27 September 2008

Öze dönüş; pasa dayalı sistem..



Barcelona için, ikinci yarıyı 10 kişi oynayan Espanyol'u, son dakikada gelen tartışmalı bir penaltı golüyle yenmiş olmak çok da parlak bir başarı sayılmayabilir elbette..

Ancak bu maçın, Barcelona için bir dönüm noktası olacağına dair garip bir inanç taşımaktayım..

Öncelikle, derbide alınan bu galibiyet takıma büyük bir moral verecektir. Ayrıca, güven problemi yaşayan Katalanlar, tek kale oynadıkları ikinci yarıda geriden gelip maçı çevirerek, geçici de olsa bu sorundan kurtulmuş oldular..

Artık, istediklerinde durumu lehlerine çevirme potansiyeline sahip olduklarının farkındalar. Bundan sonraki maçlarda geriye düştüklerinde daha az paniğe kapılacaklar..



Guardiola'nın da önemli bir sınavı başarıyla atlattığını belirtmek lazım. Özellikle de yenik durumda olan takımını, paniğe kapılmadan oynatabildiği için. İkinci yarının başından, son düdüğe kadar, (rakibin eksik kalmasının da avantajıyla) sürekli top çeviren ve bilinçli hücum eden bir Barcelona izledik. Kariyerinin en önemli dönemine sıkıntılı bir başlangıç yapan teknik adam için, hele ki bir derbi maçında bu iradeyi gösterebilmek oldukça önemli..

Tabii, yerinde değişikliklerle oyuna pozitif müdahalede bulunduğunu da belirtmek lazım. Hücum hattında kullanabileceği ne kadar koz varsa hepsini sahaya sürdü Guardiola..

Son yarım saatte Eto'o, Henry, Bojan ve Messi aynı anda sahadaydı dersem daha açıklayıcı olur sanırım. Ama böyle bir dörtlü, hemen arkalarında Iniesta, Xavi, Keita üçlüsü ve ofansif bek Dani Alves'li bir 11'le sahada olmalarına rağmen bilinçsizce hücum etmediler. Farkı yaratan da bu oldu zaten. Körü körüne, sahaya forvetler mangası sürüp gol aramadı Katalanlar..

Messi sağ kanada açılıp Alves'e, Henry ve Eto'o dönüşümlü olarak sol kanada kaçıp Iniesta'ya, Bojan ve Keita da ortaya yaklaşıp Xavi'ye boş alan bulma konusunda yardımcı oldu. Zaten golleri getiren de ısrarla sistemi bozmadan hücum etmeleriydi..

Öyle ki galibiyeti getiren penaltı golüne sebebiyet veren pozisyonu dahi, uzatma dakikalarının son saniyelerinde olmalarına rağmen şişirme bir topla değil, Messi'nin Eto'o'ya verdiği ara pas sonucu yakaladılar..

Burada Xavi'ye de ayrı bir paragraf açmak lazım..

Neredeyse bütün hücumlar onunla başladı ve aldığı her topu olumlu kullanmayı başardı. Bir yerden sonra acaba hata yapacak mı diye özellikle dikkat etsem de Alves'in çizgiye indiği bir pozisyondaki auta giden ara pası dışında tek bir hata dahi yapmadı. Aldı, verdi, oyunu kanatlara açtı, sıkışan kanatlara yaklaşıp topu aldı, diğer tarafa döndü, verkaça girdi, ilk golde Henry'e 35-40 metrelik bir pasla olağanüstü bir asist yaptı, yani kısaca oyuna ve takımının hücumlarına yön veren isim oldu..

Guardiola, futbolculuğunda en iyi yaptığı işi; bol paslı oyunu takıma yavaş yavaş enjekte ediyor. Zaten, Barcelona'nın karakterini yansıtan oyun tarzı da tam olarak bu. Ayrıca elinde, zamanında en iyi şekilde yaptığı işi layıkıyla yerine getirebilecek Xavi gibi bir isme de sahip..

Özetle; eldeki kadro, -kaleci hariç- oldukça kaliteli, malzeme gayet bol. Bu malzemeden çıkacak yemeğe ise Guardiola karar verecek. İlk başlarda tökezlemesi gayet normal. Hatta sistem oturana kadar, kısa vadede yine sürpriz puan kayıpları yaşayabilirler. Ancak Pep'in bu akşamki mönüsü gelecek için bana umut vermedi dersem yalan olur. Skor ne olursa olsun, sistemden taviz vermeden, dirayetli bir oyunda ısrarcı olmasını da en önemli artısı olarak kenara yazıyorum..

İlk sezonunda Rijkaard'ın yaşadıklarını hatırlayanlar, kulübün kendi öz evladına da aynı krediyi hatta fazlasını tanıyacağını öngörmekte zorlanmayacaktır. Önemli olan, Guardiola'nın ufak rötuşlarla yavaş yavaş belirli bir oyun sistemi yaratabilmesi ve futbolcuların da arzulu oyunlarıyla ona ayak uydurması. Gerisi zaten gelecektir..

No comments: