18 December 2009

Atletico Madrid-Galatasaray / Lille-Fenerbahçe













UEFA Avrupa Ligi'nde kura çekimini geride bırakırken, yeni sistemde seri başı olmanın kayda değer bir avantaj sağlamadığı gerçeğiyle baş başa kaldığımızı söylemek gerekiyor. Zira 16 eşleşme içinde -en azından kağıt üstünde- seri başı olma avantajını kullanabilmiş sadece 2 takımdan söz edebiliyoruz; Brugge'ü çeken Valencia ve Kopenhag ile mücadele edecek Marsilya...


Kalan tüm eşleşmelerde, -Liverpool-Unirea Urziceni'yi bir kenara koyduğumuzda- hiçbir takımın rakibine bariz bir üstünlük sağlayamadığını görüyoruz.

Galatasaray ve Fenerbahçe de 'yazı-tura' kıvamındaki bu eşleşmelerden payına düşeni almış durumda...

Kura öncesinde Liverpool, ikinci torbanın 'Goliath'ı olarak göze çarparken, Atletico Madrid, Everton, Villarreal, Rubin Kazan ve Hamburg da 'uzak durulması gerekenler' sınıfında gösteriliyordu. Tabii bu değerlendirmenin, takımların son dönem performanslarından ziyade isimlerinden yola çıkılarak yapıldığını söyleyebiliriz.

Kura sonunda Galatasaray'ın karşısına yazılan Atletico Madrid isminin ne anlama geldiğini bu gözle yorumladığımızda, 'talihsiz' sıfatını da cümle içinde kullanmamız gerekiyor. Ancak, performanstan bahsettiğimizde, tablo bir önceki kadar korkutucu görünmüyor.

Zira Atletico Madrid, -tıpkı Galatasaray gibi- 'Twoface' sendromundan muzdarip bir ekip görüntüsünde. Hücum hattındaki ışıltı, savunmaya dönüldüğünde yerini koca bir karanlığa bırakıyor. Diş macunu reklamlarındaki, bir tarafı fırçalanmış yumurta gibiler. Güçlü bir ön bölgeye karşın, zayıf ve çürümüş bir arka hatta sahipler.

Sergio Agüero ve Diego Forlan'ın kim olduklarını ya da mevcut potansiyellerini yazmanın bir anlamı yok. Bilinmesi gereken; bu iki futbolcu rakibinizde oynuyorsa, 90 dakikanın her saniyesinde -hücumdayken bile- tetikte olmanız tercihten çok mecburiyete dönüşüyor.

Maxi Rodriguez ve Simao Sabrosa, yıllardır Avrupa futbolunun en üst seviyesinde mücadele eden yetenekli ve tecrübeli isimler. Oynamak istediklerinde ya da siz oynamaları için fırsat verdiğinizde Agüero ve Forlan'dan başrolü çalmaktan çekinmeyeceklerdir. Paolo Assunçao ve Raul Garcia da sistemin tamamlayıcı parçaları ve önemli görev adamları.

Bütün bu isimleri alt alta yazdığımızda şu sonuca varıyoruz; futbolda 'savunma' diye bir kavram olmasaydı, Madrid ekibi çok farklı yerlerde olabilirdi. Lakin yeşil sahada işler böyle yürümüyor.

La Liga'da 14 maç sonunda 26 gol yemiş bir savunma hattından bahsediyoruz. Tomas Ujfalusi önderliğindeki defans kurgusunu oluşturan diğer parçalar; Antonio Lopez, Luis Perea, Pablo Ibanez ve Juanito. Saydığımız isimlerin yaş ortalaması ise 30. Yani; 'tecrübeli ancak ağır' bir savunma hattı...

Benzer bir yapı Galatasaray için de söz konusu. Baros, Elano, Kewell, Keita ve Arda'dan oluşan hücum hattının arkasını toplamakla mükellef oyunculara baktığımızda, kalite farkını açık-seçik görebiliyoruz.

Devre arası transfer dönemi de bu açıdan büyük önem taşıyor. Galatasaray'ın savunmaya takviye yapması bekleniyor, Agüero'nun da Atletico Madrid'den ayrılması ihtimaller arasında. İyi ve kötü senaryolar da bu ihtimaller dahilinde şekillenecek.

İki takım yarın karşı karşıya gelse, Baros'tan yoksun, savunması delik deşik Galatasaray ile Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı 6 maçtan galibiyet çıkaramamış, 'en düşük puanlı grup üçüncüsü' unvanını eline geçirmiş Atletico Madrid'in kör döğüşünü izleyebiliriz.

Tam da bu bu sebeple, iki ay önceden turun kime yakın durduğunu söylemek pek de mantıklı durmuyor. Atletico Madrid, an itibarıyla adının ağırlığını taşıyabilecek güçte bir takım değil. Ancak aynı şekilde, bugünkü lig ve Avrupa performanslarının gerçekçi olmadığını da kabul etmeliyiz.

Galatasaray, Avrupa mücadelesinin bir sonraki ayağında, teoridekinden kolay, pratiktekinden zor bir rakiple karşılaşacak ve tur şansı için bugünden bir değerlendirme yapmak hayli güç. Sadece, hücum performanslarının belirleyici olacağını, deplasmanda atılacak gollerin turun kaderini çizeceğini ve an itibarıyla şansların birbirine yakın olduğunu söyleyebiliriz.

Unutmadan ekleyelim;

Leo Franco ve Frank Rijkaard'ın İspanyol futbolunu tanıması Galatasaray için avantaj kabul ediliyor. Ancak, Atletico Madrid Teknik Direktörü Quique Sanchez Flores'in de geçtiğimiz yıl, Benfica'nın başında Galatasaray'a karşı mücadele ettiğini hatırlatmak gerekiyor.

Kuraya Fenerbahçe açısından baktığımızda, Galatasaray'dakinin tersi bir durumla karşı karşıyayız. Atletico Madrid'in performansı isminin gölgesinde kalırken, Lille'in performansı isminin önünde gidiyor.

Kaotik bir hücum düzenine sahipler ve bu sayede, son dönemde rakiplerinin başını bir hayli ağrıtıyorlar. İlk 13 haftadaki gol ortalamaları 1,07... Ancak son dört maça geldiğimizde işler değişiyor; Lille-Valenciennes: 4-0 / Lille-Lyon: 4-3 / Lille-St. Etienne: 4-0 / Monaco-Lille: 0-4...

Avrupa Ligi'nde de durum farklı değil; Valencia, Genoa ve Slavia Prag'ın yer aldığı grubu maç başına 2.5 gol ortalamasıyla tamamladılar. 8'er gollü Gervinho ve Frau, Fransa Ligi'nde de 10 gollü Nene'nin ardından ikinci sırayı paylaşıyor.

Hızlı ve bir o kadar akıcı futbol oynuyorlar, bu da rakiplerine zor anlar yaşatıyor. Ağır oyunculardan kurulu Fenerbahçe'nin, Lille'in bu düzenine nasıl bir reaksiyon vereceği merak konusu.

Daum'un, öncelikle Lille'in akışkanlığını bozması gerekiyor. Elinde, şu an için Emre Belözoğlu -biraz biraz da Mehmet Topuz- dışında bu görevi üstlenebilecek bir oyuncu yok. Bu kadro yapısıyla, Fenerbahçeli futbolcuların Fransa'daki maçta 70'ten sonra nefeslerinin kesileceğini öngörmek zor değil. Daum'un elindeki tek seçenek oyunu olabildiğince yavaşlatabilmek ki bu da kusursuz bir alan savunmasından geçiyor. Oyunun hızı, -özellikle deplasmanda- Fenerbahçe'nin tur şansı için belirleyici olacaktır.

Hazard, Mavuba, Obraniak ve Cabaye'nin orta sahadan hücuma vereceği desteği kesmek, Gervinho ile Frau'yu yalnız bırakmak gerekiyor. Birey birey baktığımızda, Fenerbahçeli oyuncuların rakip takımdaki muadilleri kadar atletik ya da çabuk olmadıkları ortada. Böyle bir tabloda, -olabildiğince- kusursuz bir takım savunması da elzem görünüyor.

Atletico Madrid-Galatasaray eşleşmesindeki belirsizlikler yumağı, Lille-Fenerbahçe eşleşmesi için söz konusu değil. Sarı-Lacivertlilerin, rakibini çözümleyebilme ve önlem alabilme şansı var. Tabii aynısı rakip takım için de geçerli. Fenerbahçe'nin bunu avantaja dönüştürüp dönüştüremeyeceğini zaman gösterecek. Daha da açık konuşmak gerekirse; Liverpool'un rakibini, Daum'un dersine ne kadar iyi çalıştığı belirleyecek...


2 comments:

Temur said...

Lille ile Atletico arasında bir farkta hedeflerin önceliğinde var. Lille avrupaya adını duyurmak ve oyuncuları da piyasa yapabilmek için Atletico'ya göre çok daha fazla motiveler. ŞL'den elenmiş Atletico devre arası rehabilitasyonundan sonra ligi iyi bir yerde bitirmek adına La Liga'yı daha ön planda tutacaktır. Aksi halde seneye Avrupa göremeyebilirler.

Bay C. said...

değinmeyi unuttuğum bir detay, kesinlikle hak veriyorum.. bir de şubat gelene kadar köprünün altından çok sular akar.. ne desek boş..