07 October 2009

Climbing Up The Walls



*************************
biri düştü, biri kalktı..
biri kış, biri yazdı..
biri susar, biri dinler..
biri fazla, biri azdı..

*************************

Adını söylemeye üşendiği günlerde okumuştu bu satırları.. 'Kedidir kedi!' diye diye tüketiyordu zamanı.. Dünyanın merkezine oturmuş, etrafında dönen ne varsa, alayına kayıtsızdı..
*************************

O gün de diğerlerinden farkı olmayan bir sabaha uyanmış, yatağında dönüp duruyordu..
Ve biliyordu; yataktan kalkmakla bitmiyordu hiçbir şey..

Aksine, her şey daha yeni başlıyordu..
Yatağına bir dahaki uzanışına kadar geçecek süreyi hesapladı.. Asıldı yüzü.. Uzun uzun direndi..

"Yine aynı ben olarak döneceksem buraya, şimdi kalkmanın ne anlamı var?" diye telkin etti kendini.. Yetmedi..
Yüzünü yıkamaya gittiğinde ilk tavizi vermişti bile..

Her şey, o an, yeniden, bir kez daha zamana yenik düştü.. Aynaya baktığında yüzünü göremiyordu.. Göremedikleri bununla da sınırlı değildi..


Gözlerinin etrafındaki çizgiler geldi aklına.. Aynanın önünde, iki noktayı birleştiren bir doğru aradı uzun uzun.. Bulamadı..

Hızlıca giyinip, sokağa attı kendini..

Lakin ilk golü yemişti bile ..

"Hiç kalkmayacaktım o yataktan.." diye mırıldandı.. Haklıydı..

*************************

Kehribar kokulu sokaklardan geçti..

Balkonlar, yeni sulanmış çiçeklerle doluydu..
Saksıda geçecek bir hayatın hesabını yaptı;

"O kadar az şeye ihtiyacın var ki; bir bardak su yetiyor bütün sorunları çözmene.."

ya da

"O kadar muhtaçsın ki; o bir bardak suyu getiren ellere.."

Karar vermek beklediğinden de zor oldu..

Yaşadığı hayat, ilk tespitine ne kadar da uygundu.. Ruhu ise ikinci tespitine bir o kadar uzak..

Bir şeyler yanlış gidiyordu.. Farkına varması uzun sürmedi..
*************************

Aylardır başrolünü oynadığı senaryo, aklına düşen bir çiçeğin rüzgarıyla yıkılıverdi..

Boşlukta süzülüyordu..

Şeytan tüyleri gibi havada asılı kaldı bir süre..

İstemsizce 'o şarkı' geliyordu aklına.. Hatırladıkça dikenler batıyordu göğsüne..

Yine de bu kez kararlıydı.. Teker teker söktü dikenleri göğsünden.. Her yanından kan akıyordu..

Etraf bir anda kırmızıya kesti..

Ne varsa içinde; yavaş yavaş ölmeye başladı..

Son bir kez doldurdu ciğerlerini havayla..

Yere düşerken, ikinci hayatının ilk nefesini vermişti bile..

Düne dair ne varsa; o nefesle birlikte yok oldu zihninden..

Üstünü başını temizledi, doğruldu yerinden..

*************************

O sırada biri,

eğilip, kulağına doğru fısıldadı..
*************************

I am the key to the lock in your house

That keeps your toys in the basement

And if you get too far inside

You'll only see my reflection


It's always best when the light is off

I am the pick in the ice

Do not cry out or hit the alarm

You know we're friends till we die


And either way you turn

I'll be there

Open up your skull

I'll be there

Climbing up the walls
It's always best when the light is off
It's always better on the outside

Fifteen blows to the back of your head

Fifteen blows to your mind


So lock the kids up safe tonight

Put the eyes in the cupboard

I've got the smell of a local man

Who's got the loneliest feeling


That either way he turns

I'll be there

Open up your skull

I'll be there


Climbing up the walls

Climbing up the walls

Climbing up the walls



Radiohead - Climbing Up The Walls

3 comments:

hiç said...

çok ağır biliyorsun dimi
yazı da şarkı da.

gözde said...

sabah sabah kahvaltı etmiş, elimde çayla gazeteleri karıştırırken; geçen hafta bu saatlerde size kahvaltı hazırladığım aklıma geldi.
bir zamanlar benim de bir blogum varken, senin de blog yazmaya başladığını hatırladım.
ben çoktan vazgeçtim yazmaktan, eskiden yazdıklarımı da ulaşıma kapattım. ama sen devam ediyor musun, ne alemdesin diye bir karıştırayım dedim.
ben böyle şeyleri pek konuşamam aslında ama içimden söylemek geldi: onur, sen ne güzel bir çocuksun...
fakat şu da bir hakikat ki bir pazar sabahımın içine ettin. başımız sağolsun.

Bay C. said...

:)