05 April 2009

Do Nothing Day



Zorunlulukların olmadığı bir güne uyanmak..


Saatler 10:26'yı gösterirken, perdenin hiza tutmazlığıyla camdan içeri süzülen güneş ışığıyla..

Bahar da yüzünü göstermişken inceden.. Tıpkı Sia'nın, 'Sunday'de söylediği gibi;

"...yeah, it will be ok

do nothing today
give yourself a break
let your imagination run away!"

'Çay+çifte kavrulmuş bisküvi' içerikli 'çocuk kahvaltısı'.. Ve yine, ve yine her zamanki gibi 'çaya doymuşluk oranı' ayarlanmamış bir bisküvinin kucakta sonlanan serüveni.. O kadar aksilik de olsun ama zaten, di' mi?

Yak bi' sigara üstüne.. Kadrolu şarkılardan bir playlist patlat.. 'Shuffle'ın insafında yudumla kahveni.. Okyanusta yıkanıyorum sanki, arınıyorum git gide.. Bu iyi geldi bak.. Özlemiştim..

'Pazar'lar hep ayrı oldu benim için.. Çocukluktan kalma bir heves sanki..

Kahvaltıyla başlayan 'Pazar' sabahları.. Peder Bey'in keyfi yerindeyse kendi gider bakkala, yapar alışverişi gelir bi' güzel.. Çizgi film başında kahvaltıyı beklemek düşer bana da yarı uykulu gözlerle.. Bazen de ben yol alırım; eşofmanı çeke çeke, paytak paytak yürünen 1727-1754 sokak kaldırımları..

Kahvaltının ardından başlayan okuma seansları.. Peder Bey ile Valide Hanım ana gazeteyi kapar, bana ekleri düşer.. Televizyon açıktır da bakmaz kimse, hafiften bir müzik gelir.. Bittikçe gazeteler değişir, çaylar tazelenir, o sıralar ağzına çay koymayan ben, meyve suyundan devam ederim..

Varsa bir yol gidilecek, varsa eş-dost görülecek, ufaktan hazırlık başlar.. "Anneee, pantolonum nerde?!", "Babaaa, bu kıyafetle çıkmıyorsun evden herhalde?!" nidaları arasında sokağa adım atılır, Peder Bey de kulak vermez tabii bu arada tavsiyelere..

Bazen 'Oganlar'a gideriz.. 'Oganlar'; Ogan-Nilgün-Turgay üçlüsüdür aslında.. Yaşı bana tutanın üzerinden adlandırırım insan gruplarını.. Anneme sorsan 'Nilgünler', babama sorsan 'Turgaylar'dır mesela.. Algıda seçicilik işte..

Büyükler takılır kafasına göre, ben 'Kepçe'yi kaleye koyarım.. Kale dediysem; duvar ve koltuk yan direkler, üst direk izafi, sünger topla penaltı yarışı.. Bıraksalar 37 saat aralıksız oynarım ama Ogan sipsisi de mızmızlanır bir yerden sonra.. Sokağa çıkar, iki tur atarız.. Bizimkiler demli çaylarını höpürdetirken, Kilise Sokağı, Aksoy, Girne'de 'asayiş berkemal' mi, değil mi, bi' göz atar geliriz..

Dönüşte sahile uğranır, malum İzmir insanı; 'Pazar' dedin mi denizi görmek lazım gelir.. Görev tamamlanır, dönüşte 3 top dondurma kornete, elde poşet; antep fıstığı, jelibon içinde..

Ben ya sokağa dönerim top peşine, ya bilgisayar başına ama genelde sokağa dönerim.. Hava kararana kadar sürer oyun.. Annem çağırmaz ama hiç eve.. Sözsüz anlaşma vardır sanki; bokunu çıkarmadığımdan mı yoksa çıkarsam bile ses etmediklerinden mi bilmem..

Neyse; bir duş, üstüne akşam yemeği..

İlerleyen saatlerde zil çalar; Selim çalar bazen, bazen Sinan, Tunç çıkagelir, Ati'dir ya da yanında Ogan'la, ama dürter birisi illa ki; "İn lan hadi aşağıya, ağaç olduk burada!"..

Icq'da 'invisible' olurum bir anda, winamp'i kapatırım, bi' şort-bi' tişört damlarım 'üçgen pota'nın yanındaki banklara.. Çekirdekler çitlenir, muhabbet koyu, Bülent Abi'den zulayı yapar, döneriz parka.. Zaman geçer; takvim yeni güne, biz eve döneriz..

Bu yüzden özel 'Pazar'lar.. En mutlu, en saf, en çocuk günlerim aklımda yer eden.. Annem koltukta kitap okur hala, babam elinde kumanda üçüncü sınıf bir aksiyon filmini izler, Selim-Sinan-Ogan-Ati-Tunç uyumuştur yatağında..

İşte tam da bu yüzden; eğer ki bir 'Pazar' günü penceremden içeri güneş sızıyorsa, zorunluluklar yoksa bekleyen, çayım-kahvem-sigaram ve playlist'im hazırsa, daha mutlusu yok benden..

Unutmayı sevmediğim, geçmişi silmediğim, mutluluk nedir bildiğim, sevgi nedir gördüğüm, paylaşmak nedir tattığım ve hepsini bir bir, özenle sakladığım için belki de..

O günlere dönemeyecek olmak içimi burksa da bazen, yaşamış olmak da bir şans diye avutuyorum kendimi.. Önemli olan da 'hatırlamak' değil mi zaten?


**Bugüne yakışır bir şarkıyla da kapatalım bari;

Jazzamor - Way Back (Lazy Sunday Afternoon)


2 comments:

hiç said...

hani bir güz güneşi vardı bizim ondan daha hüzünlü olduğumuz,
bir de ilk yaz vardı hep şen oldugumuz.
onlara noldu?

gulce said...

Unutmayı sevmediğim, geçmişi silmediğim, mutluluk nedir bildiğim, sevgi nedir gördüğüm, paylaşmak nedir tattığım ve hepsini bir bir, özenle sakladığım için belki de.. bu yazıyı çook beğendim:)