21 October 2008

19 October 2008

Edepsiz Komedya



Gözlerin, ya vardı aklımda

Biz çoktan unuttuk,
Dünya dediklerini

Aşk bir kaza dedin,
Bizse sağ kurtulduk
Bugün senin günün,
Onu da mahvettin

Ve


Seni sorana her yanım derim,
Ve dahasını da eklerim
Ellerini uzat ki dokunsun,
Parmaklarım bugün..


Sakin - Edepsiz Komedya

17 October 2008

Viva Futbol


Fernando Pessoa


"Kendimde farklı kişilikler yarattım, yenilerini yaratmaya da aralıksız devam ediyorum. Her düşüm doğar doğmaz bir başkası olup canlanıyor; o başkası da benim yerime düş görmeye başlıyor. Yaratmak uğruna kendimi yok ettim; kendi içimde o kadar dışına attım ki kendimi, kendimin dışında varlık sürüyorum artık. Farklı oyuncuların farklı oyunlar oynadığı boş bir sahneyim ben."
Fernando Pessoa

14 October 2008

Fatima Spar und Die Freedom Fries




Bossanova, jazz, gypsy, balkan ezgilerini karıştır, vokale de 10 numara bir hatun koy..

Tadından yenir mi? Yenmez..


Tıkla
, albümü indir, Bosa Noga'yla açılışı yap, devamı gelir..

Master of puppets!



Her başarılı erkeğin;


arkasında alışveriş seansını henüz tamamlayamamış bir kadın,

elinde Armani torbası,

ayağında parmak arası terlik,

gözünde güneş gözlüğü,

suratında da "lan bi' gören olursa sıçtık!" bakışı vardır..


Not:
Metin Oktay'dan James Hetfield için geliyor; "Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba!"..

12 October 2008

Sunday; not sunny, but silent and grey!




Pazar günleri neden sevilmez anlam veremiyorum, hele ki sonbaharlarda..


Hiçbir zorunluluğun seni beklemediğini bilerek uyanmak, gözünü gri gökyüzünün buğulu ışığına açmak, camdan sinsice giren, hafif hafif esen, tenini dolaşan, yaşadığını hissettiren rüzgara kendini bırakmak..

Fonda iki şarkı;


Beirut - A Sunday Smile

a sunday smile you wore it for a while,
a sunday mile we paused and sang,
a sunday smile you wore it for a while,
a sunday mile we paused and sang,
a sunday smile and we felt true..

ve

Morrissey - Everyday Is Like Sunday

everyday is like sunday,
win yourself a cheap tray,
share some greased tea with me,
everyday is silent and grey..


Ve yine yeniden yaşadığını hissetmek, kendine zaman ayırmak, 'aylaklık' dinine sonsuz bağlılığını sunmak..

Kalabalığın içinde kalabilmek ve aynı zamanda kalabalıktan bu kadar uzak olabilmek..

Kurumaya yüz tutan yapraklarıyla, yavaş yavaş sallanan ağaçların kusursuz ayinini, elinde bir fincan kahven, yanında pezevengi sigaranla seyre dalmak..

"Aylak Adam"daki 'sinemadan çıkmış insan' tasvirinin bir benzerine bürünmek, insanlarla ve kendinle barışmak..

Yatağına uzanmak tekrardan, tavanda yüzler görmek, çocukluğunu hatırlamak, eski günlere dönmek, dostları hatırlamak, ardından bir kitaba dalmak, kahramanıyla özdeşleşmek, paralel bir evrende kaybolup gitmek;


to do list for today
!


"Dean Moriarty'yle Mexico City'ye gidilecek, Nicholai Hel'le karşılıklı go oynanacak, birilerinin mezarlarına tükürülecek, Eşitlik 7-2521'le kollektivizmin tüm ilkeleri bir bir çiğnenecek, Alper Kamu misali divan altında vakit geçirilecek, gösteri peygamberliğine soyunulacak.."


24 saatlik bir zaman diliminden daha başka ne beklenebilir ki?

03 October 2008

Jason Williams



Sacramento'da iyi bir başlangıç yapmıştı kariyerine. Hatta, NBA'in yeni Pete Maravich'ini bulduğunu söyleyenler bile olmuştu. Ancak, bir türlü o beklenen eşiği aşamadı Jason Williams. Alkol, uyuşturucu ve yaşadığı sakatlıklar yordu bedenini. Rahat ve bir o kadar umursamaz olması da hızlandırdı düşüşünü. Yine de son demlerinde Heat formasıyla şampiyonluk yüzüğüne ulaşmayı başardı..

Avrupa'ya gelebileceği konuşuluyordu yaz döneminde. NBA'de kalmayı tercih edip, Clippers'la anlaştı. Ancak, ani bir kararla, geçtiğimiz hafta basketbolu bıraktığını açıkladı..


İsterdim ki; gelsin buralara, Kings günlerinde -başta Vlade Divac ve Corliss Williamson olmak üzere- takım arkadaşlarını ihya, rakip savunmayı felç eden asistlerini tekrarlasın, basketbolu neden sevdiğimizi son bir kez hatırlatsın bizlere. Ama olmadı, bir çocukluk kahramanı daha çekildi parkelerden..

Aşağıda; J-Will'in biri lise yıllarına, diğeri de Kings dönemine ait olmak üzere iki videosu yer alıyor. Ağzımıza bir parmak bal çalıp, sonrasında sunduğu keyfin tadını yarım bırakmış olsa da giderayak kendisini selamlamış olalım..

Her şey için teşekkürler "White Chocolate"!






Not: Yazıya ilham, ilk videoya kaynak için (bkz. the Blowtorch)

01 October 2008

Pure beauty!



Rita Hayworth @ Gilda

- Put The Blame On Mame -