24 November 2009

'Tanrı' ile 'Şeytan' aynı sahnede



İrlanda önünde, uzatma bölümünün ilk devresinde eliyle düzelttiği topu William Gallas’a aktaran Thierry Henry, ülkesi Fransa’yı Güney Afrika’da düzenlenecek Dünya Kupası'na taşımış, ancak ‘sahtekar’ etiketinden kurtulmayı başaramamıştı.

O günden bu yana, Henry’nin ne kadar ‘hain’, ne kadar ‘düzenbaz’, ne kadar ‘ahlaksız’ olduğunu vurgulama konusunda, futbol kamuoyu amansız bir yarış içinde. Tek bir dokunuş, Clairefontaine’de başlayan ve 15 yılı deviren bir kariyerin ayaklar altında çiğnenmesine yetiyor.

İngiliz basını, ‘Henry’nin eli’ adlı fotoğraf galerilerinde Fransız futbolcuyu tabir-i caizse yerden yere vuruyor. Twitter’da kendisini takip edenler, “Yakıştıramadım!” ile başlayıp, “Beter ol!” ile biten bir skalada sitemlerini iletiyor. Yazılı medyada köşe sahipleri, sanal ortamda blog yazarları, ‘aşağılıkça’ buldukları hareketin diyetini istiyor. Bilbao tribünleri, Barcelona forması altında San Mames’e ayak basan futbolcuyu, topla her buluşmasında ıslıklıyor. İrlandalılar kendisini lanetlerken, Fransızlar –belki de kamuoyu tepkisi nedeniyle- “O bizden değil, biz de üzüldük!” şeklinde samimiyetsiz demeçler veriyor ve bu liste, uzayıp gidiyor... Bütün bu ‘linç kültürü yansımaları’nın ortasında kalan Henry ise Stade de France’daki geceden bu yana kendisini ‘yalnız’ hissettiğini söylüyor ve ekliyor: “Futbolu bırakmayı bile düşündüm”...

Bugünün fotoğrafını çektiğimize göre, filmi biraz geriye saralım...

1986 Dünya Kupası çeyrek* final mücadelesinde Arjantin ile İngiltere Azteca Stadı’nda karşı karşıya geliyor. İlk yarı golsüz tamamlanıyor. 51. dakikada sahneye çıkan Maradona’nın eliyle attığı gol Arjantin’i öne geçiriyor. O dokunuş, tarihe ‘Tanrı’nın eli’ olarak geçiyor. ‘Dios’, beş dakika sonra bu kez ‘Yüzyılın golü’ne imza atıyor. Takip eden dakikalarda Lineker’in sayısı Ada ekibine yetmiyor ve Arjantin, şampiyonlukla sonuçlanacak yürüyüşünün en önemli adımını atarak yarı finale yükseliyor.

Maçın ardından Maradona, -İngiltere toprakları hariç- dünyanın her köşesinde ‘Aziz’ ilan ediliyor, kutsanıyor, İngilizlerin tarihi figürü ‘Robin Hood’un yerini alıyor, zayıfın güçlüye, fakirin zengine karşı mücadelesinin simgesi haline geliyor. Maradona ‘Tanrı’ya, Shilton’ın üstünden topa uzanan eli de ‘Tanrı’nın uzantısı’na dönüşüyor.

Bugüne dönelim...

Elimizde birbirine benzeyen iki fotoğraf var; iki futbolcu, iki el, iki gol, haksızca kazanılmış iki zafer ve yıkılan iki ülke...

Peki ya benzemeyen?


Aktörlerden biri ‘Tanrı’nın eli’ ile tarih sayfalarına geçerken, diğeri ‘Şeytan’ın eli'nde vücut buluyor... Maradona'ya ‘kutsal’, Henry'ye ise ‘iblis’ damgası vuruluyor...

Görüldüğü üzere; iki kere iki her zaman dört etmiyor. Oysa, Diego’nun Fransız, Thierry’nin Arjantinli olduğu paralel bir evrende her şey çok farklı olabilirdi.

1986’da Maradona, sömürgeci İngilizlerden Falkland’ın rövanşını almış, gasp edilmiş toprakların ve ezilen halkların Tanrı’sı ilan edilmişti.

Bugün ise Henry’den, Fransız tarihinin diyetini tek başına ödemesi bekleniyor. Ülkesinin yüzyıllar içinde yarattığı algının kurbanı oluyor. Sömürülen Karayip halklarına dayanan kökenine rağmen, Fransa’nın sömürgeci tarihinin hesabını vermesi isteniyor...

Henry’yi lanetleyip, acımasızca yerden yere vuranları 'samimiyetsiz' bulmamın sebebi de tam olarak bu işte... Henry’nin cezasını, futbol sahnesinde değil, tarihin tozlu sayfalarında kesmeye kalkışanlar, mevzubahis Maradona olduğunda aynı duyarlılığı göstermekten kaçınıyor.

Doğrudur; Henry tek bir dokunuşuyla bir ulusun hayallerini yıkmış, onlarca meslektaşının elinden -göstere göstere- hayatlarının fırsatını çalmıştır. Ve katılıyorum; bu tarz hareketlerin en aza indirgenmesi için, eylem sahipleri kamuoyu tarafından ayıplanmalıdır. Ancak, Henry’nin 'tecrit' edilmesine de itirazım var.

Futbol sahalarında oynanan her 90 dakika, aldatmalarla, kendini yere atmalarla, elle müdahalelerle, hakemin gözünden uzak yerlerde savrulan tekmelerle, süre geçirmek için yok yere kıvranan futbolcularla dolup taşıyor. Henry’ninki de bunların ne bir eksiği, ne bir fazlasıdır...

Üstündeki forma nedeniyle Henry’yi linç edenlerin, 32 yaşındaki bu adamın futbol sahnesinden silinmesini isteyenlerin, kararlarını bir kez daha gözden geçirmesinde fayda olduğu kanaatindeyim.

Bu oyunu onunla seven binlerce çocuk bugün kendini ihanete uğramış hissederken, Henry için daha ağır bir ceza düşünemiyorum. “Kendimi yalnız hissediyorum” açıklaması da bunun en büyük kanıtı olsa gerek...

Henry elbette eleştirilecek, suçlanacak ve hayatının sonuna kadar kafasında tekrar tekrar ‘o an’ı yaşayacak. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Yeter ki; bizler de sürüye kapılıp ‘linç kültürü’nün bir parçası haline gelmeyelim. Henry'yi aforoz ederken giydiği formayı da hesaba kattığımızı kabul edip, toplu bir hezeyanla sürgün ettiğimiz bu adamı, hak ettiğinden fazla bir cezayla karşı karşıya bırakmayalım. O gol, İrlanda'ya değil de İngiltere'ye ya da -güzel futbolu öldürdüğü iddia edilen- Yunanistan'a atılsa neler hissedecektik, bi' düşünelim...

23 yıl farkla çekilmiş bu iki fotoğraf ve azıcık empati, umuyorum ki hepimize bu yolda yardımcı olacaktır.


*Uyarısı için 'dododiego' ya teşekkürler! 

3 comments:

tierra said...

oysa ben o sırada ve daha sonraki günlerde sadece ce sadece Platini şebeleğine sövdüm! neden bilmiyorum? Pişman da değilim... Futbolun İlahları varsa, Cezayir ile Fransa aynı gruba düşsün, Cezayir yensin :)

dododiego said...

bende henry'e çok kaynamıştım,bahsettiğin gibi Maradona'nın olayını ayrı tutmuştum..ama yazıyı okuyunca hak veriyor insan,henry'nin belkide son dünya kupası bende olsam onu yapardım..bu arada Arjantin çeyrek finalde eledi ingiltere pisliğini:))yarı finalde pfaff'lı belçikayı Maradona'nın iki golü ile eledi.o maçtan sonra finale kaldı gibi bir şey yazmışsında..

Bay C. said...

haklısın :) çeyrek finalle yarı final karışmış, düzeltiyorum..