15 January 2008

Lloyd Daniels




Türkiye'ye gelmiş en büyük basketbol efsanesidir bu adam. Kendisini izlerken aldığı keyfi, ne Petar Naumoski'de, ne David Rivers'ta, ne de Mahmoud Abdul-Rauf'ta tadamamış bir insan olarak, ortaokul zamanlarımda da olsa Galatasaray formasını giydiği '97-'98 sezonunu takip edebilmiş olmaktan dolayı kendimi oldukça şanslı hissettiğimi belirtmem gerek.

Detaylara girmek gerekirse; kaşları yoktur ya da yokluk sınırındadır.
NYPD Narkotik Şube'de kaydı bulunduğundan emin olduğum 'Swee'pea' lakaplı oyuncu, NBA'in en büyük yıldızlarından birisi olabilecekken, uyuşturucu nedeniyle kariyerini heba etmiştir. '67 Brooklyn/New York doğumlu Daniels, memleketi New York'ta sokak basketbolunun efsane isimlerinden birisi olarak kabul edilir. Hatta kendisini asfalt zeminde izleme şansına erişmiş olanlara göre, "Parkede Jordan neyse, sokakta da Daniels o'dur".

'94 yılında Queen's'te uyuşturucu pazarlığı yaparken vurulan ve ölümün eşiğinden dönen bu adamla ilgili hafızamda kalanları yokladığımda, her seferinde Galatasaray'ın Cagiva Varese ile oynadığı Avrupa Kupası maçı canlanıyor gözümde. İlk hatırladığım; maçın Ayhan Şahenk'te oynandığı. Varese'nin o zamanki kadrosunda, Gianmarco Pozzecco, Giacomo Galanda ve Alessandro De Pol gibi isimler olduğunu söylersem, sanırım Sarı-Kırmızılı takım için ne denli zor bir maç olduğu tahmin edilebilir.

İşte bu maçın ilk yarısını izleyenler, Türkiye'de şu ana kadar basketbol alanında sergilenen en iyi '
one man show'a tanıklık etmiş ayrıcalıklı bir kesimdir benim gözümde. Neden olarak Daniels'ın, ilk yarıyı 9'da 8 üç sayı isabeti ve 30 sayı ile tamamladığını ve son üçlüğünü yarı sahanın sadece birkaç adım önünden attığını söylemem yeterli olacaktır sanırım. Bu arada 'Mr. Ego' Pozzecco'nun da bu performans karşısında sinirden kudurduğunu da eklemeden geçemeyeceğim.

Ha ikinci yarıda ne oldu derseniz,
Lloyd Daniels maçı 33 sayıyla tamamladı. 'Swee'pea'nin ikinci yarıdaki bu hayal kırıklığı yaratan performansını, ilk yarının sonlarında De Pol'ün darbesi sonucu yaşadığı sakatlığa bağlıyor göz gezdirdiğim kaynaklar ancak tam olarak hatırlayamadığım için bir şey diyemiyorum. Soyunma odasında iki nefes alıp çıkmış da olabilir ikinci yarıya, bilemem. Tabii bu sıra dışı performanstan bahsederken, Tofaş'a karşı 36 sayıyla oynadığı maçı da bir dip not olarak düşmek lazım.

Neyse, diyeceğim o ki; böyle çaktırmadan, bir anda gelip geçen bir adamdı kendisi. Ancak hafızama, silinmemek üzere kazınmış olarak ayrıldı buralardan. Daha sonraları, kısa süreli bir
Toronto Raptors macerası yaşadı. Ancak, San Antonio Spurs, Philadelphia 76'ers, Los Angeles Lakers, Sacramento Kings, New Jersey Nets ve Avrupa'daki Galatasaray, AEK ve Scavolini Pesaro maceralarında olduğu gibi burada da kalıcı olamadı ve çekildi sahneden.

Şimdi nerelerde, ne yapıyor bilmiyorum ama dünyanın en büyük yeteneklerinden birisi olarak, içine düştüğü bataktan bir türlü çıkamaması, hem kendisi, hem hayranları, hem de basketbol için büyük bir kayıp olarak geçti tarihe. Özlüyoruz efendim, kendisini ve kendisi gibileri...

No comments: