15 January 2008

Ricard Rubio ve altyapı basketbolu




Ricard Rubio, tahmin ediyorum ki bu yazıyı okuyan birçok insanın henüz adını dahi duymadığı, '90 doğumlu bir basketbolcu. Dolayısıyla konuya girmeden önce Rubio ile ilgili daha ayrıntılı bir bilgi vermek gerekirse; son dönemde, altyapılar düzeyinde oldukça başarılı sonuçlara imza atan İspanyol basketbolunun, Pau Gasol, Juan Carlos Navarro, Jose Calderon, Rudy Fernandez ve Sergio Rodriguez gibi oyuncular sonrası yetiştirmekte olduğu en önemli yıldız adayı diyebiliriz kendisi için.

Joventut Badalona forması giyen Rubio, takımının ULEB Cup dahilinde Türk Telekom'la oynadığı karşılaşmayla birlikte geçtiğimiz günlerde ilk kez Türk seyircilerin önüne çıktı. Maçta 28 dakika sahada kalan genç oyuncu, mücadeleyi 29 sayı, 10 asist, 3 top çalma ile tamamlarken, salondaki birçok kişi izledikleri bu ismin kim olduğu konusunda meraka düşmüştü bile.

Aslında
Ricky'nin sahneye çıkışı için biraz daha gerilere dönmemiz gerekiyor. İspanya 1. Basketbol Ligi ACB'de mücadele eden en genç oyuncu olarak tarihe geçen Rubio, bu sezona kadar yaş ve tecrübe eksikliği nedeniyle çok da fazla forma şansı bulamadı. Ancak 2006 yılında ülkesinde düzenlenen Yıldız Erkekler Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda sergilediği performans, kulaktan kulağa yeni bir basketbol mucizesinin doğuşunu müjdeliyordu.

Turnuvayı;
23.3 sayı, 12.8 ribaunt, 7.1 asist ve 6.5 top çalma ortalamaları ile tamamlayan oyuncu, özellikle final maçında Rusya'ya karşı inanılmaz bir performans ortaya koyarak, İspanya'yı şampiyonluğa taşıyan en önemli isim oldu.

İki uzatmaya giden maçta, toplam 49 dakika sahada kalan
Rubio, mücadeleyi 51 sayı, 24 ribaunt, 12 asist ve 7 top çalma ile tamamlarken, takımının 110-106'lık galibiyetinde başrolü oynadı.

Özetle; 1.92 boyunda olan ve point guard pozisyonunda görev yapan oyuncu, pozisyonuna göre hayli yüksek olan ribaunt ortalaması, hücumdaki ekstra potansiyeli, bunun yanında -6.5'luk top çalma istatistiğinden de anlaşıldığı üzere- savunmaya verdiği önem ile gelecekte büyük bir yıldız olacağının sinyallerini vermeye daha o günden başlamıştı.

Gelelim değinmek istediğim konuya;

Burada dikkat edilmesi gereken nokta; İspanyol antrenörlerin, oyuncunun gelişimini sürekli hale getirmek için özel bir yöntem geliştirmiş olması. Zamanında
Efes Pilsen altyapısının, Hidayet Türkoğlu için de uygulamış olduğu bu yönteme göre; boy olarak kendi yaş grubunda forvet pozisyonunda görev yapması doğal karşılanabilecek bir oyuncu, fundamental olarak gelişiminin hızlandırılması amacıyla henüz altyapılar düzeyinde guard pozisyonuna kaydırılarak çok yönlü bir oyuncu haline getirilmekte.

Bu sayede İspanyol basketboluna adım adım, oyun görüşü ve top hakimiyeti en az kalburüstü bir point guard kadar geliştirilmiş ancak 1 numara dışında 2 ve 3 numaralı pozisyonlarda da görev yapabilecek bir oyuncu kazandırılıyor.

Özellikle son dönemde NBA'de başarıyla görev yapan Avrupalı oyunculara göz attığımızda, "
Onları bu başarıya taşıyan en önemli etken nedir?" sorusunun cevabı olarak, "Gerçek pozisyonlarının gerektirdiği meziyetlerin dışındaki özelliklere de sahip olmalarıdır" diyebiliyorsak, tercih edilen yolun ne denli olumlu olduğunu da kavrayabileceğimizi düşünüyorum.

Örnek vermek gerekirse; bir şutör guard kadar düzgün bir bileğe sahip
Dirk Nowitzki, post-up oyunları üst düzeyde ve pas özelliği kuvvetli bir Pau Gasol, vasatın üzerindeki bir uzun oyuncunun boyalı alandan bulduğu sayı ortalamasına sahip bir point guard olan Tony Parker ilk akla gelen isimler.

Ricard Rubio'nun bu örneklerin düzeyine erişip erişemeyeceğini zaman gösterecek ancak buradan alınması gereken bir ders olduğu da aşikar.

Lakin bu sezon
Pınar Karşıyaka forması giyen ve önceki sezonlarda da Efes Pilsen, Galatasaray ve Beykoz'da boy gösteren Valentin Pastal'ın gelişimine göz attığımızda bu derslerin pek de layıkıyla alınmadığını görebiliriz.

Minik, yıldız ve genç kategorilerinde
Efes Pilsen altyapısında görev yapan Pastal, o dönemlerde kendi yaş grubunun en dominant oyuncularından birisi olarak göze çarparken, pivot pozisyonunda görev yapıyordu. İlerleyen seneler fiziksel olarak kendisine pek de bir şey katmamış olacak ki oyuncunun bundan 7-8 sene öncesindeki vücut yapısı ile şimdiki vücut yapısı arasında kalınlık dışında pek de göze çarpan bir fark yok. Bunun bir sonucu olarak da (A) takımlar düzeyinde pivot pozisyonu için yeterli fiziğe sahip olmadığından dolayı, Karşıyaka ve formasını giydiği diğer takımlarda zaman zaman 2 ve 4, genellikle de 3 numaralı pozisyonlarda görev yapmak zorunda kalıyor.

İşte problem de burada başlıyor. Zira altyapılarda kendi jenerasyonunun en önemli oyuncuları içerisinde ilk 10'a girebilecek düzeyde bir potansiyele sahip bu oyuncuya şu andaki pozisyonu yerine herhangi bir uzun oyuncuya verilen temel basketbol eğitimi verildiği için amiyane tabirle birinci lig düzeyinde hayli sıradan, zaman zaman da diğer oyuncular arasında sırıtan bir oyuncu izliyoruz.

Aslında bu tip hataları -
Hidayet ve Ersan benzeri birkaç örnek dışında- Türk basketbolunun genel düşünce yapısı ve buna bağlı hatalar olarak göstermek çok da adilane değil, farkındayım. Keza Avrupa genelinde bu tip hatalar sıklıkla yapılmakta. Ancak en azından bundan sonrası için daha özel önlemler alınabilir diye düşünmekteyim.

Takdir edersiniz ki bu tip standart dışı oyuncuları bulmak pek de kolay olmasa gerek. Elzem olan; benzeri örneklerle karşılaşıldığında, bu örneklerin gelişimini maksimuma çıkaracak hamleleri yapmaktan geçiyor.

Umuyorum ki
Ricard Rubio bu gelişimini sürdürüp NBA'de bile parmakla gösterilecek oyunculardan bir tanesi olacak. Ki aynı dileği bizim oyuncularımız için de yineliyorum. '87 ve sonrası doğumlu oyuncularımız içerisinde -Ersan İlyasova'yı bir kenara koyacak olursak-; Oğuz Savaş, Mehmet Yağmur, Ömer Aşık, Cenk Akyol, Serhat Çetin, Emre Bayav, Barış Hersek, Doğuş Balbay, İsmet Hacıoğlu, Mehmet Şahan, Bora Hun Paçun, Mehmet Şen, Birkan Batuk, Erdinç Balto, İbrahim Yıldırım gibi oyuncular, bu potansiyeli zorlayabilecek düzeyde. Hepsi de yıldız olsun demiyorum ama hiç değilse 2-3 tanesinin bu düzeye gelebileceğini umarak, ulaşılmaz bir hayal tasarladığıma da inanmıyorum açıkçası.

Sözün özü; Türk basketbolu özellikle
'79 jenerasyonu ile birlikte çok iyi bir ivme yakalamış durumda. Altyapıdan üst kademelere geçişte ve yönetim düzeyinde yapılan hatalar ise kimi zaman bu ivmeyi örselemekte. Dilerim ki bu süre zarfında kaybolup giden onlarca altyapı yıldızı ve diğer basketbol ülkelerinin doğruları Türk basketboluna yön veren ya da yön vermeyi planlayan insanlar için bir ders teşkil eder ve aynı hatalar yinelenmez.

Tabii bir de unutmadan; bütün bu işlerin, temele konulan her doğru tuğlanın, yapının geleceğini sağlamlaştırdığını unutmayan, yaratıcı ve bir o kadar da profesyonel yöneticiler sayesinde gerçekleştirilebileceğini hatırlatmak isterim. Bizdeki gibi; rant avcısı tanıdık yüzler ile bu işlerin yürümediği, şu ana kadar maalesef ki birçok kere kanıtlandı.

No comments: