16 April 2009

Şehrin sahipleri Taksim'de!



Nasıl bir emekçi istiyorlar? Sabah kalksın, namazını kılsın, işine gitsin. Çalışsın, çalışsın, çalışsın... Sonra akşam namazını kılsın; televizyonda ilahi konseri, dini sohbet programı izlesin yatsın, sabah kalksın, namazını kılsın, işine gitsin, çalışsın, çalışsın, çalışsın... Hafta sonu olunca, çoluk çombalak şehir merkezine insin, belediyesinin aldığı lalelere baksın, baksın, baksın. Evine dönsün, futbol maçını izlesin, namazını kılsın, sabah kalksın, çalışsın, çalışsın, çalışsın...

Ebelek gübelek padişah
Padişahı kendi parasıyla gazete filan alınca, kıdem tazminatlarını kuşa döndürmeye karar verince, “geberinceye kadar çalışılacak” yasası çıkarınca, “parası olmayan ölür gider, kalan sağlar bizimdir” şiarını yükseltince alkış tutsun:



“Padişahımız çok yaşa!”
Padişahtan şüphe edenlerin “kabir azabı” çekeceğine inansın, üç karısı olan adamların “Dinen nasıl giyinmek makbuldür?” konfeksiyonundan giyinsin, “Faiz yemiyoruz, sizin paranızı yiyoruz” ekonomik ağına dahil olsun, minnacık kız çocuklarının etek boylarına kafayı takan psikopat din hocalarından nasıl yaşayacağını öğrensin, aç kalırsa ezberlediği dua karşılığı ekmek yardımından uslu uslu yararlansın ve “Siz kokmuş ayaklarsınız” denince de ebelek gübelek, dili dışarıda yine alkış tutsun:
“Padişahım çok yaşa!”



‘Modifiye’ insan
İstedikleri gibi ‘modifiye’ edemedikleri emekçileri, yoksulları şehirlerin dışına gönderiyorlar. Güzel de bir isim buldular buna: ‘Kentsel Dönüşüm Projesi’. İnsanları şehirlerin dışına gönderip şehir merkezlerine lalelerini dikiyorlar. Bol bol lale dikiyorlar. Yoksulları gönderip yoksulların paralarıyla aldıkları laleleri dikiyorlar. Bu, daha çok yakışıyor padişahlarının gül yüzüne, ‘güzel ahlakına’.
Onlar, 1 Mayıs 1977’de şehir merkezinden silahla külahla kovalanan şehrin asıl sahiplerini kovalamaya devam ediyorlar. Badem bıyıkları, ‘güzel ahlakları’, Meclis’te linç partileri düzenleyen, meydanlarda yoksulları, vurulmuş askerlerin annelerini azarlayan siyasi kültürleriyle o gelenekten geliyorlar. Hayatını emeğiyle kazanan insanları, insanca yaşamak, soru sormak, haklarını savunmak, özgür düşünmek, kendisi gibi olmak isteyen insanları kovalayıp duruyorlar. Hep onların peşindeler.
Bellerine ‘sünnet” diye taktıkları çakılarıyla ve sakız gibi çiğnedikleri hadisleriyle hep onların peşindeler. Kendilerine benzeyen bir insan tipi imal ettiler, ‘bozuk imalatların’, ‘imalat standartlarına’ uygun olmayan, adam gibi adamların peşindeler. Onların kokusunun padişaha ‘ayak kokusu’ gibi gelmesinin nedeni bu; onlar ‘imalat standartlarına uygun’ değiller.

Şehrin belleği
Şehrin bir belleği var oysa. Şehrin merkezine dair bir bellek. Kalabalıkların şehrin merkezine diktiği bayrağı 1977’de kanlı bir katliamla oradan çıkarmaya çalışanların murisleri, şimdi orayı boş bırakmaya çalışıyorlar. O belleği boşaltmaya çalışıyorlar. Şehrin asıl sahipleri gelip o merkez noktaya yeniden bayraklarını dikmesin diye... Şehrin asıl sahipleri şehri padişahtan kurtarmasın diye... Bu, ‘kapatma davasına’ filan benzemez. Bu, yoksulların ‘kapatma kararı’; Avrupa’da dolaşıp yalan dolanla destek dilenciliği yaparak savuşturulamaz.



Emeğin hukuku
1 Mayıs’ta o bayrak oraya yeniden dikilecek. Nasıl padişah bu memleketin hukukunu hiçe sayıp daha çok zenginleşmek için kendi hukukunu yaratıyorsa şehrin emekçileri de ekmeklerini onurlu yiyebilmek için kendi hukuklarını yaratıp oraya, Taksim’e yürüyecekler. O zaman göreceğiz işte bu padişah kimden yana. Yoksuldan mı, zenginden mi? İnsandan mı yoksa ‘tebaadan’ mı? Ezilenden mi yoksa zalim muktedirden mi? Demokrasiden mi, kendinden mi?
Hayatını emeğiyle kazananlar ve özgür insanlar olmak isteyenler bu sorunun cevabını vermek için 1 Mayıs’ta orada olacaklar. Çünkü şehrin asıl sahibi onlar. Onlar şehri geri alacaklar!

Ece Temelkuran / Milliyet (27 Nisan 2008)

2 comments:

alessandro del piero said...

bu yazı gayet yerinde ve mantıklı tesbitler içeriyor ve ben size ait olduğunu zannederek tebrik etmeyi düşünüyordum ki yazanın azılı ulusalcılardan ece temelkuran olduğunu görünce güzel bir gülümseme aldı yerini.. tek bir şey söylemekle yetinmeyi düşünüyorum; unutulmasın ki bu ülkede yoksulu, köylüyü, emekçiyi ilk ezenler ülkeyi de kurmuş olan cumhuriyet ideolojisi sahipleridir.. köylü milletin efendisidir lafının kulağa yansıması hoş belki ama icraate geldiğinde ankara'nın merkezine "kötü kokuyorlar" gibi muhteşem gerekçeyle alınmayan, çankaya köşk'ünün yakınından geçmesi dahi düşünülemeyen kişiler yine onlardır maalesef.. akp ne kadar tiksinçse, yoksul düşmanıysa şimdilerde moda olduğu şekliyle yalnızca şu anki yozlaşmış chp değil ilk var olduğu haliyle chp de aynı zihnin boktan ürünüdür.. sol kültürü her daim ezilmesi gereken bir varlık olarak görmekte ikisinin de üstüne yoktur yani..

bu açılardan düşününce ece temelkuran'a bir kez daha saygılarımı sunuyorum, çok omurgalı bir insan kendileri..

Bay C. said...

yorum için teşekkürler;

ancak fikirleri sadece fikir olarak değerlendirmek varken, neden sahiplerini hesaba katarak bir çıkarıma ulaşmaya çalıştığımızı anlamıyorum..

asıl sıkıntımız da buradan kaynaklanıyor galiba.. fikirleri değil, insanları değerlendiriyoruz.. 'ne' söylendiği değil, 'kimin' söylediği önemli olduğu sürece, aramızdaki mesafe git gide açılıyor..

bu yazıyı 'ben' yazmış olsaydım, onay vereceğinizi söylüyorsunuz..

ancak ben yazmadım.. ve siz de eleştirdiğiniz 'ece temelkuran' ile aynı doğrultuda, benzer bir düzlemde buluşmuş oldunuz..

bundan rahatsızlık duymamanız gerektiğine inanıyorum. aksine, hoşnut olmadığınız bir insanla bile 'ortak akıl' üretebilmenin mutluluğunu yaşamanız lazım..

sanırım, bugünlerde bizlere gereken ; karşımızdakileri baştan reddedip, uzlaşma köprülerini atmak yerine, ne kadar farklı hayatlardan gelsek de benzer bir parçaya sahip olduğumuzun farkına varmak..