19 February 2009

Skibbe, Sabri ve önyargılar



Bordeaux maçı da gösterdi ki Galatasaray'la ilgili eleştirilerde, bazı kritik noktalar göz ardı ediliyor.

2009'a iyi bir başlangıç yapamayan Galatasaray, kupada Sivasspor'a elenmiş, ligde de 4 maçta 8 puan kaybetmişti. Bunun üzerine yükselmeye başlayan çatlak seslerin hedefindeki isim ise teknik direktör Michael Skibbe'ydi.

Ancak bugünkü tabloya baktığımızda, Skibbe özelindeki değerlendirmelerin, sıklıkla 'önyargı süzgeci'ne takıldığını söylemek mümkün. Sezon başında göreve getirilen Alman teknik adam, Bayer Leverkusen'deki futbol felsefesini Sarı-Kırmızılı ekipte uygulamak için hazırlıklara başladığından bu yana, takımın mütemadiyen yarısı sakatlıklarla boğuşuyor. Ayrıca dünya üzerinde, 7-8 ay içinde, hem de bu kadar eksikle kendi felsefesini takımına yansıtabilmiş bir teknik adama rastlamak mümkün değil.

Eğer bir değerlendirme yapılacaksa, Galatasaray'ın ideale en yakın kadrosuyla sahaya çıktığı UEFA Kupası mücadelelerine göz atmakta fayda var. Bugün, -Uğur Uçar'ı sakatlığı nedeniyle değerlendirmeye almazsak- Sarı-Kırmızılı takımın -genel görüşe göre- ideal 11'i; De Sanctis, Sabri, Meira, Servet, Hakan, Arda, Mehmet Topal, Ayhan, Kewell, Lincoln ve Baros'tan oluşuyor. Olympiakos maçında bu kadronun tek eksiği Mehmet Topal. Benfica maçında Mehmet'in yanına Kewell katılıyor. Hertha Berlin'i deplasmanda geçen kadroda Ayhan dışında eksik futbolcu bulunmuyor. Galatasaray'ın bu 3 maçta da iyi bir oyunla sahadan galip ayrıldığını hatırlattıktan sonra, Sivasspor'la oynanan kupa rövanşındaki kadroya bir göz atalım; Aykut, Emre Güngör, Emre Aşık, Meira, Hakan, Mehmet Güven, Barış, Arda, Mehmet Topal, Ümit Karan ve Nonda.. 7 as oyuncusundan; De Sanctis, Sabri, Servet, Ayhan, Kewell, Lincoln ve Baros'tan yoksun bir takımdan bahsediyoruz.

Yukarıdaki 11'i 'ideal' kabul edenlerle, Steaua Bükreş ve Sivasspor maçlarının ardından eleştiri düzeyini artıranlar aynı isimler. Bu tablo bile, Skibbe hakkındaki söylemlerdeki ikilemleri gözler önüne seriyor.

Bordeaux karşısındaki Galatasaray'a baktığımızda, Hakan ve Sabri dışında bir eksik göremiyoruz. Hakan'ın yokluğunda Sabri'nin kenara çekilmesi gayet yerinde bir karar. 4'lü defans düzeninde, Sabri'nin bölgesini sık sık terk etmesiyle, zorunlu olarak diğer üçlü de sağa kaymak durumunda kalıyordu. Hakan Balta, üçüncü stoper görevini üstlenebilecek meziyetlere sahip, ancak alternatifi Volkan Yaman için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Bu açıdan baktığımızda, üçlü defans ve Kewell-Arda destekli kanat savunması formülü oldukça yerinde bir karar. Orta sahadaki Mehmet Topal-Ayhan-Barış üçlüsüne verilen görevlerin doğruluğuna da değinmek lazım tabii.

Ayhan, Arda'nın kanadına hücumda destek verirken, Barış'ın sağ kanat görevi daha çok, Kewell'ın kademesine girerek savunma dengesini sağlamak üzerindeydi. Mehmet Topal da orta sahanın merkezindeki kesici ve top dağıtıcı rolünü başarıyla uyguladı. Hatta, Galatasaray adına maçın yıldızıydı diyebiliriz. Bordeaux'nun belli periyotlarda kurduğu yoğun baskıya rağmen, maçın başında direkten dönen kafa vuruşu dışında net bir tehlike yaratamaması, Skibbe'nin tercihlerinin doğruluğunu gösteriyor.



Burada dikkate alınması gereken bir diğer nokta da Sabri'nin, Galatasaray'ın futbol düzenine etkileri..

Sivasspor'la oynanan lig ve Türkiye Kupası çeyrek final ilk maçında yenen 3 golün yanı sıra, Antalyaspor maçında skoru belirleyen tek gol Sabri'nin kanadından geldi.

Galatasaray'ın karşısına çıkan her takımın, hücumda Sabri'nin bölgesine ağırlık vermesi tesadüf olmasa gerek. Kewell'ın sakatlığı nedeniyle forma giymediği dönemde, Sabri'nin takımı için daha büyük bir handikapa dönüşmesi de cabası. Kewell sahadayken, dönüşümlü olarak Arda'yla sağ kanatta görev alıyor. Bu da rakip takımın, iki kişiyle kanat akını yapmasını engelliyor. Kewell yokken, Arda sol kanada kaçıyor. Sağ kanada genelde Barış destek veriyor. Ancak Barış'ın çizgiye inmemesi, hem Sabri'nin kulvarını uzatmasına, hem de takımın hücum tehdidinin azalmasına neden oluyor. Böylece rakipler, gerektiğinde beklerini de çıkartıp, iki kişilik kanat organizasyonları yapmaktan çekinmiyor.

Sağ kanattaki arıza, Fernando Meira'nın da performansını düşürüyor. Sabri'nin kanadına yakın oynayan Meira, Hakan'ın kanadına yakın oynayan Servet'e oranla görev bölgesini daha çok terk etmek zorunda kalıyor. Bu da Portekizli oyuncunun, ritmini ve performansını olumsuz yönde etkiliyor. Benzer bir ilişkiyi, Fenerbahçe'nin geçtiğimiz sezonki maçlarına baktığımızda da görebiliyoruz. Gökhan Gönül'ün kanadına yakın oynayan Lugano'ya methiyeler düzülürken, Roberto Carlos'un kademesine girmek için sık sık yerini terk eden Edu, yaptığı hatalar nedeniyle 'günah keçisi' ilan edilmişti. Meira'nın da şu an için Edu'dan bir farkı olmadığını söyleyebiliriz.

Bütün bu verilerin ışığında, Bordeaux önündeki 11'in, -genel görüşün aksine- belki de Galatasaray adına kurtuluş reçetesi olduğunu söyleyebiliriz. Sakatlıktan kurtulan Hakan Balta Emre Aşık'ın yerini aldığında, Sarı-Kırmızılı takım da bütün silahlarını bir arada kullanabilme ve dezavantajlarını minimuma çekme şansı yakalayacak.

Tabii saha içi tercihleri dışında, saha dışında da işlerin rayına oturması gerekiyor. Zira Galatasaray'ın en büyük handikaplarından biri de yönetim kurulunun fevri hareketleri. Her kötü sonucun ardından hatayı hakemlere ve federasyona yükleyen Polat-Sezgin-Üstünel üçlüsü, yarattıkları sanal düşmanlarla uğraşırken camiayı da bir hayli yıpratıyorlar. Artık kabak tadı veren bu serzenişlerin, Galatasaray'ın imajını zedelediği de ayrı bir gerçek.

Galatasaray için çözüm, herkesin işine yoğunlaşmasından geçiyor. Yönetim sadece kulüple ilgilenecek, Skibbe rahat bırakılacak, oyuncular sorumluluklarını hatırlayacak ve kimse başkasının işine karışmayacak. Yani, olması gereken olacak. Bugün yaşanan kaosun nedeni, aklıselim davranılmaması ve herkesin ateşe körükle gitmesine dayanıyor. Bunu çözebilecek olanlar da bizzat bu kaosu yaratanlar. Kısacası Galatasaray'ın, yel değirmenleriyle savaşmayı bırakıp, acilen kendisiyle barışması gerekiyor..

No comments: