23 November 2008

10

video

Aşk değil, sevgi değil, başka bir şey bu..


ps: kaynak video için; (bkz. http://bayaiyi.blogspot.com/2008/11/blog-post.html)

21 November 2008

Üçgen pota



Çocukluğumun büyük bölümünü, evimin yakınlarındaki üçgen potada geçirdim
ve hatırı sayılır miktarda anıyla doldurdum sepetimi..


'İkiye-iki', 'üçe-üç'lerde öğrendim paylaşmayı, minyatürde tanıştım imkansızla, sekiz takımlı turnuvalarda başladı bekleme seanslarım, sınırı aşmayı tellerin ardından attığım şutlarla test ettim, "son bi' şut!" cümleleri perçinledi arsızlığımı, tek başına aldığım maçlarda anladım 'yanmak' nedir, kaybettirdiklerimde sindirdim sorumluluğun yükünü, suçu başkalarına atmamayı öğrendim beton zeminde, fileli çemberlerde fark ettim yeniye olan özlemimi, yediğim ilk dayakla hazırlandım sonraki darbelere, sarhoş olup ağladım banklarında, taşınanlar hasretimi, gelenler merakımı körükledi, sabaha karşı bitirilmiş yarım kilo çiğdemle adım attım bağımlılıklarıma, ilk isyanıma tanık oldu sokaklar, hayata anlamını dahi bilmediğim küfürler savurdum, zorlama şutlarla başladı dikiş tutmazlığım, mağlubiyetlerin ardından yeni 'ben'ler yarattım, galibiyetler perçinledi özgüvenimi, lanetli izler yarattı düşüşlerim ve bugüne kalan dostlar edindim, 15 yıldır kadememe giren adamlara rakip oldum yeri geldiğinde, 'basket-faul'ler artırdı direncimi, kolayı zor gösterdim 'bilekten' süsü verip, yediğim dirseklerle çözdüm hayatın acımasızlığını, zamanla kavradım her oyunun incelik gerektirdiğini, tribünlere oynadım bazen, kendi kendine yetmeyi 'bire-bir'lerde öğrendim, tek potada uzaklaştım sıkıntılardan, kaçarak bıraktım yalnızlığımı geride, arkamdan gelen siren sesleriyle devam etti kaçışlarım, başka şehirlere sürüklendim..


ardımdan yıktılar üçgen potayı, bir dönemin sonunu yaşadım, eve dönüşlerde sızlar oldu bir yanım, hayata hazırlandığım yeri çaldılar elimden..


üçgen pota, çocukluğumu gömdüğüm yer oldu, 15 senede kazdığım mezara, hayatımdan fazlasını bıraktım..


zorlama atışlarımı törpülediysem bugün, top çeviriyorsam durmadan, doğru zamanı bekliyorsam doğru pas için ve tüm sahayı görebiliyorsam artık; hep bu yüzden işte, sokağı denizlere çıkan o 'üçgen pota' yüzünden..

Şah ve Piyon



Her engel bir iz bıraksa da ruhunda,
aynı çizgiden geçmiyor mu herkes sonunda?

18 November 2008

17 November 2008

Özgür Soylu



Balıkesir deplasmanına giderken, otobüsün içinde tartışma çıkıyor. Şoför, "İnin, meselenizi aşağıda halledin!" diyor ve otobüsü kenara çekiyor. Durdukları yer, bir benzin istasyonu. Tartışma aşağıda devam ederken, istasyon görevlileri geliyor. "Gidin başka yerde kavga edin!" ile başlayan diyalog, taraftarla görevliler arasında tartışmaya dönüşüyor. Bunun üzerine, istasyon sahibinin oğlu pompalı tüfeğini çıkartarak Karşıyaka taraftarının üzerine rastgele ateş ediyor. Dört kurşun, dört cana isabet ediyor. Canlardan üçü yaralanıyor. Kavgayı ayırmak için otobüsten inen Özgür Soylu ise karnına isabet eden kurşunla hayatını kaybediyor..

21 yaşında, takımını desteklemek için yollara düşmüş, ailesinin yolunu beklediği, dostlarının yanı başında bir genç yitip gidiyor pisi pisine..

Çıkıp şimdi diyecekler "Holigandı Özgür!"..

Değildi efendim..

Senin gibi, benim gibi bir insandı. Pompalı tüfekle öldürülmeyi hak etmeyecek kadar insandı hem de. Kanlı canlı, hayatının henüz başında, aklı fikri yerinde bir insandı..

Ama kim bilir neler anlatılacak, nasıl suçlar uydurulacak Özgür'e ve Özgür gibilere..

"İstasyonu yağmalıyorlardı vurduk!" diyecekler, "Kendimizi savunduk!" diyecekler, "Nefsi müdafaa!" diyecekler..

"Tribünden değil mi? Olsa olsa holigandır!" olacak Özgür'ün arkasından söylenen..

Biliyorum; hesabı sorulmayacak ve ateş düştüğü yeri yakacak yine..

Bizlerse, bir gün, bir başka Özgür daha yitip gittiğinde, benzer satırlar karalamaya devam edeceğiz..


"Armanı takip ettin düştün uzun yollara,
Bilseydin, yine giderdin ucunda ölüm olsa!

Efendi, delikanlı, gelmez ki hiç benzeri,
Sen Kaf-Kaf'ı bırakmadın 21 yıldan beri!

Şerefsiz kör kurşuna göğüs gersek hepimiz,
Acı çekmek ÖZGÜR'lükse, ÖZGÜR olduk hepimiz!"


Mekanın cennet olsun tanımadığım kardeşim!


ps: ultras/movement'tan bir alıntıyla nokta koymak istiyorum. Gabriele Sandri'nin ölümü üzerine yazılmış birkaç satıra bırakıyorum son sözü; "
Ultras'lar değişik renkelere aittirler. Fakat hepsi de takımlarına olan sevgileriyle, yağmur ve soğuğa rağmen 90 dakika ayakta sesleri kısılırcasına tezahürat yapmalarıyla, deplasman otobüsünde yanlarındaki arkadaşlarına duydukları güvenle, deplasmana çıkmanın verdiği heyecan ve eve dönmenin yorgunluğuyla, yolda paylaşılan bir sandviç ve son bir sigarayla birbirlerine bağlıdırlar. Bunlar belki onları dış dünyadan ayırır. Ama aynı zamanda, birbirlerine de sıkı sıkıya bağlanmalarını sağlar.."

Mayan Mystica




Çikolata falan değil bu, başka bi' şey..

16 November 2008

Anthony Morrow



Aslında ilk belirtiler salı günü oynanan Minnesota Timberwolves maçında gelmişti..

İlk yarıda 9 dakika forma şansı bulan Morrow, 2 üçlük isabetiyle 8 sayıya imza attı. Bir önceki maçta Morrow, NBA'de ilk kez boy gösteriyor, Sacramento Kings'e karşı 12 dakikada 7 sayıyla oynuyordu..

Timberwolves maçından sonra takım arkadaşı Marcus Williams'ın söyledikleri, böyle bir sürprizin habercisi miydi bilemiyorum. Sahi ne demişti Williams?

"Antrenmanda sinir bozucu bir adama dönüşüyor. Hiç şut kaçırmıyor ve size en ufak bir kazanma şansı dahi tanımıyor!"

Morrow, bu iki maçın ardından Detroit Pistons önünde de 14 dakikada 8 sayıyla oynayınca, Golden State Warriors koçu Don Nelson tarafından Los Angeles Clippers maçı öncesi ilk beşe yerleştirildi..

Maç sonunda, box score'da Morrow'un yanında 37 sayı, 11 ribaunt yazıyordu. 20'de 15 saha içi, 5'te 4 üç sayı isabetiyle kaydedilmiş 37 sayı..

Bu aynı zamanda, draft edilmeden lige katılmış bir oyuncunun ilk sezonunda ulaştığı en yüksek rakam anlamına geliyordu. Morrow'un bu başarıya, NBA'deki dördüncü maçında ve ilk kez bir ilk beş oyuncusu olarak sahaya çıktığında ulaştığını da tekrardan vurgulamak gerekiyor sanırım..

Maç sonunda koçu Don Nelson'ın söyledikleri, Morrow'un sahada yaptıklarını çok güzel özetliyordu:

"30 yıldır bu ligin içindeyim ve bugüne kadar kendisine verilen ilk şansı bu kadar iyi değerlendiren birini görmedim!"

Morrow ise tüm bu iltifatlara alçakgönüllü bir yaklaşımda bulunuyordu;

"Georgia Tech'teki en iyi maçımda sanırım 30 ya da 31 sayıyla oynamıştım. Söylemek istediğim; her zaman 20'de 15'le oynayamazsınız. Şut antrenmanında bile 20'de 15 yapamıyorum!"

Takım arkadaşı Stephen Jackson'ın kanatları altına aldığı ve 'Little Steve' lakabını koyduğu Morrow bu performansını devam ettirir mi ettirmez mi bilinmez. Ancak, Clippers'a karşı oynadığı oyun, şimdiden NBA tarihinin en güzel sürprizlerinden biri olarak kayda geçmiş durumda..

13 November 2008

Issız Adam



"Kardasın, üşüyorsun.. Uyumak tatlı geliyor.. Ama ölüyorsun, farkında değilsin.."


Ne desem boş;

film öyle gerçek ki canımı yakmaya devam ediyor..

Boktan bir parodiye dönüştü hayatım dünden beri..

İçinde bulunduğum ruh halinden bir an önce uzaklaşmam lazım..




Kurtuluşu yine kaçmakta bulacağım sanırım.. Her şeyden kaçtığım gibi; bu kez de 'Issız Adam'dan kaçacağım..

11 November 2008

Unutulmayanlar #1



Jose Altafini, 1958 Dünya Kupası'nda 17 yaşındaki Pele isimli bir çocuğun ve Vava'nın gölgesinde kalmıştı Brezilya forması altında..

İsveç'teki kupayla Avrupa'ya ayak basan Altafini, kupa sonrası yönünü güneye çevirdi. Genç Brezilyalı, Milan tarafından keşfedildiğinde, 'Diavolo'nun tarihine adını kazıyacağının farkında mıydı bilmiyorum..

İlk sezonunda 28 golle takımını şampiyonluğa taşıdı. 1962'de Milan, Eusebio'lu Benfica önüne tarihinin ilk Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nı almak için çıktı. Maç sonunda skor tabelası Milan'ın 2-1'lik üstünlüğünü gösteriyordu ve iki gol de Altafini'den gelmişti..

Efsane statüsüne yükseldiği Milan kariyerinin ardından 'Çizme'yi terk etmedi. Önce Napoli, ardından iki şampiyonluk yaşayacağı Juventus formalarını giydi..

Kendisini İtalya'ya taşıyan, 1958'de Brezilya Milli Takımı'ndaki performansıydı. Ancak Altafini, Milan'a transferinin ardından İtalyan vatandaşlığına geçti. Bir sonraki Dünya Kupası'nda 'Gök Mavililer'in kadrosunda yer aldı. Tıpkı 1954'te Macaristan efsanesini yaratanlardan biri olan ve 1962'de, ülkesindeki devrimin ardından yerleştiği İspanya adına top koşturan Ferenc Puskas gibi..

Brezilya'da, 'Superga faciası' olarak da bilinen uçak kazası sonucu yok olan Torino takımının kaptanı Valentino Mazzola'yla özdeşleştirilen Altafini, halen İtalyan televizyonlarında maç yorumlamaya devam ediyor..

05 November 2008

Hobo dediğin yaratıcı olur!

Tıpkı dün gibi..



kırık dökük bir şeylere basa basa yürüyorum
yolumun daha önce hiç geçmediği yerlerden
aşk filmlerinin unutulmaz yönetmenleri selam duruyor
sağım solum alışılmadık yüzlere kucak açmış
gözleri üzerimde, kulakları dudaklarımı kesiyor
bulduğum şehirler kayıp şimdi
terk ettiklerim beni çağırıyor
içimden bir çocuk kaçıyor
balonu ellerinden kayıp gitmiş
bulutlara dönüyor yüzüm
bir rüzgar sarıyor bedenimi
üşüyorum..

sonbahar döküyor yapraklarını
hüzün koleksiyoncuları topluyor her birini teker teker
çok değil, payıma düşeni istiyorum
eski bir defter yaprağına basıyorum
seneler geçmiş üstünden telafisi yok
anılar canlanıyor zihnimde
unuttuklarım hesap soruyor birer birer
"sen seçtin gitmeyi" diyor ışığın içinden bir ses
karşılık verecek gibi oluyorum
eğildiğim yerden kalkıyorum da
dökülmüyor dudaklarımdan kelimeler
o an dondurmak istiyorum zamanı
insanların arasında dolanmak, tanıdık yüzlere bir çarpı koymak
ve sevdiğimi söylemek her birini
bugün de sevdiğimi
tıpkı dün gibi..