15 January 2008

Petre'yi hatırlayan var mı?




Futbol, Türkiye’de her zaman için yergiye açık bir müessese olmuştur. Bundaki en büyük neden ise; ilgi sahibi olup, bilgi sahibi olmayan insanların, maalesef ki rant pastasından en büyük payı alıp, bu spor dalının yüzleri olarak ekranlarda boy göstermesi.

Bununla birlikte; kalite yoksunluğu, avamlık, kitle uyuşturuculuğu vb. suçlamaları, her platformda üzerine toplayan futbol, faydalanmak isteyene hayli cömert imkanlar sunan bir meşgale olduğunu birçok defa kanıtlasa da üzerindeki bu kamburu bir türlü atamayarak, gün be gün erimeye devam etmekte.

Sporun, hayata olan paralelliği ve kendi içindeki hikayelerinden bihaber tabela yazarlarımız ise, geçtiğimiz yıllarda, bu hikayelerden bir tanesini daha ıskalayarak, bu yüzeysellikten şikayetçi birçok sporseverin ekmeğine yağ sürmeye devam etti.

14 Eylül 2006'da oynanan
Beşiktaş-CSKA Sofia UEFA Kupası 1. tur ilk maçında bütün gözler, Beşiktaş'ın yeni transferleri; Delgado, Ricardinho ve Nobre'nin üzerindeydi. Sezonun ilk Avrupa Kupası maçında, yeni oyuncularının nasıl bir performans göstereceğini merak eden taraftarlar da stadı doldurarak görevlerini yerine getirmişlerdi.

Rakip
CSKA Sofia, bundan birkaç sezon öncesinde Galatasaray ile eşleşmiş, iki ayaklı bu randevudan galip ayrılan Galatasaray olmuştu. o zamanki kadrosundan Velizar Dimitrov, Ivaylo Petrov ve Yordan Todorov gibi isimleri kadrosunda muhafaza eden CSKA'da bu tanıdık yüzlerin yanında dikkati çeken bir isim daha vardı; Florentin Petre.

Menajerlik oyunlarına, saatlerini ve dahi günlerini harcamış olan birçok futbolseverin yakından tanıdığı Rumen oyuncu,
Dinamo Bükreş forması altında sergilediği başarılı oyunla, '90'lı yılların sonuna doğru adını duyurmaya başladı. Orta sahanın sağında ve ortasında mücadele eden Petre, hızı ve tekniği ile dikkat çekiyordu. yıldızı bu kadar çabuk parlayınca, doğal olarak hakkında çıkan transfer dedikoduları da artmaya başladı. Manchester United gibi Avrupa devlerinin, Dinamo Bükreş'in kapısını aşındırdığı bile söyleniyordu. Kısacası Petre için işler yolunda gidiyordu, ta ki o talihsiz kazaya kadar...

2000-2001 sezonu öncesinde, ailesi ile Tuna Nehri kıyısında balık tutmaya giden
Petre'nin oltası, başının üzerindeki güç kablolarına takılınca, vücudu yüksek voltajda elektrik akımına maruz kaldı. Yaşadığı şok öylesine büyüktü ki ailesi, bu sırada Petre'nin gözlerinden kan, ağzından ise köpükler geldiğini söyledi ancak doktorlar, apar topar hastaneye götürülen Petre'yi zor da olsa hayata döndürmeyi başardılar. Altı hafta hastanede kaldı. yapılan kontroller, bir daha futbola dönemeyeceğini işaret ediyordu ama o pes etmek yerine, mücadele etmeyi tercih etti.
30 Mart 2002'de oynanan
Dinamo Bükreş-Otelul Galati maçında sahaya çıktığında, talihsiz kazanın üzerinden 18 ay geçmişti. Başına gelen nasıl büyük bir talihsizlik ise geri dönebilmesi de o kadar büyük bir mucizeydi.

2004-2005 sezonunda, Şampiyonlar Ligi'nde
Manchester United ile eşleştiler. Bir zamanlar peşinden koşan 'Kırmızı Şeytanlar'a karşı oynayacağını duyduğunda ağzından dökülenler; "Benim için Manchester'a karşı oynamak bir rüya" oldu.

Ve aynı
Florentin Petre, 14 Eylül 2006'da İnönü Stadı çimlerine ayak bastı. Üzerindeki; Manchester United ya da herhangi bir Avrupa devinin değil, Bulgaristan Ligi'nin iddialı, Avrupa'nın sıradan takımlarından CSKA Sofia'nın formasıydı.

O talihsiz kazadan önce, kendisi için tasarladığı gelecek bu değildi elbette. Büyük bir Avrupa takımında top oynamak, Barcelona-Milano-Londra gibi şehirlerde yaşamak, üst düzey turnuvalarda mücadele etmek, posterleriyle duvarları süslemek çok daha cazip geliyordu doğal olarak.

Ama görüldüğü gibi hayat; beklentileri doğrultusunda bir yaşama sahip olmak isteyenlere, daima eşit mesafede olamayabiliyor. Yine de
Petre, hayata ve futbola tekrardan tutunarak, almayı bilenlere güzel bir ders verdi demek hayli mümkün.

Her hayal kırıklığında sahneden çekilenlere, unuttukları noktayı hatırlatması dileğiyle...

No comments: