13 March 2008

Biliyorum




gitmek lazım bazen;

arkaya bakmadan,
sormadan,
yormadan
bilmediğin yollarda kaybolmak
ve bir an olsun pişmanlık duymadan
boş verebilmek lazım

bir sigara yakmak,
derin bir nefesle birlikte
ne varsa geçmişe dair silip atmak,
hatta umursamadan üstüne basıp çiğnemek
ama mutlaka devam etmek lazım

sığındığım hayatlar solarken birer birer
doğru yerde,
doğru zamanda,
herhangi bir doğru ikilemi bu içimi kemiren

sondan başa sarsam kim kalır geriye?

adını unuttuklarım?

düşlerinde kaybolduklarım?
sabahlara inat gecelerde aradıklarım da
en karanlık uykularda bulduklarım?

gel, gör;

yok artık başımı döndüren masal perileri,
yoruldum düş bahçelerinde,
sahi neydi beni bu çıkmazlara iten?
bulamıyorum

yine de bu kez farklı olacak her şey,
inan hissediyorum
çığlıklarımı kendime saklayıp çıkıyorum bu defa yola,
avaz avaz susuyorum geride bıraktıklarımın ardından,
bak, söndürüyorum hatta isyanlarımı,
en azından deniyorum,
tırnak izlerini silip atamıyorum belki ruhumdan,
içten içe kanıyorum,
başka tenlerin kokusunda yine sızlayacak bir yanım
biliyorum
ama sözüm olsun;
aynı yerden vurulmayacağım bir daha

kabullenmek değil de
içinden çıkılmazlığın farkına varmak diyelim
ya da içinden çıkılabilecek başka deliklerde kaybolma isteği

aslında bir son var aklımda;

bir adım geriden bakınca daha iyi görürsün demişlerdi
hatırlıyorum;
her yenilgi bir zaferdi hatta dediklerine göre
hepsinin bir oyun olduğunu bildikten sonra

vazgeçmeden önce,
belli belirsiz bir adım atacağım geriye doğru
zannedilmesin ki geçmişe sığınmak derdim
sadece göreceğim;
ben kaybolurken,
kimleri de yanımda götüreceğim

bir şeyi değiştirmeyecek,
farkındayım;
yine 'gitmek lazım' diyeceğim
ve gideceğim
her zamanki gibi
bunu da boş vereceğim

tek fark;
'değer mi?' demeyeceğim,
kimler değiyor yaralarıma bileceğim
ve bir gün döndüğümde
üzerini karalayıp da gittiğim her şeyin üstünden
kalın bir çizgiyle bir daha geçeceğim

ne ilk, ne son terk edişim
biliyorum,
ama bu kez rahat döneceğim..

12 March 2008

Bir cisim yaklaşıyor..




Phoenix'te yaşamanın zorlukları, vol. 1;



02 March 2008

Hosley for MVP!





Beko Basketbol Ligi
, bu sene belki de Türk basketbolunun gelmiş geçmiş en kaliteli ve çekişmeli mücadelesine sahne oluyor. Ancak bütün bu pahalı kadrolar ve yıldız oyuncular içerisinde bir isim var ki sezon sonunda 'MVP' ödülünü kimselere bırakmamayı şimdiden kafasına koymuş gibi duruyor..

Quinton Hosley'den bahsediyorum..

Karşıyaka'nın, sezon başında Sean Marshall ve Gary Neal'la birlikte kadrosuna dahil ettiği üç yabancıdan biri olan Fresno State mezunu Hosley, Karşıyaka Arena'da Fenerbahçe Ülker'i 84-77 yendikleri karşılaşmada tamı tamına 43 sayı, 19 ribaunt, 4 top çalma ve 2 asistle oynarken, bu sezonki muhteşem performansını bu maçla birlikte taçlandırmış oldu..

Aslında, maç öncesi ve ilk dakikalar Karşıyaka açısından çok da umut verici değildi. Gary Neal'ın Barcelona'ya transferinin ardından takım, en önemli sac ayaklarından birini kaybetmiş, yerine alınan Geno Carlisle ile aşı tutturulamamış, Barış Ermiş'in sakatlığı zaten kısıtlı olan rotasyonu iyice daraltmış, takımın tek gerçek uzunu Asım'ın ilk periyotta üç faule ulaşıp kenara gelmesi de bütün bu tersliklerin üstüne tuz biber ekmişti..

İşte Hosley, her şeyin olabildiğince kötüye seyrettiği bu anlarda sahneye çıktı ve sorumluluğu üzerine alarak, tek bir oyuncunun, koca bir takımı nasıl da alt edebileceğini gösterdi herkese..

26'sı ikinci yarıda gelen -19'da 8 iki sayılık, 5'te 4 üç sayılık ve 18'de 15 serbest atış isabetiyle kaydedilmiş- 43 sayı ve 19 ribaunttan bahsediyorum. Uzun yıllardır, Avrupa basketbolunda bir oyuncunun böylesine dominant bir performans sergilediğine şahit olmamıştım diyorum hatta. Semih Erden'in üzerinden vurduğu ve Semih'i en 'ince' ifadeyle potaya soktuğu smacı düşünüyorum hala. Öyle özel bir oyun ortaya koydu ki bugün, ligin sayı krallığında 23.0, ribaunt krallığında da 11.9 ortalama ile zirvede yer aldığına değinmiyorum bile..

İyisi mi bu maçın tekrarını, özetini bir yerlerden bulup izleyin. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacağınızı tahmin ediyorum..

Unutmadan;

Henüz çıplak gözle izleme imkanınız varken, Hosley'li Karşıyaka'nın maçlarını takip etmenizi öneririm. Kendisi buralarda pek de uzun kalmayacak gibi..

Guillermo!




Bir önceki
post'ta Jimmy Kimmel-Sarah Silverman-Matt Damon üçlüsü arasındaki eğlenceli atışmalara değinmiştim. Bu sefer değinmek istediğim konu ise yine aynı üçlüden yola çıkacak olmama rağmen biraz farklı..

Jimmy'nin programında, zaman zaman sahne alan 'Guillermo' adında bir karakter mevcut. İşlevi nedir diye soran olursa; Okan Bayülgen'in 'Makina'sındaki Gürgen Öz neyse, 'Jimmy Kimmel Live'daki Guillermo da o işte, ya da onun gibi bir şey, her neyse..

Aslen güvenlik görevlisi, muhteşem insan Guillermo ile Matt Damon, 'Ocean's 13' filminin gala gecesinde karşı karşıya geliyor ve bir önceki post'a göz atmış olanların daha da net kavrayabileceği şahane bir durum çıkıyor ortaya..



Ekstra olarak; Bu da yine aynı galadan bir başka Guillermo mucizesi. Tek bir soruyla Al Pacino'ya kilit vuruyor. Sorunun absürdlüğü karşısında gülmekten ağlayabilmek mümkün, baştan uyarayım..


ps: Guillermo ile ilgili daha fazla video için; bkz. Youtube..

I'm f***ing Matt Damon!

Şimdi, hikayeye geçmeden önce kahramanları tanıyalım;

Jimmy Kimmel: ABC'de 'Beyaz Show' tadında bir programı olan televizyon karakteri..

Sarah Silverman: Stand-up insanı. Özellikle bel altı esprileri ve arsızlığıyla nam salmış bir bayan kendisi. Hani topluluk içinde diline düşmek istemeyeceğiniz türden..

Matt Damon: Bildiğin Matt Damon işte..

Sadede gelelim;

Jimmy'nin, nasıl ki Beyaz'ın Sezen Aksu takıntısı varsa, farklı türde de olsa bir Matt Damon takıntısı var. Her programının sonunda Matt Damon'ın konukları arasında olduğunu ancak süreleri dolduğu için kendisini ağırlayamayacaklarını söyleyip bunu bir ritüele çeviriyor. Ancak, bir süre tekrar eden bu durum sonrası Matt Damon gerçekten de Jimmy Kimmel'ın şovuna konuk oluyor ve hikayemiz tam olarak da burada başlıyor..

İlgili videolardan ilkini izleyelim öyleyse;



Kurgu olduğundan şüphe duymadığım bu misafirlik sonrası Sarah Silverman'ın da yolu Jimmy'nin şovuna düşüyor. Bir süre havadan, sudan konuştuktan sonra Sarah, Jimmy'e bir sürprizi olduğunu söylüyor. Sürprizinin içeriğiyse hayli ilginç;



Jimmy'nin, Sarah tarafından kendisine yapılan bu sürprize cevabıysa gecikmiyor. Mağarasına çekilip intikam planları üzerinde çalıştığını söyleyen Jimmy, birisi elinden sevdiği bir şeyi alırsa, karşısındakine aynı şekilde karşılık vereceğini vurguluyor ve bunu kendi yöntemleriyle kanıtlıyor;



Şahsen, Sarah Silverman-Matt Damon ortaklaşa çalışmasını çok daha eğlenceli bulduğumu söyleyebilirim. Jimmy, intikamını aynı ayak izlerine tersten basarak almak isteyince -her ne kadar muazzam bir kadro desteğiyle de olsa- tam olarak sonuca ulaşamamış gibi. Hoş, bütün bunları eğlenceli bir atışmanın parçaları olarak gördüğümüzde ortaya çıkan tablo da bir hayli keyifli oluyor aslında..

Kendi adıma konuşmak gerekirse bazı bölümlerde çokça güldüğümü itiraf etmeliyim. Özellikle Matt Damon'ın, 'on the bed, on the floor..' şeklinde giriş yaptığı bölümdeki jest ve mimikleri olağanüstü. Ayrıca, 'I'm amfa, amfa who?!' sözleriyle süslü rapper bölümü de eklemeden geçemeyeceğim..

Neyse, dediğim gibi; sevimli videolar.. Bir göz atmakta yarar var..

01 March 2008

See you in another life brother!




Aşağıdaki link'te,
Lost'la ilgili şu ana kadar üretilmiş sayısız teoriden en akla yatkın olanı bulunmakta..

http://www.delicezeytin.net.nyud.net:8080/?page_id=272


Bahsi geçen kaynakta yer alan bilgilerin, ilgilenenler için
Lost'a dair fazlasıyla geniş bir algı kapısı açtığını söyleyebilirim..

Ayrıca, -yanlış hatırlamıyorsam- üçüncü sezon finalinden sonra YouTube'a düşmüş olan, 'Casimir Effect' konseptli 'The Orchid orientation film'i de yazıya eklemeyi uygun gördüm. 4. sezonun 5. bölümü olan 'The Constant'ı izleyenler, bu videoyla birlikte kafalarını kurcalayan kimi sorulara cevap bulabilirler..





Ha bir de yeri gelmişken;



spoiler
- spoiler - spoiler - spoiler - spoiler




spoiler - spoiler - spoiler - spoiler - spoiler


Desmond'ın ellerinden öper, aksanını hayranlıkla takdir eder, aşağıdaki soruyla da suyunu çıkardığım bir post'un daha sonuna geldiğimi müjdelerim;

If anything goes wrong, who will be my constant?