor, mızmızlık ediyor, anlamsızca sağa sola sataşıyoruz..

'Şımarıklık' belki, bilemiyorum.. Yine de onun yerine 'hayal kırıklığı' sözcüğünü tercih ediyorum..

Dışarıdan bakınca; hava şartları müsait, zemin top oynamaya elverişli, sakat ya da cezalı yok.. Ama saha içine döndüğünde işler karışıyor.. Takımın ahengi, oynadığı topun ruhu yok işte..

Devre arasına yaklaşırken, "Henüz uyum sürecini tamamlayamadık!" diyesim geliyor.. Soyunma odasına mağlup girmeyeceğimiz kesin ama şu kısır oyuna da bir son vermek lazım sanki.. Camia olarak, kıran kırana bir mücadelenin, estetiğin, seyir zevkinin hasretini çekiyoruz uzun zamandır..

Neyse, enseyi karartmayalım daha fazla.. Hem kim bilir; şiir gibi bir top oynarız belki ikinci yarı..

Ama bu kez, izin verin de kendi topumuzla oynayalım bi' zahmet..

08 December 2009

01 December 2009

The King of Swing



































Olmuyor, denedim,
Yine de yerine sevemedim kimseyi..