14 February 2009

Başarı yoksa, elveda!




Premier Lig, 2000'li yılların başından beri dünya futboluna yön veriyor. Futbol dünyası da kulüp yönetimi, şirketleşme, ekonomik etkinlikler, tesisleşme gibi belli başlı kriterlerde 'doğru'yu ararken, yüzünü ister istemez, İngiltere'ye çevirmek zorunda kalıyor.

Bugün, gündelik sohbetlere 'endüstriyel futbol' gibi bir kavram girmesinde, Premier Lig'in rolü ve katkısı yadsınamaz.. 'Para'nın nasıl ve hangi yolla futbol endüstrisi içine çekileceği ve bu paranın nasıl yatırıma dönüştürüleceği, ada sınırları içinde gayet iyi biliniyor.

Zengin patronlar tarafından satın alınan kulüpler, bünyelerine dahil ettikleri yıldız futbolcular ve yüksek mali güçleriyle, Avrupa'da bariz bir hakimiyet kurmakta zorlanmıyor.

Bunun bir getirisi olarak, profesyonelleşme kavramı da diğer önde gelen ligler; Serie A, La Liga ve Bundesliga'ya oranla daha fazla ön plana çıkıyor. Futbolun eğlence sektöründen çıkarıldığı ve cazip bir iş kolu haline geldiği İngiltere'de, vahşi çarklar da buna paralel olarak daha hızlı dönüyor.

Son olarak, Chelsea'de Luiz Felipe Scolari'nin görevine son verilmesi de bunun en büyük kanıtı.



Alex Ferguson ve Arsene Wenger'in hanedanlıkları, bugün futbol sohbetlerinin vazgeçilmez konularından biri. 'İstikrar' sözünün geçtiği her yerde bu ikilinin ismine rastlamak mümkün. Ancak Premier Lig'in girdiği yeni düzen, Ferguson ve Wenger'i birer istisna haline getirdi. 25 haftanın geride kaldığı ligde, görevinden ayrılan veya ayrılmak zorunda kalan teknik adam sayısı 8'e ulaştı.

Gelenekçi bir yapıya sahip İngiltere'de, alışkanlıkların kolay kolay değiştirilmediğini göz önünde bulundurursak, teknik adam kıyımındaki bu artışı neye bağlamamız gerekiyor?

Futbolun eğlence ve zevk kültüründen uzaklaştırılıp, acımasız bir endüstriyel düzenin içine çekilmesine mi?

Yoksa, bu geçişle birlikte hataya tahammül oranının azalmasına mı?

Profesyonellikte, duygular, bağlılıklar, alışkanlıklar geri planda kalıyor. Bunun bir getirisi olarak; holding yapısına bürünen Premier Lig'de de teknik adamların 'mutlak başarı' beklentisinden kaçışları eskisi kadar kolay olmuyor. Cezalar artık günü gününe kesiliyor.

Alan Curbishley West Ham'dan, Kevin Keegan da Newcastle United'dan kendi istekleriyle ayrıldı. Bu ayrılıkların perde arkasında yönetimle uyuşmazlık yatıyordu. Patronun istekleriyle, çalışanınkiler birbirini tutmadı ve birliktelik sona erdi. Yani; tipik bir şirket refleksi. Bu refleksin bir sonraki kurbanı, Liverpool'un Amerikalı sahipleriyle gerginlik yaşayan Rafael Benitez olursa kimse şaşırmayacak.

Juande Ramos, büyük umutlarla geldiği Tottenham'da başarılı olamayınca, İspanyol teknik adamın Londra kariyerine nokta kondu. Bu da şirket bazında hayli anlaşılır bir karar. Başarısızlığın faturasını, muhakkak ki birilerinin ödemesi gerekiyor.

Ramos'un yeri, Portsmouth menajeri Harry Redknapp'le dolduruldu. Sektörde tecrübeli, rakip şirketin başındaki bir isimle. Redknapp'in Portsmouth'ta boşalttığı koltuk ise Tony Adams'a devredildi.

Sunderland Başkanı Niall Quinn, menajerleri Roy Keane'e sonsuz desteğini sunduktan sonra işler kötüye gitmeye başladı. Ramos'un yaşadıkları, bu kez Keane için yazılan senaryonun bir parçası haline geldi. Blackburn'de de Paul Ince'i benzer bir son bekliyordu.

Hareketli geçen ilk yarının ardından sular durulsa da Chelsea'nin Luiz Felipe Scolari, Portsmouth'un da Tony Adams'la yollarını ayırması, çarkların son hızla dönmeye devam ettiğinin kanıtı olsa gerek.



Roman Abramovich'in Chelsea'si, bugün şirket yapısına en çok uyum gösteren kulüplerin başında geliyor. Kanıtı ise Londra ekibinin son 16 ayda 3 teknik adamla yollarını ayırması. Yani; eski komünist Rusya'dan bir milyarderin başında bulunduğu Chelsea'de, kapitalizmin hükmü fazlasıyla hissediliyor.

Geçtiğimiz günlerde İngiliz Daily Mail Gazetesi'nde ilginç bir istatistik yayınlandı. Buna göre, Alex Ferguson'ın Manchester United'da göreve başladığı Kasım 1986'dan bugüne, İngiltere profesyonel liglerinde tam 923 teknik adamın görevine son verildi.

Başka bir araştırma ise menajerlerin maruz kaldığı baskıyı gözler önüne seriyor. İngiltere'deki teknik adamların yüzde 40'ı yüksek tansiyon, yüzde 60'ı kolestrol hastası. Yüzde 10'luk bir kesim de stresini kumar yoluyla gidermeye çalışıyor.

İngiliz futbolunda yaşanan bu değişimin, ilerleyen dönemde hangi taşları yerinden oynatacağını kestirmek güç. Ancak, kulüpler şirket, menajerler müdür, futbolcular işçi, taraftarlar da müşteri olarak görüldüğü sürece, Alex Ferguson ve Arsene Wenger, tükenen nesillerinin son temsilcileri olmaya devam edecek..

Turkcell Süper Lig'e gelecek olursak; Premier Lig'dekine benzer bir profesyonellik anlayışından söz etmek mümkün değil. Peki, 19 haftanın geride kaldığı ligde, 9 takımın bugüne kadar toplam 13 teknik adamla yollarını ayırmasını nasıl açıklayabiliriz?

İngiltere'de aşırı profesyonellikten söz ediyorsak; bizdeki de profesyonelliğe fazlasıyla uzak kalmayla ilgili olsa gerek.

No comments: